Haluk Şahin'in müziğine bambaşka bir yorum

Nihayet uzun süredir aradığım yazıyla karşılaştım. Siyasi duruşun bir tespit değil, bir bakış açısı, dahası bir meşrep meselesi olduğunu ispatlayan yazıyı buldum.

Nihayet uzun süredir aradığım yazıyla karşılaştım. Siyasi duruşun bir tespit değil, bir bakış açısı, dahası bir meşrep meselesi olduğunu ispatlayan yazıyı buldum. Bu yazı, Haluk Şahin'in çarşamba günü yayımlanan yazısı.
Yazının başlığı, Türkiye nereye gidiyor?
Haluk Şahin'in bu yazısı bir beste olsaydı, üç aşağı beş yukarı her notasının arkasına gönlümü koyardım. Ama bu bestenin makamı, düzenlemesi, tonu, hele hele 'sound'u ruhumun helasının penceresinden bile sızamaz.
İşte bu yüzden toplumların gelişmesinde siyasi tespitlerin fani, siyasi tartışmaların afaki olduğuna inanırım. Uzlaşmanın, eğer mümkünse, ahlaki/estetik bir noktada gerçekleşeceğine inanıyorum. Bu noktaya da ahlak ve felsefe tartışılarak varılır. Siyaset değil.
'Türkiye nereye gidiyor?' diye soruyor Haluk Şahin. Ve cevaplıyor. Bunu kimse bilmiyor, diyor.
Doğru mu, doğru. Ama Haluk Şahin, kesif bir hüzün ve endişe düzenlemesi üzerine çok tutulan korku makamından terennüm ediyor. Makamı o kadar iyi ayarlamış ki Haluk Şahin, aynı kelimelerin büyük bir neşe ve umut kaynağı olabileceğine kimse ihtimal vermez. Ama benim gibi kötü kulak sahipleri, kendilerini makama bir türlü teslim edemedikleriden, hiçbir zaman iyi bir dinleyici olamazlar. Beklenen tepkiyi vermezler. Veremezler.
Aynı şarkıyı bir de şöyle dinleyelim. Bundan altı-yedi sene evvel AKP'nin AB taraftarlığı, geleceği bilenler ve bilmek isteyenler için açık bir takiyeydi. Ama bilemediler. Bundan bir sene evvel Türkiye bir askeri darbeye gidiyordu. Herkes böyle biliyordu. İsteyen de istemeyen de. Ama gitmedi. Belki de gidemedi. Herkes yanıldı. Oh be, nihayet kimse bilemedi. Bundan üç-beş ay evvel Türkiye'nin Kuzey Irak'a girmesi, Türk tarihinin en kaçınılmaz hamlesiydi. Ama kaçınılabildi. Kestirmeden gidenler geleceği kestiremedi. Seçimlerden birkaç ay evvel Avrupa'dan tescilli yüzde 10'luk seçim barajı sayesinde kimse Kürtlerin Meclis'e gireceğini tahayyül edemiyordu. Ama girdiler. Giriverdiler. Kimse yine bilemedi.
Baylar, bayanlar Türkiye'de artık 'gelecek' bilinmiyor. Gelin bunu kutlayalım. Gelin bunun tadını çıkaralım. Çünkü ne kadar süreceği belli olmaz. Gelecek bilinmediği sürece, bildirilmemiştir de.
Nihayet Türkiye'de önceden bildirilmemiş bir gelecek var. Yoksa bu geleceğin şekillenmesine bizler de mi katılabiliriz? Önceden hiçbirimizin teker teker kestiremediği 'melez' bir gelecek mi yaratabiliriz? Olmaz deme millet, bakın olabiliyor. Belirsiz bir gelecek bizim 301 derece miyop gözlerimizin içine de bakabiliyor.
'Oh be nihayet, 1923'ten bu yana yükselen bir grafiği tersine çevirdik. Türkiye aslına dönüyor' diye sevinenler de olabilir diyor Haluk Şahin. Ama ben, onlardan biri değilim. Türkiye'nin bir özü, bir aslı olduğunu düşünmüyorum. Bir tek bundan korkarım. Türkiye bir hayvan değil ki, özü, aslı olsun.
Türkiye insan. İnsanın en önemli özelliği de 'aslı' denileni isterse değiştirebilme veya kontrol edebilme ihtimali ve imkânı değil mi?
Bir de Pandora'nın korkular kutusundan fırlayıveren 'globalizm cininden' bahsediyor, Haluk Şahin. Globalizmin bir sürü bilinmezlik ve belirsizlik yarattığı, geleceği daha da bilinemez kıldığı aşikâr.
Her şey ilelebet olduğu gibi gitse, tarihi bir şok yaşanmasa, milletini ve kavmini koruma altına alan muasır medeniyetler ve onların yancısı bizim gibi yarı medeniyetler, sanır mısınız ki mesela dünyadaki milyarlarca aç insanı bir zerrecik olsun umursar? Milliyetçi ya da kavimci sınırlara hapsedilmiş solcular, sosyalistler, sosyal demokratlar, dindarlar ne yaptılar bugüne kadar açlıktan ölen 'kardeşleri' için?
Mesela Norveç, 90 bin dolara dayanan iğrenç derecede yüksek milli gelirinin yarısını veriyor mu Afrika'ya? Arzın kabuğundan çıkan petrol ve madenler niye bütün insanlığın malı telakki edilmiyor?
Sanırım globalizmin barındırdığı en büyük korku, yakın veya uzak bir gelecekte insanların bütün bir insanlıkla yüzleşmek zorunda kalması.
Bir gün dünya vatandaşı olursak hepimiz, kimbilir belki de vergilerimizin çoğu Afrika'ya gider.
Hatta zenciler kendilerini medeniyetin kurucu öğelerinden biri bile ilan edebilirler. Yoksa ne güzel yaşıyorduk di mi, sen ben bizim oğlan?
Globalizm önce milliyetçilik ve milliyetçiliklere tebelleş olacak. Oluyor da. Ama bundan kazanan bir ihtimal insanlık olabilir. Bir ihtimal. Bu ihtimal bize bağlı. Gelecek bize bağlı. Bunda üzülecek ne var anlamıyorum. Anlamam mümkün değil.
Bilmiyorum diye gelecekten korkamıyorum. Bu bünyemde yok.
Haluk Şahin'e göre 'grafiği sürekli yükselmiş' geçmişimizi ise maalesef dün gibi hatırlıyorum.
Unutmadan, tasarımcıya grafiği daima hoş görünür.