Bir buçuğuncu cumhuriyet de var

Baykal muhasebesini yaptı. 'Niye kaybettik?' sorusuna muhteşem </br>bir cevap verdi. 'Onlar nasıl kazandıysa, biz öyle kaybettik.'

Baykal muhasebesini yaptı. 'Niye kaybettik?' sorusuna muhteşem
bir cevap verdi. 'Onlar nasıl kazandıysa, biz öyle kaybettik.'
Demirel'in ısrarla Baykal'ın siyasette kalmasına destek vermesine şaşmamalı. Çünkü Demirel'in meşhur 'pişkinlik' geleneğini devam ettirecek Baykal'dan daha büyük bir kabiliyet yok etrafta.
Ama Demirel'in de hakkını yememek lazım. O, 'Niye kaybettik' sorusuna aynen benim giriş cümlemde olduğu gibi, 'Onlar nasıl kazandıysa, biz öyle kaybettik' diye cevap verirdi. Ağzına mikrofon uzatıldığında bu cümleyi gülümseyerek söyleyiverir, soruyu anlamsızlaştırır, kimseye üzerinde konuşacak pek fazla bir şey bırakmazdı. Bir pinpon hamlesi kadar basit hallederdi meseleyi.
Halbuki aynı sonuca varmak için memleketimin 'sosyal demokratları' günlerce tartışıyor. Bu sonuca hep birlikte varıyorlar. Büyük ihtimalle de 'uzlaşarak' varıyorlar. Tek bir kişinin hazırcevap bir iletişim üstadı olması anlaşılabilir, ama bir parti grubunun günlerce hazırlanarak bu noktaya madde madde tartışarak varması ne yazık ki 'grup terapisi' gerektiriyor.
Derdim Baykal ve partisinden 'mizahın yağını' çıkartmak değil. Çünkü onlar artık bunu 'yorumsuz' olarak başarabilecek 'fenâfillâh' mertebesine ulaştılar.
Benim derdim, Baykal'ın yenilgisinin neredeyse birincil nedeni olarak gördüğü 'ikinci cumhuriyetçilik' üzerine bir-iki laf etmek. Çünkü bu 'ikinci cumhuriyetçiler' halkın beynini yıkıyorlarmış. Baykal'a göre 'gariban, ebleh, koyun halkım' yine 'yıkamaya' girdi. E, yıkama işi onlarınsa, bir de 'ütüleme' işi var, onu da maşallah Baykal kimseye bırakmıyor. Belki de kafası sürekli ütülenen halk, bir de yıkansın arzu etti. Hani serinlemek için.
2007 yılında 'halkın beyninin yıkanmasından' bahseden bir lidere söylenecek ne olabilir? Bence halk ellerini açıp 'muhalefet duasına' çıksın. 'Tanrım ne olur bu memlekete bir muhalefet bahşet' diye. (Bu duada eller sola doğru açılıyor.)
Gelelim 'ikinci cumhuriyet' kavramına. Aslında 'ikinci cumhuriyetçilik' denilen bildiğimiz demokratlıktır. O zaman niye böyle bir kavram icat edildi? Cevabı basit, çünkü Türkiye'de bir kesimin kafası, aklı, idraki ancak 'cumhuriyet' üzerinden konuşulduğunda açılıyor. Hani şu 'belli bir laf' edince hareket edip konuşmaya başlayan taş bebekler gibi. Taştan Türk bebeğinin sihirli kelimesi de 'cumhuriyet'.
Yani, 'daha fazla demokrasi' deyince boş boş baktıklarından, saymaya başlıyorsun 'ikinci cumhuriyet', 'üçüncü cumhuriyet'... Hafif hafif kıpırdanmaya başlıyorlar. Gözleri açılıyor. Uyanıyorlar. İşin fenası uyanınca da hemen ağlamaya başlıyorlar, 'Cumhuriyet elden gidiyor' diye. Bir 'izah aracı', dönüşüyor milli bir tehdide.
Sanki bir cumhuriyetin, hem de ilk cumhuriyetin aniden bekâreti bozuluyor.
O zaman sıkı durun söyleyeyim, arada 'bir buçuğuncu cumhuriyet' de var. Bekâret zaten bozuk. Bu 'bir buçuğuncu cumhuriyeti' 12 Eylül rejiminin koynundan çıkmış Özal kurdu.
İyi ya da kötü, kimse Özal'ın bu ülkede gerçekleştirdiği 'zihniyet devrimi'ni reddedemez. Memleketin büyük bir kesimi onun etrafı biraz hırpalayarak da olsa açtığı bu yoldan ilerlemeyi seçti.Yani cumhuriyetin sivil tarihinde bir hareket, bir devamlılık var. Olabiliyor müsaadenizle.
Sanırım demokratların bundan böyle tercihi sayın Baykal, uyumamanız. Ve demokratların sizi ve sizin gibileri uyandırmak için 'cumhuriyet' gibi 'anahtar sözcükler' kullanmak zorunda kalmaması. Bundan böyle yalnızca demokrasi ve demokratlık üzerinden konuşulması.
Ama o zaman 'ikinci cumhuriyetçiler' beyin yıkıyor diyemeyeceksiniz. 'Demokratlar beyin yıkıyor' demekle yetineceksiniz.
Nasıl, bu haliyle uyar mı size?