Cumhurbaşkanlığı kumarı ve kumarhanesi

Uzun süredir bir oyun oynanıyor. Cumhurbaşkanlığı oyunu. Ya da 'cumhurbaşkanlığı pokeri' diyelim. Çünkü iki taraf da artırdıkça artırıyor.

Uzun süredir bir oyun oynanıyor. Cumhurbaşkanlığı oyunu. Ya da 'cumhurbaşkanlığı pokeri' diyelim. Çünkü iki taraf da artırdıkça artırıyor. Ve bizler de, bir kumarhanede 'büyük elin' oynandığı 'gerçek kumarbaz' masasının başına üşüşmüş 'büyük oyunlara' gıptayla bakan 'küçük kumarbazlar' gibi açılan her karta heyecanla bakıyoruz. Gariban turist misali.
'Oyun teorisi' uzmanı bir matematikçinin bu konuyla ilgilenmesi çok daha hayırlı olurdu.
Çünkü bu bahar açan bütün papatyalar fallarda heba oldu, ama oyun hâlâ bitmedi.
Bu arada masanın dışında kan gövdeyi götürüyor, insanlar kurşunlanıyor, boğazlar kesiliyor, 'hedefe Nokta darbeleri' yapılıyor kaç kişinin umurunda?
Bu 'büyük tarihi oyun' kumar sevdalılarına her şeyi unutturuyor.
Yıllar sonra çocuklarına bu oyunu anlatacaklar, o esnada kurşunlananları, boğazı kesilenleri, nokta darbelerini değil. Bu oyunla açıklamaya çalışacaklar Türkiye'yi. Böyle olacağına dair her şeye bahse girerim, eğer kumara hâlâ doymadıysanız tabii. 'Yüksek Politika' böyle bir şeydir, içinde 'alçaklığın tarihini' barındırmaz. Barındırmamak için vardır.
Saf seyirciler, bizler, birinin kazanıp birinin kaybedeceğini umuyoruz. Sürekli ikisinin ellerini tartışıyoruz. Bu el kazanır, bu el kaybeder. Dahası, 'Bu el kazanırsa kumarhane kaybeder' de var ki, bu teşbihte de kumarhane Türkiye oluyor. E, kumarhane işletenler de acımasız olur, bir memleketi 'işletenler' misali. Oyun kuralları dahilinde bile olsa, ciddi kayıplara gelemezler, vuruverirler belden aşağı.
Oysa bir ihtimal daha var, her 'büyük oyunda' olan bir ihtimal. Masa başındaki 'büyük kumarbazların' ve kumarhane sahibinin gayet iyi bildiği, masanının etrafına üşüşen civcivlerin bilmediği, belki de bilmek istemediği üçüncü bir ihtimal: Oyunu oynayanların ve oynatanların hepsinin kazandığı, seyreden civcivlerin kaybettiği ihtimali.
Masa altından bu gizli dayanışmanın manyelleri de veriliyor. Biri diğerine diyor ki 'Bak benim önümdeki kendi fişlerim bitti. (Nerede bitti acaba?) Ben bu oyunu kumarhanenin parasıyla oynuyorum artık. Bu adamları da bilirsin. Germe ortalığı. Elinde ne olursa olsun, 'Benden paso' de at kâğıtları, ben sana sonra yardımcı olurum, zararını (ki, kârdan zarardır) kurtarmaya çalışırım'. (Kurtarabilir, çünkü o da kârda.)
Gelelim oyunun bilançosuna. '301'i bekleyip görelim' diyen, bekleyip görünce de, 'Hepimiz Ermeniyiz' demek fazla oldu, 'Hepimiz Hrantız' demek yeterliydi diyen 'tenzilatçı demokrat' sayın başbakanımız birdenbire 'demokrasi sembolü'ne dönüşüveriyor. Oyunu kendi cebinden oynama gücü kalmamış hovarda muhalefet liderimiz sayın Deniz Baykal ise şıp diye Cumhuriyet'in 'paha biçilmez' koruyucusu oluveriyor. Bu arada, sayın muhalefet liderimiz "Sizi bu memleketin 'asıl sahipleriyle', askerle baş başa bırakırım" kartıyla da 'Biz cumhurun ta kendisiyiz' blöfünü atmayı da ihmal etmiyor.
Sonuç: 'demokrasinin en cesur/mazlum mimarı' da, 'Cumhuriyet'in en yılmaz/çaresiz savunucusu' da zaten Meclis'te. Allahım biz ne şanslı milletiz! Böyle bir meclis herkese nasip olmaz.
Bu millet de zaten mazlumları da kahramanları da pek sever. Daha önemlisi, ikisi tek ve aynı şeydir onların gözünde. Bu yüzden birini diğeriyle aritmetik olarak toplamaları pekâlâ mümkündür.
Ya Erdoğan mazlumluğuna mazlumluk katıp cumhurbaşkanı olmayacak. Ya da mazlumluğuna kahramanlık katıp cumhurbaşkanı olacak. Öte yandan bu ihtimaller ya Baykal'ın kahramanlığına kahramanlık katacak ya da kahramanlığına mazlumluk.
Bütün bunlar iki partinin de potansiyel oylarını artıracak. Böyle büyük kahramanlıkların ve mazlumluğun hüküm sürdüğü Meclis'in de hiç kuşkusuz askerin soğuk sularıyla ara sıra serinlemesi kaçınılmaz olacak. Gelecek seçimlerden de bu '3'ü 'katmerli' galip olarak çıkacak. Ve Meclisimiz yine 'milletin şuuru'nun değil 'şuursuz'luğunun temsilcisi olacak.
Kim kaybedecek? Masanın kenarındaki civcivler. Ya da benim gibi kazlar.
Kendime 'kaz'ı yakıştırıyorum müsaadenizle. Çünkü bu debdebede bütün anladığım, 'kazın ayağının öyle olmadığı'.
Not: Tayyip Erdoğan, 'müdahale'ye açık ve teşne olmayan bir süreçmiş gibi adaylığını vaktiyle açıklasaydı, Deniz Baykal da kolundan kartlar çıkarmasaydı, yukarıda söylediğim her şeyi yutardım. İkisi de bu 'demokrat fedakârlıkları' yapmaktan imtina ettiler.