Amerika, Türkiye'de demokrasi istiyor mu?

Amerika 'eski emperyalist' günlerinde uzak ülkelerde uzaktan kumandayla yönetilmeye yatkın kanlı faşist diktatörlükleri, cuntaları tercih ederdi. Sonra ne oldu da Amerika birden 'demokrasi havarisi' kesildi?

Amerika 'eski emperyalist' günlerinde uzak ülkelerde uzaktan kumandayla yönetilmeye yatkın kanlı faşist diktatörlükleri, cuntaları tercih ederdi. Sonra ne oldu da Amerika birden 'demokrasi havarisi' kesildi? Bir zamanlar desteklediği diktatörleri başdüşman ilan edip uzak ülkelerde neden bu kez 'demokrasi' tesis etmeye girişti?
Üstelik bu 'demokrasi ihracı' girişimi nasıl oldu da 'neo-con'lar dönemine denk geldi? Yani arkasında açık bir faşist ideoloji bulunan bir yönetimin dönemine.
'Amerika, Türkiye'de cunta istemez. Amerika orada burada şurada diktatörlük istemez' cümleleri uzun süredir siyasi analistlerin diline pelesenk oldu. Peki Amerika gerçekte ne istiyor? Demokrasi mi?
'Neo-con'ların ideolojisini biraz yakından incelerseniz. Öyle satır aralarını falan okumaya gerek yok. 'Neo-con'lar son kertede Amerika'da bile demokrasi istemiyor ki, mesela Türkiye'de istesin.
Amerika, hükmettiğini, hükmedebileceğini düşünüdüğü bölgede, uzun vadede 'homojen bir siyasi rejim' istiyor. Tabiatıyla bu rejimin bir 'neo-con rejimi' olmasını arzuluyor. Ve bu rejime de 'demokrasi' adını vermek istiyor. Ama gelin görün ki, 'neo-con demokrasisi'ne demokrasi diyebilmek için de 'neo-con' olmak lazım.
Bu yüzden Amerika, hükmettiğini düşündüğü bölgelerdeki 'yerel neo-con'ları keşfetmeye girişiyor. Bulamadığı yerlerde de bulabildiğiyle idare etmeye çalışıyor. Avrupa'da olduğu gibi. Başka tarihlerin, başka geleneklerin biçimlendirdiği farklı ülkelerde kabiliyetli 'neo-con'lar keşfetmek öyle sanıldığı kadar kolay bir şey değil. Bu yüzden bazı gelgitler olabiliyor.
Niye mi böyle istiyor Amerika? Çünkü dünya artık telefonla yönetilemiyor. Telefonlarla idare edilmeye çalışılan 'diktatörler', aniden televizyonlarda başka hatlardan konuşup cızırtı çıkarabiliyorlar. Periferiden merkeze değer aktarımı artık çuvalla, kovayla olmuyor. Çok daha karmaşık tek bir vücut gibi hareket ediyor dünya ekonomisi. Periferinin siyasi ya da ekonomik asabiyeti artık merkezi çok daha hızlı etkiliyebiliyor.
Amerika, kendini merkez alarak, merkezden periferiye azalan bir 'sınırlı global demokrasi' hayali kuruyor. Önce Avrupa'yı kuyruğuna takıyor. Ve belki de bu oyunda en çok kaybeden Avrupa oluyor. Çünkü Avrupa'nın ulaşmış olduğu demokrasi düzeyi 'neo-con hayali'ne epey fazla geliyor. Onun için biraz geriye çekilmesi gerekiyor. Aniden Avrupa'nın 'neo-con'ları yavaş yavaş Avrupa'nın kilit ülkelerinde iktidara geçmeye başlıyor. Avrupa'da demokrasi anlayışı gözle görülür bir şekilde geriliyor. Milliyetçiliğin şehvetini yavaş yavaş kaybettiği Avrupa'da, dışlayıcı, ırkçılığa teşne, toptan 'zenofob' yeni bir kimlik beliriyor: Avrupalılık. Yani bir nevi Amerikan tarzı milliyetçilik. Amerika eski Avrupa'yı hiç sevmezdi, bunu çocuklar bile bilirdi. Ama Amerika yeni Avrupa'yı seviyor. Bunu da çocuklar bile biliyor.
Çocukların bilmekte, anlamakta güçlük çekeceği yerler Türkiye gibi ülkeler.
Türkiye'deki kör, topal, şaşı demokrasi başlangıçta Amerikan 'neo-con'larına bile az geliyor.
'Neo-con' idealindeki seviyeye çekmek için bir parça ittiriyorlar. Türkiye'de demokrasinin ittirilebileceği tek noktayı bulup AKP'yi destekliyorlar. Hatta Türk'e oyuncak olsun diye 'ılımlı İslam' diye bir kavram bile atıyorlar ortaya. Ama bu 'ılımlı İslam' Amerika'nın Irak'ı işgalinde hiç de 'ılımlı' davranmıyor. Hatta bu konuda 'ılımlı' davranan Avrupa'ya, Türkiye Büyük Millet Meclisi haddi olmadan 'demokrasi dersi' bile veriyor.
Demek ki bu kadar demokrasi Türkiye'ye fazla olabiliyor. Amerika bunu bir kenara not ediyor. Amerika birdenbire 'eski Türkiye'yi özlemeye başlıyor.
Fakat Türkiye bu arada enteresan bir noktaya gelmiş bulunuyor. 'Neo-con siyaseti' Türkiye'de artık daha az demokrasi öngörüyor, ama dünya ekonomisi Türkiye'de daha fazla demokrasi istiyor. Bu ikilemi en iyi özetleyen sözleri Türkiye'yi yakından tanıyan yabancı bir yatırmıcı söylüyor. "Seçimlerde CHP'nin güçlü çıkmasından korkarız, AKP'nin kazanmasına seviniriz, ama en büyük korkumuz AKP'nin yüzde 40'tan fazla oy alması, çünkü o zaman ne olacağı belli olmaz. Yani 'onlar' için şimdilik 'ideal' olan, Türkiye'deki 'status quo'nun korunması, hep aynı ip üzerinde yürünmesi. Bu noktada sanki anlaşıyorlar."
'Neo-con'lar artık Türkiye'deki demokrasiyi indirip kaldıracak, ince ayar yapacak kulpları keşfetmiş durumdalar. Biraz daha fazla demokrasi için AKP'ye, biraz daha az demokrasi için orduya ve CHP'ye asılacaklar.
Bu cendereden çıkmanın tek yolu Amerika'nın ve 'neo-con'ların Türkiye için öngörmediği kadar 'fazla demokrasi' inşa edebilmek. Bu, komünist bir rejimde ekonomik olarak 'serbest bir bölge' kurmak kadar oyunbozan bir girişim olacaktır. Hong Kong misali.