Bu da global 'ikinci cumhuriyet'

'Azgelişmişlik' hınzır bir kelimedir. Azgelişti, biraz daha gelişince tam gelişecek hissi verir.

'Azgelişmişlik' hınzır bir kelimedir. Azgelişti, biraz daha gelişince tam gelişecek hissi verir.
Halbuki azgelişen biraz daha gelişince, bazen büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır. 'Azgelişmişliğini geliştirme' tehlikesiyle.
Bugün dünyada eski sınıf mücadelelerinin üzerine yeni bir toplumsal çatışma eklendi. Batı'da da 'global entegrasyona' direnen kesimlerden söz ediliyor.
Kendini 'convertible' (her yerde her âlemde değerli) hissetmeyenler dünyaya kapılarını kapamak istiyor. Eski düzeni istiyor. Kendini 'her yerde iş yapar' hissedenler ise açıklık taraftarı. Bir de eski düzenin bokunda boncuk kıvamında olanlar var.
Terter tepinip basıyorlar yaygarayı. Memleketimdeki kadar histerik olmasa bile Batı ülkelerinde de bu yaygaracılar yok değil.
Azgelişmiş ülkenin trajedisi, bir meseleyi idrak etmeden bir başka meselenin içine düşmesi. Global entegrasyona karşı mesela bir işadamıyla vasıfsız bir işçinin çıkarları örtüşebiliyor. İkisi de Avrupa'ya açık bir Türkiye'de daha çok para edebiliyor. Ama öte yandan, kendi çöplüğü dışında beş para etmeyecek bir başka işadamının çıkarlarıyla, egosu şişmiş bir lise öğretmeni, bir albay ya da 'mahallenin' türkücüsünün çıkarları büyük bir muhabbetle birleşebiliyor ve açıklığa direnebiliyor
Dünya büyük bir dönüşümün eşiğinde. Bırakın Türkiye'yi, dünya nereye gittiğini bilmiyor. Dönüşüm dönemlerinin en güzel yanı, gevşeyen yapılarda boşluklar oluşturması, özgürlüğü ve demokrasiyi her zamankinden daha anlamlı ve hakiki kılmasıdır. Yani bir fırsattır.
Gelecekteki en önemli 'global demokratik' hamlenin, 'dünya vatandaşlığı' talep etmek olduğunu söyleyenler var. Madem yönetiyorlar, yönetecekler. Madem onlar yönetirken biz seyirci kalıyoruz.
Bari bize karşı kâğıt üzerinde yükümlülükleri olsun. Bari biz de yönetime katılalım. Biz de seçelim, oy verelim. İşte böyle diyenler var.
Müslümanlık meselesini bir 'medeniyet çatışması' gibi gösterme çabası, bu 'global demokrasi' talebinin üzerini örtme çabasından başka bir şey değil.
Bin Ladin, ikiz kuleleri devirdiği zaman kanlı bir terör eylemi gerçekleştirmenin dışında fark etmeden bir şey daha yaptı.
'Merkez'in tartışılmaz olarak neresi olduğunu işaret etti. Böylece Amerika 'lider ülke' 'neolojizm'inden çıktı. Paşa paşa, ayan beyan 'global merkez' oldu.
E, merkezin neresi olduğu gizlenemez hale gelince de, dünya eskisi gibi kalmaz çok uzun süre. Merkeze giden yolu öğrenir ayaktakımı. Fransız köylüleri her tepeleri attığında, her şeyi yıkıp yakarak Paris'e yürürlerdi. 'Global köylüler' de New York'a yürüyecek. Ta ki 'global demokrasi' inşa edilene dek. Sakın şaşırmayın.
Amerika da ne yapacağını bilmiyor. Hiç bu kadar bilmediği olmamıştı. Naçizane tavsiyem, tekrar tekrar 'Brasil'i seyretmek.
Yani dünyanın da bir 'ikinci cumhuriyet' meselesi var. 1789 yılında kurulan cumhuriyet, yani ulusal cumhuriyet, biraz mevzuyla alakasız hale geldi. Tabir caizse aşırı 'yerelleşti'.
Demokrasiyi global olarak tekrar inşa etmek gerekiyor. Bu inşaatın çok çok uzun süreceği aşikâr. Nasıl ilerleyeceği meçhul. Ama başladı. Bu başlangıcı görmemek de eblehlik. Mesela Avrupa Birliği, bu 'global karar mekanizmasına' katılma çabasının bir ürünü.
İşte dananın kuyruğu da burada kopuyor. Azgelişmişlik burada bünyeyi bozuyor. Sen kendi cumhuriyetini demokrat bir cumhuriyet yapamazsan, 'global cumhuriyet'teki yerini de çıkmaz ayın son perşembesinde alırsın. Esaretini uzattıkça uzatırsın. Gelişirken geliştire geliştire azgelişmişliğini geliştirirsin. Çünkü öyle görünüyor ki, 'global demokrasi' öncelikle demokrasiden nasibini almış 'mahallelere' giriyor.
Ezbere milliyetçilik, ezbere 'korku siyaseti' tarihte hiç bu kadar tehlikeli olmamıştı. 'Milli çıkarlara' hiç bu kadar ters düşmemişti. Sağdan soldan 'izolasyonist' çığlıklar, hiç bu kadar intihara yakın durmamıştı. Özgürlük ve açıklık hiç bu kadar 'anlamlı' olmamıştı. Ya çıkacaksın yeryüzüne ya da ebediyen kalacaksın yerin dibinde.
Konuşalım, uzlaşalım diyorsun. Peki konuşalım. Ama önce anlaşalım. Hiçbir şey eskisi gibi değil. Rusya ya da Çin mesela, Malezya'dan iyi değil.
Hatta belki çok daha fena. Hepsi de 'azgelişmişliğini geliştiriyor' sonunda.
Konuşalım diyorsun. Konuşalım. Ama önce anlaşalım. Benim dilimde özgürlük ve endişe aynı şeydir. Kimi bu endişede hayat ve umut bulur. Kimi de bir an önce bu endişenin yükünden kurtulmak için birinin düğmesine ilik olur. Esarette huzur bulur.
Konuşalım diyorsun. Konuşabilecek durumda mısın gerçekten? Hani şöyle düğmeni iliklemeden müdürüm, düğmeni iliklemeden.