Bu seçim, bağımsızların seçimidir

Önümüzdeki seçimlere damgasını vuracak olan hiç kuşkusuz 'bağımsızlar' olacaktır.

Önümüzdeki seçimlere damgasını vuracak olan hiç kuşkusuz 'bağımsızlar' olacaktır.
Zaman zaman bu memlekette kendinizi hıyar gibi hissedersiniz. Size çok aşikâr, basit fakat önemli gelen bir şey, ya kimseyi ilgilendirmiyor ya da kimse tarafından öyle telakki edilmiyordur. Marjinallik tamam da, meczupluk için de henüz pek teçhizatlı değilsinizdir.
Şanslıysanız belki sizinkine benzer bir ses duyarsınız. Müthiş bir rahatlamaya kavuşursunuz. Deli değilsinizdir. Akıl sağlığınızı teyit etme çabasından, siyasi duruş sahibi olma aşamasına geçmeyi kaç seansta başarabilirsiniz, bu, bünyenizle ilgili bir şeydir.
Bu 'aklıselim krizini' en son Genelkurmay'ın 12 Nisan basın açıklamasında yaşadım.
12 Nisan basın açıklamasından sonra, gazetecelik tecrübesine güvendiğim bir-iki dostumu arayıp, "Bu basın açıklaması bence bir muhtıra, tebliğ edilen her görüş son derece siyasi, niye kimse böyle yorumlamıyor da, Genelkurmay Başkanı'nın 'itidalli devlet adamlığı'nı kutlama yarışına giriyor?" diye sordum. Siyasi görüşleri benimkine yakın gazeteci dostlarımdan aldığım yanıtlar, özünde 'benim çaylaklığın verdiği aşırı heyecan ve hatta hezeyanla' bunu böyle yorumladığım, açıklamanın oldukça 'kabul edilebilir' bir açıklama olduğu yönündeydi.
Daha sonra 27 Nisan muhtırasıyla anladım ki, Genelkurmay Başkanımız da benim gibi düşünüyormuş. Akıl ve ruh sağlığım yerindeymiş. Hani herkes benim gibi düşünse neredeyse muhtıraya hacet kalmayacakmış. Bunu kısa bir süre içinde teyit ettiği için doğrusu Genelkurmayımıza bir teşekkür borçluyum.
Bu ivedilikle gerçekleşmeseydi kendime güvenimi tekrar kazanmam nasıl mümkün olurdu bilmiyorum.
Şimdi de seçimlerle ilgili benzer bir şey oluyor. Herkes AKP ve CHP'nin geçen seçimlere göre çok da değişmeyecek olan oylarını, bir puan aşağı bir puan yukarı indirip duruyor. Hükümetler kuruyor ya da kuramıyor. Bu arada Meclis'e 30'la 40 arasında bağımsız milletvekili girecek. Bunun ne demek olduğuyla, nereye varacağıyla kimse ilgilenmiyor. Şimdi ilgilenmeyelim, Meclis açıldığı gün yemin edilirken aniden farkına varalım. 'Anne! Kürtler Meclis'te, Baskın Oran da orada, Ufuk Uras da' diye çığlık atıp histeri nöbeti geçirelim ki, kriz çıksın.
Türkiye'de 'neredeyse her siyasetçinin' çok korktuğu şey, başa geliyor.
Türkiye'deki her türlü iktidarın vazgeçemediği yüzde 10 barajı bu seçimde sivil bir inisiyatifle kırılıyor. Seçmenler yavaş yavaş partiler ve liderleri üzerine değil, kişiler üzerine düşünmeye başlıyor ve kendi dolaysız temsilcilerini arıyor.
'Bir-iki 'steril demokrat'tan ne olur?' diye memleketimin 'ehemmiyetsizleştirme' geleneğinin son günlerdeki hedefi haline gelmiş Baskın Oran ve Ufuk Uras gibi bağımsızların Meclis'e girdikleri zaman ne kadar ehemmiyetli olabileceklerini Türkiye şimdilik görmezden geliyor.
Birincisi, tabulardan ve tabut muhasebesinden sıyrılmış yegâne insanlar olarak bu bağımsızlar, DTP'li bağımsızlar ve olası iktidar partisi AKP arasında Meclis'te bir köprü oluşturma kabiliyetine ve şansına sahip.
DTP'li bağımsızlar ise Türk'ün demokratlıkta vardığı son nokta sayılabilecek bu bağımsızlarla kurabildikleri ilişkiler ölçüsünde demokrasiyle diyalog sınavından geçecekler.
AKP, bu kişilerle kurabildiği ilişkinin hakikilik derecesi sayesinde 'demokrasiye ihtiyacı olan' parti görüntüsünden 'demokrat' bir parti olma mertebesine doğru belki ilerleyebilecek.
Türkiye'de her zaman Meclis'in dışında tartışılmış veya 'halledilmiş' demokrasi meselesi, meclisin içine ya da en kötü ihtimalle bahçesine taşınabilecek.
Meclis'e ister istemez başka bir milletin meclisi gibi bakmış marjinal azınlıklar ve 'marjinal' çoğunluklar artık temsil edildiklerini düşündüklerini Meclis'in siyasetini daha yakından izlemeye başlayacaklar.
Bu kadarı az mı?
Ha bir de solun sittin senedir çözemediği teorik ve pratik sorunlarını bir çırpıda çözme şansına ve gücüne sahip olmadıkları için bu bağımsızları hor görme eğiliminde olanlar var.
Bu 'acilci doktorlar', neo-liberalizmden, post-marksizme, neo-emperyalizme kadar solun bütün teorik-pratik meselesini bir çırpıda halletmek için nedense 'en ideal' zaman olarak 'en postallı' bir dönemi seçtiler.
Bu kişilere söyleyecek tek bir şey olabilir. Demokrasi sınavı bitiyor. Kalemlerinizi bırakın. Kâğıtlarınızı verin. O ne? Yüksek görüşleriniz bu kâğıda sığmadığı için mi kâğıdı boş veriyorsunuz?
Bu kadar büyütmeyin. Sizden istediğimiz cevap, topu topu tek kelimeydi.
Evet ya da hayır.
Neye mi?
Boş verin canım, böyle 'sıradan şeyler' belli ki sizi o kadar da ilgilendirmiyor.