AKP'nin olgunluk sınavı

Türk siyasetinin normalleşmesinin önündeki en büyük engellerden biri takiye varsayımıdır. Takiye varsayımı, Polanski'nin meşhur 'Rosemary'nin bebeği' filmindeki bebek gibidir.

Türk siyasetinin normalleşmesinin önündeki en büyük engellerden biri takiye varsayımıdır. Takiye varsayımı, Polanski'nin meşhur 'Rosemary'nin bebeği' filmindeki bebek gibidir. Kendi halinde güzeller güzeli bir kadından doğmuş, doğurtulmuş 'şeytanın oğludur'. Normalleşme yoluna girmiş bir demokrasinin merkezinde durmak için estetik olarak fazlasıyla 'gotik', siyasi olarak ziyâdesiyle 'ekstrem' ve felesefi olarak da her türlü çıkmaza açıktır.
Takiye taraftarlarının bir kısmı iflah olmaz noktadadırlar. Bunlar için takiye vardır. Varsayım değildir. Doğruluğu da, yanlışlığı da sınanamaz.
Ama takiye taraftarlarının büyük bir kısmı, zaman göstermiştir ki, takiye varsayımını sınamaya açıktırlar. Bu kişilerin korkusu 'patolojik' değil, hakikidir. Korkularıyla var olmamaktadırlar, Korkuları onlara bir yüktür. Ve bu korkularından karşı tarafı sınayarak vazgeçmeye hazırdırlar.
Peki bu sınama nasıl gerçekleşir? Bu sınama, takiye suçlamasının tabiatı gereği, ifade ve ikna yoluyla mümkün değildir. Sonu yalan makinesine varır. Bu sınama ancak 'İKTİDAR' ile mümkündür.
Yine hatırlayalım, beş yıllık hafıza kâfi, AKP 2002 seçimlerine de 'takiye' suçlamalarıyla girmiş ve çıkmıştır. Takiye yapan AKP'nin seçim sonrasında AB'den yan çizeceği, bir önceki hükümetin ekonomik politikalarından 'milli görüş' çekim alanı etkisiyle sapacağı ve takkesinin düşeceği öngörüsü ileri sürülmüştür. AKP bu öngörüyü büyük bir kesim için boşa çıkarmıştır. Bunu konuşarak, halleşerek değil, iktidarın hepsine olamasa bile bir kısmına sahip olarak gerçekleştirmiştir. Yani AKP, yarım iktidarıyla, bazı 'hakiki' korku sahiplerinin gözünde takiye sınavından geçmiştir. Artık gittikçe büyüyen bir kesim, memleketin yüzde 50'sinin 'gizli bir ajandanın ajanı' olduğu ihtimaline prim vermemektedir.
Takiye varsayımı da gittikçe marjinalleşmektedir. Sözün kısası 'takiye'nin nesli tükenmektedir.
Bu süreç sağlıklı ilerlerse 'patolojik' takiye varsayımını destekleyen iflah olmazlar, 'İslamcı' bir rejimi destekleyen marjinallerin oranına, yani yüzde 10'nun altında bir orana yerleşecektir. Bu da Türk siyasetini simetrikleştirecektir. Marjinal bir görüşü Türk siyasetinin merkezinden kenarına çekecektir. Panzehiri olduğu diğer bir marjinal görüşün, 'İslam fundemantalizmi'nin ta karşı geçesine savuracaktır.
Ama gelin görün ki, demokrasiden ziyade 'babakrasi'yi tercih eden bazı medya abileri, nesli tükenmeye yüz tutan yırtıcı 'takiye' hayvanını koruma altına almak ve evcilleştirmek istemektedirler. Bu hayvanın kuyruğunu bacaklarının arasına alıp kendi ormanına gittiğini görme ihtimali onların içini parçalamaktadır. Bu, mazbut bir sitedeki evini korumak için kaplan beslemek gibi bir şeydir.
O zaman da insan ister istemez merak ediyor, "O evin içinde ne var acaba?" diye.
Halk, yüzde 50'ye yakın oyla, Türk iktidar geleneğine birçok mesaj vermiştir. O mesajlardan biri de, artık bu takiye varsayımının bütünüyle sınanması arzusudur. Halk bu sınavda artık ciddi bir risk görmemektdir. Bu sınav da ancak ve ancak Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı olması ile mümkündür. Yarım iktidarıyla 'takiye anlamında' başarılı bir sınav vermiş AKP'nin olgunluk sınavındaki en zorlu sorusunun cevabı Abdullah Gül'dür. Son sınav Anayasa'nın öngördüğü iktidarın bütününden geçmektedir.
Toplum artık kendine yük olan bir korkuyu bütünüyle sırtından atmak istemektedir. Bu isteği görmezlikten gelmenin 'silahını teslim etmeme' arzusundan öte bir anlamı yoktur. Bir taraf "Hadi artık şu 'korku silahı'nın kurşunu kalmadı, silahı teslim et" diyor.
Diğer taraf da ısrarla, "Baba yadigârı silahımdan vazgeçmem, ama şöyle bir 'uzlaşma' yapabiliriz, bundan böyle üzerimde taşımam, yalnızca evimde
bulundurum" diye ültimatom veriyor.
İşte 'jest' budur: Bitirme sınavının gerçekleşmesini engellemek. AKP'yi 'okula' baş hademe yapıp, bir şekilde mezun etmemek. Bu açılmış bir blöftür, ya da siyasi bir rüşvet. AKP bu oyuna gelirse, 'korku köpeği' Türk siyasetinin merkezine ilelebet postu serecektir. Şimdilik ortalık yerde uyuyup kaşınıyor olması, gün geldiğinde havlayıp ısırmasını engellemeyecektir.
Abdullah Gül'ün adaylıktan çekilmesi, Türkiye'yi normalleştirmez. AKP'yi 'Türk norm'una getirir. AKP böyle bir 'jest' yaparsa, adama sorarlar, "Jestinizin karşılığında size nasıl bir jest yaptılar?" Bu soru da o zaman çok 'normal' bir soru olur.