Halk muhtıra falan vermemiştir!

Halk kimseye muhtıra falan vermemiştir. Halk, hukuka ve demokrasiye müdahale edilmesinden bezdiğini ibraz etmiş, oy verererek, epey kibar bir dille, duruşunu arz etmiştir.

Halk kimseye muhtıra falan vermemiştir. Halk, hukuka ve demokrasiye müdahale edilmesinden bezdiğini ibraz etmiş, oy verererek, epey kibar bir dille, duruşunu arz etmiştir.
Halk muhtıra verse, askerin askerliğini elinden alma girişiminde bulunurdu.
Asker muhtırayla sivilin sivilliğini elinden alma girişiminde bulunmuştu.
Halkımız savaşmıyor, ama artık konuşuyor. Anlayana.
Akılsızlık ve fikirsizlikten malul CHP, ocağının ateşi hepten sönünce, MHP ideolojisinin ateşiyle ocağını harlatmayı denemiştir. Üstüne üstlük, ödünç aldığı bu ideolojiyi yalnızca birbirini gaza getirmek için kullanmış, bu hovardaca harcanmış borcun karşılığında da MHP'ye avans olarak 'kendi
cebinden' 70 milletvekili vermiştir.
CHP'nin ciddi bir 'ideolojik dış borçlanma' sorunu vardır. Ya bu borcu kapatıp 'Zararın neresinden dönsek kârdır' diyecektir. Ya da bu borcun faizini ödemeye devam edecektir. Unutmadan, bu borcun 'tahsilat uzmanlarından' alınmış olması da işin cabası.
Belki bir gün hacze gelinir ve Baykal'a el koyulur da, o zaman CHP az da olsa düze çıkar.
CHP bu borcu kapatmazsa, 'eski İslamcılardan' oluşan bir merkez sağın, yani AKP'nin karşısında 'eski faşistlerden' oluşan bir 'merkez-her neyse' belirebilir. Bu ucube tablonun unutulmaz mimarları olarak 'devletçi sağ', 'devletçi sol' ve ordu da tabii ki tarihe geçer.
Bir kesime göre bu seçimler Türk Milleti'nin bir zaferidir.
Bir kesime göre de 'Türk İlleti'nin bir zaferidir.
İkinci kesim Türk milliyetçiliğinin yükselen yeni sesi, ulusalcılardır. Hoş, değil mi?
Seçim günü yazımda bu seçimlerin aynı zamanda bir 'meşrep seçimi' olduğunu yazmıştım.
Bu hafta bunun gerçek olduğunu gördüm. (Büyütecek bir şey yok, tımarhanede kehanet kolaydır.) Ben, çok kişinin aksine, onların ağızlarına geleni söylemelerinde demokrasi adına bir beis görmüyorum. Biçarelikten de olsa bu 'meşrep şefaflığını' nihayet bize bağışladıkları için onlara canı gönülden teşekkür ediyorum. Demokrasinin belki de en güzel yanı budur, 'maskeli baloya' son vermesi. Açıklık marifetiyle insanlara vakit kazandırması. Türkiye'de bence kimsenin 'gizli gündemi' yoktur. Ama 'gizli yüzler' ve 'gizli meşrepler' pek boldur.
Bunlardan 'demokratlar' arasında da mevcuttur. Bu süreçte onların da maskesi düşmüş, daha da fenası 'baloları' son bulmuştur.
Seçimlerden önce AKP üzerine yazdığım bir yazıda "AKP Türkiye'de demokrasinin istihkâm birliği olacak, bu benim için gün gibi aşikâr" demiştim.
Bu sözlerime hiç kuşku yok ki hâlâ sonuna kadar inanıyorum. Ama yazıyı tekrar okuyunca 'istihkâm birliği' gibi askeri bir jargon kullanmış olmayı doğrusu garipsedim. Bu teşbihte tashihe ihtiyaç duydum.
AKP'nin meşrebine daha uygun bir teşbihte karar kıldım: Türk halkı bundan yaklaşık 20 yıl önce bir 'demokrasi ihalesi' açmış ve bu ihaleyi AKP kazanmıştır. İşin en hazin yanı, diğer siyasi partilerin bu ihaleden külliyen bihaber olmalarıdır. Şimdi saç baş yolmalarının bir nedeni de budur. İhaleye rakipsiz katılan AKP, ister istemez bu ihaleden çok kârlı çıkmıştır.
Umarız AKP, kazandığı bu ihale fırsatını iyi değerlendirir. Demokrasi inşa etmek yerine, kendine bir 'demokrasi sarayı' inşa etmez. Estetik olarak
böyle temayüllere sahip oldukların biliyoruz.
İşte bunun takipçisi olacağız.
Takipçisi olacağımız şu meşhur 'uzlaşma' değil, yeni 'sivil' anayasadır. 'Uzlaşma'dan bu memlekette anlaşılan, her nedense, 'birbirini teslim alıp' kıpırdayamaz hale gelmektir.
Daha küçük bir çocukken sevgili anneannem, ki kendisi İzmir'de Yunan işgalinde büyümüş bir garip Müslüman'dı, bana cenneti, cehennemi ve arafı anlatmıştı. Cehennemin niye bu kadar zalim ve acımasız olduğunu sorunca da beni düzeltmişti: "Hayır, en kötüsü araftır" demişti. Sonra da anlatmaya devam etmişti: "Cehenneme gidenler 80 bin yıl sonra cezalarını bitirip, cennete geçerler. Halbuki araftakiler aynı hayatı sonsuza dek tekrar tekrar yaşamaya mahkûmdurlar", ardından da eklemişti, "Bu, olabilecek en korkunç şeydir."
'Peki anneanne kimler arafa gider' diye sorunca da bana şaşırtıcı bir cevap vermişti:
"Bu dünyada tarafını seçmeyenler, seçemeyenler"
Ömrümde bir daha böyle bir ahiret tasviri duymadım.
Ama 'araflık' çok insan gördüm. Ve her seferinde de garip bir hüzne kapıldım.