Dinle beni çekirge...

Hafıza tazeleyelim. </br>Çok değil, bundan üç-beş ay önce, emekli orgeneral Çetin Doğan, Aktüel dergisine verdiği bir röportajda, Kuzey Irak'ta bir Kürt varlığına ve...

Hafıza tazeleyelim.
Çok değil, bundan üç-beş ay önce, emekli orgeneral Çetin Doğan, Aktüel dergisine verdiği bir röportajda, Kuzey Irak'ta bir Kürt varlığına ve yapılanmasına karşı olmadığını söyledi.
Bu 'artık sivile yasak', 'çarpık' bakış açısının nedeni de Çetin Doğan'ın kendi sözleriyle şöyleydi: 'Yarın ABD, Irak'tan çıktığında, dini bir merkezi yönetim olacak. Oradaki grupların hepsi dini. Laik bir yönetim kuran, dini öne çıkarmayan tek topluluksa Kürtler.'
Çetin Doğan kim? Orgeneral Çetin Doğan, Güneydoğu'da ve hatta Irak'ta PKK'ya karşı mücadeleyi bizzat yönetmiş biri. Barzani'yle dostluğuyla tanınan biri. Çetin Doğan bir asker. Hem de Genelkurmay Başkanlığı'nın ucundan dönmüş bir asker.
Şimdi kimse bir 'asker abimin' fikrini bir diğer 'asker abime' kırdırıp, köylü kurnazı, alaturka demokratlık yapacağımı sanıp heveslenmesin.
Bir küçük kader sapmasıyla bugün Genelkurmay Başkanımız Çetin Doğan da olabilirdi.
Olsaydı, bir küçük kader sapmasıyla bugün ne konuşuyor olacaktık?
Bu sorunun cevabını bilen var mı? Varsa, söylesin.
Türkiye'de bu sorunun cevabını bilmekten daha önemli bir 'güvenlik' sorunu var mı?
Türkiye'nin güvenliğiyle ilgili yorumlar, histeriler, manik depresif ataklar, aniden açılan tartışmalar küçük tesadüflere mi bağlı?
Yoksa bunlar küçük tesadüfler değil, büyük tesadüfler mi?
70 milyon insanın, Cumhuriyet tarihinde ilk defa, hiçbir girenin bir daha çıkamadığı Ortadoğu bataklığına saplanma kararı alması bu kadar mı basit, bu kadar mı ucuz?
Sanki Türk vatandaşının ruhu yamalı bir bohça, içinde ne görüş istersen var.
Bir Genelkurmay Başkanı gelecek o bohçanın içinden meşrebine uygun bir 'görüş' isteyecek, Türk vatandaşı da yamalı bohçasından çıkarıp talep edilen 'görüşü' verecek.
Bir diğer Genelkurmay Başkanı gelecek bambaşka bir 'görüş' isteyecek. Yine aynı bohçaya elini atıp bu sefer ona hiç benzemeyen bambaşka bir 'görüşü' çıkaracak.
Bunun adı da 'tartışma' olacak.
Türkiye'nin artık demokrasinin felsefi temellerini konuşması gerekmiyor mu? Demokrasinin yalnızca bir 'hümanist' mesele olarak 'lanse' edilmekten vazgeçilmesi gerekmiyor mu? Anasından babasından tek tokat yememiş, değil insana, bir böceğe dahi istese bile kıyamayan, şile bezi elbise giyip, 'çok keyifli'den başka sıfat kullanmayan 'sanat festivali' insanlarının çaresiz arzusundan başka bir şey olamaz mı demokrasi?
Türkiyemizin bazı 'demokrat geçinenleri' de bu 'hümanist' yoruma pek bayılırlar. Niye mi? Çok kullanışlı olduğundan tabii. Rüzgâr 'demokrasiden' yana eserse demokrat olacaksın, rüzgâr döndü mü, "Bu Cihangirli çocuklar, Bodrumlu enteller, 'Hepimiz Ermeni'yiz'ciler iyi hoş çocuklar da, biraz havailer, epey de hayalciler, 'reel politika'dan da hiç anlamıyorlar" deyip hoop diye bir 'çekirge' gibi öbür tarafa sıçrayacaksın. Hem de bir sıçrayacaksın, 10 sıçrayacaksın, 100 sıçrayacaksın.
Demokrasiyi kadınsı 'neşeli günler' hümanizmasıyla, 'reel politika'nın 'Bu mesele senin boyunu aşar' maçoluğu arasına sıkıştırmak, Türk oportünizminin en büyük başarısıdır herhalde. Bakın mesela, şimdi TÜSİAD da bu oportünizmin şahikasında.
Buradan bütün dünyanın bildiği bir gerçeği bizim 'çekirgeler'e böğürmek isterim. Demokrasinin temelinde 'şüphe' vardır. 'Şüphecilik' vardır. İnsanların teker teker yanılabilecekleri ama hukuk kuralları içinde hareket ederlerse uzun vadede toplum olarak ve toplam olarak yanılmayacakları varsayımı vardır. Laiklik de bu 'gerekli şüphe'yi, dinden ve 'şüpheye kapalı diğer inançlar'dan korumak, kollamak için tesis edilmiştir. Yoksa bütün 'şüpheyi' ortadan kaldırmak için değil.
'Şüpheciliği' yüzünden demokrasiler hantal ve yavaş karar alan rejimlerdir.
Hantallık ve yavaşlık demokrasinin en önemli erdemidir, kusuru değil.
Bu hantallığı ve yavaşlığı elimden alan her şey benim için en öncelikli 'güvenlik' sorunudur.
Çünkü demokrasilerde bana 'güven' hissi veren bizzat bu hantallık ve yavaşlıktır.
Bugünlerde bir demokratın, Genelkurmay'ın Meclis'i ve hukuku atlayarak gündeme getirdiği hiçbir şeyi gündemine sokmaması, Genelkurmay moderatörlüğü altındaki hiçbir tartışmaya girmemesi, daha da önemlisi böyle bir tartışmaya girme basiretsizliğini gösteren 'doğru görüşlere' bile kayıtsız kalmayı başarabilmesi gerekiyor. Boykot gerekiyor. Bu şartlar altında tartışmanın önünü kapatmak gerekiyor.
Çünkü bu süratte demokrasi olmaz. Tartışma olmaz.
Bu süratte 'şüphe'ye yer yoktur.
Sözüm 'münazaracı reel politika çekirgelerine'.
Demokrasinin varlığı veya yokluğu en önemli 'güvenlik' sorunudur.
Demokrasi bir zekâ, bir bilgi yarışması değildir.
Demokrasi, ya 'hayati bir reflekstir' ya da hiçbir şeydir.