Barış artık tesadüfidir

Başbakanımız kurduğu siyaset tahterevallisinden bir türlü inmiyor. </br>Bir o köşede. Bir bu köşede.

Başbakanımız kurduğu siyaset tahterevallisinden bir türlü inmiyor.
Bir o köşede. Bir bu köşede.
Elinde ateşten binbir sopa. Çeviriyor da çeviriyor. Birinden birini elinden kaçırırsa. Olsun. Ne olacaksa olsun. İnceldiği yerden kopsun. Ateş jonglörün elini bir sıyırır, sonra yere düşer, düştüğü yeri yakar.
Sanki bu oyunda elinden ateşi düşürse de, Başbakan kazanacak. Elinden ateşi düşürmese de, Başbakan kazanacak. Çünkü bu toprak ateş seviyor. Bu millet de cambaz seviyor.
Başbakan'ın ateşi en son Hasan Cemal'i yaktı. Barzani'ye mikrofon uzattı diye. Başbakan, Hasan Cemal'i tek kelâmda İmralı'ya Apo'nun yanına postaladı. Ha Barzani'yi konuşturmuş, ha Apo'yu, aynı şeymiş.
Hoş mümkün olsa, bir gazeteci niye Apo'yla röportaj yapmasın, onu da anlamak mümkün değil ya.
Sonra Başbakan tahterevallinin öte yanına tez yetişip emekli generallere çattı. Ya da birini birinden önce yaptı. Artık takibi mümkün değil.
Başbakanımız belli ki hiç eskimeyen bir Türk devlet şiarını yine sahneye koyuyor. Milliyetçilikse, onun âlâsını biz yaparız. Sosyalistlik, demokratlık, liberallikse onun da âlâsını biz yaparız. Kimse işimize karışmasın. Devlet biziz. Biz devletiz. Hem de onlardan daha âlâ devletiz.
Ve bu yeni devlet, yeni bir 'merkezi milliyetçilik' tesis etmeye çalışıyor. Barzani'yi Apo'yla aynı kefeye koyan bir devlet olarak siyasi yelpazenin en sağındayız. Ama bu duruma itidal, sabır ve temkinle yaklaşan bir devlet olarak öbür taraftayız. İkisini toplayın bölün ortasını alın, işte bizim muhafazakâr milliyetçiliğimiz. Soğukkanlı ama gözü herkesten kara. Nasıl, yakışır değil mi? Nihayet satıraralarını okuyarak bile olsa bir muhafazakâr milliyetçilik tarifi yapabildik. Bu bir aritmetik ortalama merkeziyetçiliği. Toplanamazları toplayıp ikiye bölmeyi deneme cambazlığı.
Bu tür milliyetçilik memleketi ateşe atar ama kendini ateşe atmaz. Bu tür milliyetçilik iki sonuca da açıktır. Savaşsa savaş. Barışsa barış. Bu ağırlıklı ortalama milliyetçiğinde savaşın da barışın da kralı
AKP olacaktır. Bu tür milliyetçilik böyle kritik bir dönemde yalnızca kendi selametini düşünmektedir. Savaş çıkarsa belli ki en önde olacaktır. Barış sürerse belli ki en tepede.
Bu iki eli de ağır milliyetçilik, geleceğe hükmetmeyi düşünmez, kendi geleceğini nasıl kurtaracağını düşünür. Bu arada Başbakan muhalefet erkânına da ince bir mesaj verir. Merkezi siz bizim için tesis etmeyeceksiniz, biz bu tesisatı kendi kendimize kurarız. Hem de öyle bir kurarız ki, sizi de ilelebet gölgede bırakırız.
Öte yandan bu tür milliyetçilik Amerika'nın ve Avrupa'nın bölge politikasına da cuk diye oturmaktadır.Kimsenin görmek işine gelmiyor ama onlar bu konuda iki kapıyı da açık bırakmıştır. Ön kapıyı da.
Yani barış kapısını. Arka kapıyı da. Yani savaş ve işgal kapısını. Sadece hangi kapı olacaksa durumu ona göre müzakere etmek istemektedirler. Ve müzakere de edeceklerdir.
Başbakan'ın itidalli çıkışları bu müzakereyi mümkün kılmak içindir. Yoksa bir barış ve demokrasi ihtimalini güçlendirmek için değil.
İki, hatta üstü kapalı olarak üç taraf bir masanın etrafında oturacak. Üç taraf da barışı ve savaşı aynı kefeye koyacak. Sadece şartlarını müzakere edecek.
Bu büyük kumardır. Çarkıfelek dönecek. Top yuvarlanacak. Nerede durursa o olacak. Savaşta durursa savaş, barışta durursa barış olacak. Nasılsa bütün taraflar artık ikisine de parayı basmış durumda.
Burada yuvarlanan top da hileli bir toptur.
Türk ve Kürt milliyetçiliği topudur.
Öyle görünüyor ki bütün bunların sonucunda barış ve demokrasi bahsi kazansa bile, bu bütünüyle keyfe keder, bütünüyle tesadüfi bir sonuç olacaktır.
Ve uzun süre tutunamayacaktır. Çünkü böyle bir arzunun gerçek bir öznesi hiçbir merkezi siyasi süreçte artık mevcut değildir Ertuğrul Özkök'ün siyasi tahterevallisine çok laf ettik ama Başbakanımız da aynı tahterevallide bir o yana bir bu yana koşturmuyor mu? Bir türlü birbirlerini aynı tarafta yakalayamıyorlar, o kadar.
Yine feleğin bir oyunu. Başka bir şey değil.