Çok kârlı bir işbirliği önerisi

Andıçlardan vazgeçmem diye ant içenler. 'Fişlemeden işlemez bu devlet' diyen milletimizin ağır ağabeyleri. 'Benim devletten, askerden ne eksiğim var, ben de fişlerim, ben de andıçlarım' diyen hükümet hükümranları.

Andıçlardan vazgeçmem diye ant içenler. 'Fişlemeden işlemez bu devlet' diyen milletimizin ağır ağabeyleri. 'Benim devletten, askerden ne eksiğim var, ben de fişlerim, ben de andıçlarım' diyen hükümet hükümranları. Size çok kârlı bir önerim var. Üstelik de 'liberal' bir öneri.
Şimdi siz bu işler için adamlar tutuyor, paralar veriyor, vakitler harcıyorsunuzdur. Yazık. Oysa bu işlerin hepsini olmasa bile büyük bir kısmını neredeyse bedavaya getirebilirsiniz. Hem de ortalama 6 ayda bir güncelleyerek.
Bütün yapmanız gereken çöp satın almak.
Çok ilginç değil mi?
Sakın yazardır bu, şimdi kim bilir ne metafor zırtlatacak diye hor görmeyin. Zamanında biz de ekonomi tahsil ettik, hem de yolun sonuna kadar. Her ne kadar 'derin devlet ekonomisi' diye bir ders almadıysak bile, bu vesileyle bunu da gündeme getirmiş oluruz.
Anladık ki, sizin bu oyunu fişsiz oynamanız imkânsız. O halde en azından maliyetleri düşürüp buna harcanan vergilerimizin bir kısmını kurtarabiliriz diye düşündük. Yani iyi niyetliyiz, korkmayın.
Bu memlekette bu milletten sizin kadar korkan, bu milleti sizin kadar tehlikeli bulan birileri daha var. Onlar da sizin gibi, bu milleti köşeye sıkıştırmadan, fişlemeden, takip etmeden, aşağılamadan, eziyet çektirmeden yola getiremeyeceğine inanıyorlar. Üstelik sizden daha 'effective'ler.
Kim mi bunlar? Avrupa Birliği konsoloslukları.
Ola ki benimle ilgili bilgi mi istiyorsunuz, boşuna bu memleketin vergilerini harcamayın. Gidin mesela Fransız, İtalyan ya da Yunan konsolosluğuna. İstemediğiniz kadarını bulursunuz. Maaş bordroları, adresler, telefon numaraları. Hadi diyelim bunlar normal. Her zaman insanın düzenli bir geliri, bir işi olmayabiliyor. O zaman gelsin kredi kartı ekstreleri, banka hesapları, tapular.
Bildiğim kadarıyla, ne verirseniz alıyorlar.
'Bu kadarı da ayıp' demiyorlar. Durma noktası neresi mi? O nokta, sizin arzunuz ve onların tatminsizliğiyle orantılı. Sanki umutsuz bir aşk ilişkisi.
Kimlerle birlikte vize aldığımı incelerseniz, eşlerimi dostlarımı da takip edebilirsiniz.
Kredi kartı ekstrelerimden, banka hesaplarımdan zaten biyografimi yazabilirsiniz. Benimle ilgili bu kadarını babam, hatta karım bile bilmez, yemin ederim.
Gelelim 'çöp' meselesine. Basınımızda nedense ısrarla çok az yer alan vize meselesiyle ilgili fi tarihinde bir haber okumuştum. Birileri nihayet merak etmiş sormuş, 'Yahu bu vizeleri niye bu kadar kısa süreli veriyorsunuz? Her seferinde aynı evrakları niye toplattırıyorsunuz?' diye.
Makul bir soru değil mi? Kol kalınlığında dosya getiriyorsun kendinle ilgili. Gönüllü olarak bilmem nerene kadar fişleniyorsun, fişlenme masraflarını da cebinden ödüyorsun. Sonra, 'Beyaz Türkler' desen büyük ihtimalle 6 aylık, yoksa iki haftadan başlıyor tarife. Tabii eğer şanslıysan.
Yahu kardeşim 6 ayda bir metamorfoz mu geçiriyor bu Türkler. Bir 6 ay 'medeni insan' da, ikinci 6 ay 'barbar hırt' mı oluyor?
Neyse, bu makul soruya bir Avrupalı yetkilinin cevabı şu oldu. 'Çok fazla evrak birikiyor 6 ayda bir atmak zorunda kalıyoruz.' Bak sen! Bizim memlekette buna 'Özrü kabahatinden büyük' derler. Acaba sizde ne derler?
Cevap tatmin edici olmasa bile, demek ki bu memlekette bir çöp yığını var ortada. Hem de birilerini ihya edecek bir çöp yığını.
Demem o ki, bizim fişçiler, andıççılar bu çöpleri AB konsolosluklarından yok fiyatına satın alabilirler. Ah ne liberallar, ne demokratlar, ne vatan hainleri vardır o çöplerin içinde. Büyük tasarruf olmaz mı?
Hadi abiler, fark edin birbirinizi, yaklaşın. Çekinmeyin, el sıkışın. Korkmayın siyaset değil bu, ticaret. 'Yin'le Yang' gibisiniz. Birinizin çöpünü diğeri kaldırıp, öpüp başına koyabilir.
Not: Sayın okur, lütfen bu yazının içinde bir 'ironi' arama. Bu yazının içinde eğilip bükülmüş tek bir gerçek yok. İlla 'ironi' istersen, o bu yazının bütünüyle dışında, hayatta.
Ve son olarak. Sayın AB yetkilisi, bugünlerde küf kokan memleketimizde 'vize politikalarınız' leş gibi sırıtıyor. Acaba en azından, leş kokan vize politikalarınızı, bizim küf kokulu standartlarımıza yükseltmeniz mümkün müdür?