AKP hakkında bilmek istemediğimiz her şey ve tek şey

Evet, AKP, Türkiye'nin gelmiş geçmiş en pragmatik partisi. </br>Evet, AKP'nin üzerinde açık açık konuşmadığı çok net, hatta aşırı net bir 'siyasi' hedefi var.

Evet, AKP, Türkiye'nin gelmiş geçmiş en pragmatik partisi.
Evet, AKP'nin üzerinde açık açık konuşmadığı çok net, hatta aşırı net bir 'siyasi' hedefi var.
AKP'nin 'siyasi hedefi' ortalama 15 bin dolar. Kişi başına 15 bin dolarlık milli gelir.
Bunu ekonomik bir hedef olarak görürseniz en büyük yanılgıya düşersiniz.
AKP'yi yanlış yorumlarsınız. Bazı muammaları açıklayamazsınız. Bu, ekonomik görünümlü ama tamamıyla 'siyasi' bir hedef. Hem de ivedi bir siyasi hedef.
15 bin dolar eşittir demokrasi. 15 bin dolar eşittir ordunun elini kolunu bağlamak.
15 bin dolar Avrupa müktesebatı ocağında kıvamına gelene kadar pişerse, Türkiye'de demokrasi 'geri döndürülemez noktaya' gelecektir.
Dünyada yaygın bir görüş, milli geliri 6-8 bin dolar aralığına gelmiş ülkelerin, demokraside 'tipping point'i, yani 'ani sıçrama noktasını' yakaladıklarını söylüyor. 'Singapur' gibi küçük istisnaları olsa da
bu görüş, özellikle 'dünyanın demokrasi fakirleri' tarafından zaman zaman biçarelikten de olsa kabul görüyor.
Bu ampirik öngörüyü yanlışlamak için Rusya ve Çin gibi ülkeler bugünlerde çok kafa yoruyorlar, otoriter bir rejimden vazgeçmeden zenginleşmenin yolunu döne döne arıyorlar.
Rusya-Çin 'düşünce grubu' kendine aniden bir 'hayran' buluyor: Türk ordusu.
Türk ordusu, 'Karanlık Savaşlar' kavramıyla 'serbest piyasa ekonomisi'ni bile 'güvenlik' kapsamına almayı deniyor. Allah kolaylık versin. Bunu Marx bile başaramadı.
Serbest piyasa ekonomisini basit bir 'ulusal güvenlik' sorunu haline getiremedi demek istiyorum. Üstelik Marx binlerce sayfa yazdı, bizim Genelkurmayımız olsa olsa benden daha sık yazıyor, o kadar.
İşi çılgınlığa vardırmayı düşünmüyorlarsa, ordunun işi çok zor. Fellik fellik kendine bir 'karşı ideloji' yaratmaya uğraşıyor. Kapitalizmde 'demokrasi'den ve 'demokrat'lıktan toplum ve Cumhuriyet düşmanı ideoloji yaratmak, sudan heykel yapmaya çalışmak gibi bir şey. Mümkün, ama büyük yaratıcılık gerektiyor. Halbuki 12 Eylül'ün taş gibi 'ideoloji'leri ne kadar kullanışlıydı.
Sonunda iş geliyor, PKK'ya sığınıyor. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti'nin varlık ve yokluk sorunu PKK'ya bağlanıyor. Buna en çok inanmak isteyen ve en çok sevinen de PKK olsa gerek. Çünkü var oldukları günden beri kimse onlara bu raddede bir ehemmiyet atfetmedi.
Nitekim, 'Economist'in son sayısında PKK'nın emelinin Türk ordusunu Irak'a çekmek ve Amerika'yla karşı karşıya getirmek olduğundan bahsediliyor.
Bu arada AKP ne düşünüyor? 'Bir yanlış yaptım' diye düşünüyor. 'Demokrasi
için 6-8 bin dolar aralığına güvendim ama yanılmışım. Ben de 10 bin doları, 15 bin doları denerim. Kaç dolarda tutarsa, kıvamına gelirse artık.'
Üstelik AKP'nin Türkiye'yi çekmek istediği 'matematiksel demokrasi' noktası yalnızca 'cunta'yı değil, 'şeriat'ı ve her türlü otoriter rejimi de devre dışında bırakacak bir nokta.
Petrol zengini bir kraliyet değilsen, o gelir düzeyinde 'dini' bir düzen cuntadan bile daha zor, hatta imkânsız.
Bu noktaya varana kadar, AKP'nin gündeminde başka bir siyaset olduğunu ben
artık düşünemiyorum. AKP'nin stratejisi basit: "Önce 'milli gelir', gerisi sonra gelir."
İşte siyaseten bu basitliğin, bu netliğin, bu 'odaklanmış'lığın, bu 'ideolojisizliğin' karşısında durmak çok zor. Bu basitlik, her türlü askeri çevirmenin etrafından 'daha fazla demokrasi adına' su gibi akacak gibi duruyor.
Çünkü tabiatı gereği pragmatik olan ordu, kendine 'karşı ideoloji' yaratmaya çalışırken, sanırım AKP'de pragmatik 'antitez'ini yarattı. Bu memlekete demokrasi gelecekse bunun istihkâm birliği AKP olacak. Bu benim için gün gibi aşikâr. Yarın AKP, Kemal Derviş'i Cumhurbaşkanlığı'na
aday gösterirse ben şaşırmam. Şaşırana da şaşarım. Başörtülü Cumhurbaşkanı eşi de olur bu '15'e giden yolda, çok zorlarsanız ecnebi 'first lady' de. Yeter ki Sezer mayası olmasın başkumandanda.
Ama benim oyum Baskın Oran'a. 40 yılda bir 'yüreğimin yağını eritecek' bir aday bulmuşum, artık herkes kendi yoluna.
Meclis kürsüsünde bir dakikaymış, üç dakikaymış, Baskın Oran, sen takma kafana. Kimileri bir dakikada başkasının bir yılda söylediğini veya söyleyemediğini söyler. 'Seninle bir dakika' umutlandırıyor bizi.
Bu arada her âlemin arşından poz çakan 'çelebi' köşe yazarlarına da kanma. Yalnızca 'hippiler'le 'kimsesizler' değil, mesela annem de oy verecek sana.
Hem de sıfır telkinle. Kendi kendine.
Annem bana dedi ki: "Benim oyum Baskın Oran'a" sonra ekledi, "Sakın babana söyleme!"
Duydun mu baba? Bu da Babalar Günü armağanım olsun sana.
Bu yıl sakın benden başka bir şey bekleme.
Ayrıca bu armağanım ortada fol yok yumurta yokken 'baba'lanmaya bayılan herkese.