Ben değiştim artık, CHP'ye ve orduya güveniyorum

Bu ülkeye 'demokrasiyi' getirecek olan kişileri kimse etrafında aramasın. Eğer öyle birileri varsa, onlar şu anda 19-20 yaşlarındadır.

Bu ülkeye 'demokrasiyi' getirecek olan kişileri kimse etrafında aramasın. Eğer öyle birileri varsa, onlar şu anda 19-20 yaşlarındadır. Ya Harp Okulu'ndadır. Ya da CHP gençlik kollarında. Onların arasında, bu 'kurumlarda' sonuna kadar tutunmayı başarmış 'gizli demokrat'lar olabilirse, ancak onlar, belki bir gün bu ülkeye demokrasiyi getirebilir.
Hepimiz olmasa bile, çoğumuz artık bunu biliyoruz. Bu ülkeyi ancak bir nevi 'Glasnost' kurtarabilir. Bu ülkenin geleceği bundan böyle devletin partisinden, devletin ordusundan yetişen insanların basiretine bağlı. İlla umutlu olmak istiyorsanız, bir Gorbaçov, bir Yeltsin ümit edebilirsiniz. Sanırım bununla da yetinmek zorundasınız.
Ben yavaş yavaş bunu kabulleniyorum. Dahası, bu ülkede tek parti rejiminden bugüne dek hiç sapmasaydık, demokrasiye ulaşma şansımızın ve hızımızın çok daha yüksek olacağını düşünüyorum. Bugünlere tek partiyle gelmiş olsaydık, en azından bir parti içi muhalefet geleneği oluşacaktı. Bu gelenek, devlet partisi dışındaki muhalefet kadar 'densiz', 'haddini bilmez' ve 'itidal'den uzak olmayacaktı. Devletin ordusunun da hazmedebileceği bu muhalefet, kesintiye, darbeye uğramayacak ve bugünlere gelindiğinde daha sağlam bir muhalefet yapısı oluşturmuş olacaktı.
Türkiye'de siyasi süreci kesintiye uğratan belki de askeri darbeler değildir.
Tam tersine, belki de tek partiye ve devlete karşı yapılan 'demokrasi darbeleri' doğal siyasi sürecimizi aksatmıştır.
'Darbe'kavramını biraz objektif, demokrat ele alın artık. Yalnızca kendinize demokrat olmayın. Biz de az darbe yapmadık orduya, devlete, tek partiye, doğal sürece.
Açıkçası, benim gibi sıradan kişiler şu anda, ne Ankara siyasetinin kilidini çözecek 'siyasi çilingirlik' zanaatine sahipler, ne 'yüksek politika'nın çok gizli bilgi kırıntılarına hâkimler ne de 'askerin aklını okuma yarışmasına' davetliler.
E, bize ne kalıyor?
Bizim işimiz, artık başka telden çalmak.
Bu memleketin kopmayan tek teli, her zaman sinikliktir. ('Cynic' anlamında, insanın tabiatına ve samimiyetine duyulan derin şüphenin yarattığı acımasız alaycılık anlamında kullanılmıştır.)
Bu memlekette siniklik, öyle 'entel', elit, kibirli bir şey de değildir.
Bize din, dil, ırk, sınıf, yöre gözetmeden bahşedilmiş en güçlü duygudur siniklik.
Bir tür bilgelik olarak kabul edilir.
Taksi şoförü de siniktir, şu an Türkiye'nin çok sevilen birkaç köşe yazarı da siniktir.
Bir-iki tek atınca, bir işçi de siniktir. Köylüler, özellikle siyasete karşı bayağı siniktir.
İnsan düşünmeden edemiyor. Bu kadar adaletli dağıtılmış sinikliğin kaynağı nedir?
Oscar Wilde sinikliği, 'Her şeyin fiyatını bilmek ama hiçbir şeyin değerini bilmemek' olarak tanımlıyor.
Türkiye'yi, 'Hiçbir şeyin zırnık değeri olmayan ama her şeyin kallavi bedeli olan' bir ülke olarak tanımlamak da bütün her şeyin üzerine cuk diye oturuyor.
Böylece sinikliğin halkın da tercihi olduğunu kanıtlamış oldum.
Halkın tercihi olduğunu kanıtlamadan artık bu memlekette şurdan şuraya adım atmam.
Halkın gücüyle döndürülüp duran bir cumhuriyette yaşıyoruz.
Yok öyle 'salon demokratlığı' artık.
Son günlerde yazdığım bir-iki 'hezeyan' dolu yazının açıkası diğerleri arasında epey 'sırıttığını' düşünüyorum. Artık kendimi komik duruma düşürmek falan istemiyorum. Düştüğüm durumdan benim adıma hicap duyanlardan da özür diliyorum.
O korkunç hissi bilirim. Acemiliğime verin.
Türkiye'nin geleceğini anlamak için, kendimi bir umut, Sovyetler'in tarihini incelemeye vermeyi düşünüyorum. Karşınıza abuk sabuk fikirlerle çıkarsam bana insaflı davranacağınızdan eminim.
Çünkü bu ülkedeki en abuk şeyin ben olmadığını, siz de ben de gayet iyi biliyoruz.
Kim bilir, çekiç bir gece ansızın inmezse, belki çivi çiviyi söker.
Kimileri siyaset değiştirir, kimileri benim gibi meşrep.
İnsan dediğin kuş misali. İkinci bir emre kadar tabii.