Düşünce kutsal mıdır?

Geçen pazar Sean Penn'in bir kısa filmi üzerine yazdığım '11 Eylül için 'iyi oldu' diyebilmek' yazısıyla ilgili Amerika'da doktora yapan bir iktisatçıdan...

Geçen pazar Sean Penn'in bir kısa filmi üzerine yazdığım '11 Eylül için 'iyi oldu' diyebilmek' yazısıyla ilgili Amerika'da doktora yapan bir iktisatçıdan, Kenan Erçel'den bir yorum aldım. Yorumunu her ne kadar kısaltmak zorunda kalsam da, elimden geldiğince özüne sadık kalmaya çalıştım...
Kenan Erçel şöyle diyor:
"ABD'deki ifade özgürlüğü, genişliği insanı bazen hakikaten hayrete düşürse ve imrendirse de bu özgürlüğün pasifize edici bir yanı da var sanki...
11 Eylül'ü müteakiben, ABD'de çoğunluk savaşa karşı, Bush ve şürekâsını tefe koymayan yok, Beyaz Saray'ın önünde savaş karşıtı gösteri yapmak serbest ama.. yani, ifade özgürlüğü ne denli genişse, ifade o denli etkisiz.. demek istemiyorum. Ama, öte yandan da, keşke Sean Penn'in filmi biraz daha fazla şimşekleri üzerine çekseydi diye düşünmeden de edemiyorum. İktidarın hışmı, gazabı kadar kayıtsızlığı da ürkütücü." (Kenan Erçel)
Bambaşka bir yazı yazacaktım ama Kenan Erçel'in samimi serzenişi bana kendimi daha iyi ifade etmek için bir fırsat sundu. Bu fırsatı değerlendirmek istedim.
Düşünce, ifade ve vicdan özgürlüğünü hiçbir zaman iktidar mücadelesinin ya da iktidarla mücadelenin en önemli aracı olarak görmedim. Düşünce özgürlüğü bana kalırsa daha ziyade bir varolma mücadelesidir.
'Özgürlükler'in toplumu dönüştürmekten çok derinleştirdiği kanaatindeyim. Sistemin boşluksuz kütlesinde, boşluklar, gözenekler açmaya yaradıklarına inanıyorum. Altkültürler için bir espas, bir zemin yarattıklarını düşünüyorum. Düşünce özgürlüğünden nasibini almamış yerlerde bırakın iktidara tırmanmayı kimilerinin düşebileceği bir yer bile yoktur. Tek ayak üstünde büyük bir kalabalığın ortasında öyle durulur. Bu bazen bir ömür boyu sürebilir.
Düşünceler iktidarları tehdit edemez. Ama yalnızca ve yalnızca düşünceler bir 'gelecek duygusu' yaratabilir. Ve siyasetler de bu gelecek duygusu üzerine kurulur. Fikir özgürlüğünden mahrum toplumlarda hakiki bir 'gelecek duygusu' yoktur.
Ve/fakat burada bence çok önemli bir nokta var. Düşünce özgürlüğü dediğimiz şey, bu özgürlüğe gerçekten rağbet eden toplumlarda bir özgürlükten ziyade bir fetiştir. Ve düşünce bir 'fetiş' olduğu için bu toplumların kuburuna atılamaz. Düşünce ve ifadeye gösterilen saygı, hümanist bir özgürlük duygusuyla değil, bir fetiş hissiyle beslenir. Düşünce özgür değildir. Düşünce dokunulmazdır. Bu fetişizmin arkasında büyük bir şüphecilik duygusu, büyük bir 'belki' hissi yatar. Bu yaygın duygu neredeyse doğal bir din gibidir. Düşünce kutsal olduğu için özgürdür. Özgür olduğu için kutsal değildir. Hindistan'da inek misali.
Ama bizim gibi toplumlarda düşünce bir inek gibi kasaplıktır. Mesela Hrant Dink'in tetikçisi O. S.'dir, ama azmettiricisi ayan beyan medyadır. Medya Hrant Dink'i düşüncelerini yaşatmaya çalıştığı marjinal metropoliten alandan itekleyerek çıkarmıştır. Onu ve düşüncelerini hafızasını yitirmiş bir milletin yüzüne münazara kisvesi altında bir düello teklifi gibi çarpmıştır. Çünkü eğer etobursan ineğin kutsallığına istesen de inanamazsın.
Liberal ahlakın arkasında 'şüphecilik' vardır. Şu liberal solculuk kavramından anladığım da zaten her zaman 'şüpheci solculuk' olmuştur. Neden şüphe ettiği de onun şahsi meselesidir.
Benim fani hayatımda gördüğüm, düşünceyi bir fetiş, bir ikon haline getirmeyi başarmış Anglosakson medeniyetinin dünyayı açık açık yönetmekte olduğudur.
Belki de düşünce fetişizmi ve şüphecilik bütün insanlık için mümkün olan yegâne ortak inançtır.
Tek uzlaşma noktasıdır. Belki de Anglosakson medeniyetinin zaferinin veya iktidarının arkasındaki motor bu gizli şüphecilik 'dini'dir.
Bu tartışmayı belki de bundan bir-iki yüzyıl sonra hepsi kaçınılmaz olarak 'fluently English' konuşacak çocuklarımız, torunlarımız yaparlar. Belki o zaman neler oldu neler bitti daha iyi anlaşılır. Zira, bırakın düşünceyi dili bile dokunulmaz saymayanlar, dilimizi bütün Arapça nüanslardan tıraşlayarak katledip bir barbar dili haline getirmeyi başarmışlardır.
Bütün bu söylediklerim birer 'belki' tabii. Bu memlekette kimse 'belki'ye rağbet etmez. Ve bu ne yazık ki çok kesin bir bilgidir. Şüpheci bünyemizdeki sertlik bu topraklardaki bu biteviye kesinliktendir.