Gıcır gıcır üniversitelerimizden birinde...

Öğrencilerin 'winner', öğretim üyelerinin 'loser' olduğu gıcır gıcır, Avrupai özel üniversitelerimizden birindeyiz. 'Winner-loser' tespitine süratle ulaşmak için üniversitenin otoparkında 10 dakika geçirmek kâfi.

Öğrencilerin 'winner', öğretim üyelerinin 'loser' olduğu gıcır gıcır, Avrupai özel üniversitelerimizden birindeyiz. 'Winner-loser' tespitine süratle ulaşmak için üniversitenin otoparkında 10 dakika geçirmek kâfi.
Bu üniversitelerde hocalar öğrencilerin gönlünde, ancak ve ancak, 'kafa adam' veya 'cool tip' kontenjanından taht kurabilir. Yani, derinliğin
yerini bir serinlik almıştır ki, sorma gitsin.
Neyse işte, bu üniversitelerimizden birinde bir 'cool' hoca, Avrupai öğrencilere bir soru sorar, soru demek doğru değil, bir tür anket, meraktan: "Aranızdan kaç kişi Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini destekliyor? Parmağını kaldırsın."
20 kişilik Avrupai sınıfta üç kişi parmağını kaldırır.
17 kişi Avrupa Birliği'ne karşıdır.
'Niye karşısınız?' diye sorar hoca.
17 kişinin de cavabı aynıdır. 'Ermeni meselesi yüzünden.'
Bu mudur? Ey Türk gençliği siyaset anlayışın, muhalefet ufkun bu mudur?
Yo, beni yanlış anlamayın. Avrupa Birliği'ne karşı olmak size ananızın ak sütü gibi helal olsun.
Sizden beklediğim çok bir şey değil.
Mesela, "Avrupa'da sürekli yükselen ırkçılık beni çok tedirgin ediyor, hor görülen bir azınlık olarak yaşamak istemiyorum" de, canımı ye.
Mesela, "Amerika'nın su yolunda giden bir Avrupa'nın bizi sınır karakolu gibi kullanmasından bize ne hayır gelir, bilmiyorum" de, hocan gibi 'cool' ol.
Mesela, başkası söylemesin, sen bul.
Mesela, basit bir vatandaş gibi düşün, bir 'fahri konsolos' gibi düşünme.
Hoş sen de haklısın, Orhan Pamuk 'fahri konsolosluk' görevini hakkıyla icra edemedi, başına gelmedik kalmadı.
Sen şimdi Orhan Pamuk'a da 'Ermeni meselesi' yüzünden karşısındır. Son kitabını beğenmediğin için değil.
Ayrıca sen, Orhan Pamuk'un Nobel töreninde, herhangi bir 'Hollywood aile metin yazarının' altından kalkacağı, Nobel tarihinin belki de en apolitik konuşmasını yapmış olmasını da garipsememişsindir.
Sen şu 'Ermeni meselesi' filmini bir 100 yıl ileri al da, bir dur, ne olup bitiyor, bir etrafına bak. Tanı, yalnızca altında binlerce kefensiz yatanı değil, 'Ne oluyor bu dünyada?' diye kafası allak bullak, odasında capcanlı volta atıp, kafa patlatanları da tanı.
Amerika'ya bak, sanki bir sınırı Meksika'da, bir diğer sınırı Irak'ta. Bu kadarının sen de farkındasındır. Eminim. Ama, Al Gore'un farkında mısın acaba? Amerikan seçimlerinde Bush'un kafa kafaya rakibi olan Al Gore'un.
Al Gore, bugünlerde muhalefet nutuklarını yalnızca Amerikalılara atmıyor. Hollywood üzerinden bütün dünyaya Bush muhalefeti yapıyor.
'Uygunsuz Gerçek' filmiyle Al Gore, bütün dünyayı can evinden vuran bir meseleyi gündeme getiriyor, 'küresel ısınmayı'. Ucu ucuna Amerikan seçimlerini kaybeden Al Gore, sanki 'dünya seçimlerini' kazanmak istiyor. Sanki bütün dünyadan oy bekliyor. Çok ilginç, değil mi?
Öte yandan, Al Gore boşa kürek sallıyor da sayılmaz. Bir süredir her Amerikan seçimlerinden önce, dünyanın dişe dokunur her ülkesinde kamuoyu yoklamaları yapılıyor. İngilizler kimi Amerika'ya başkan ister, Fransızlar kimi, Türkler kimi.
Artık bunlar nedense bilinmek isteniyor.
Bu seçim araştırmalarının etrafında oluşan heyecena bakarsanız, sanki bütün dünya Amerikan seçimlerinde oy vermek istiyor da, veremiyor. Sanki kendi ulusal seçimlerini, gücü sınırlı yerel seçimler olarak görüyorlar da, asıl seçimlerde, 'dünya seçimlerinde' de oy vermek istiyorlar. Sanki 'global demokrasi' istiyorlar. Nasıl? Bilim-kurgu gibi değil mi?
Bu resmin bir ucu, gerisini sen tamamla.
Mesele neye karşı, ya da taraftar olduğun değil.
Mesele, içinde ya da dışında olmak istediğin şey her neyse onu tanımaya çalışmak. Yoksa ne içinde olabilirsin, ne de dışında o şeyin.
Mesele durumu kavramak, yoksa durum seni öyle bir yerinden kavrar ki, bir 100 sene daha her soru karşısında, 'Ermeniler-Kürtler' diye bağırırsın, ta ki nefesin tükenene, acıyacak bir yerin kalmayana kadar.