Hop hop hop sayın başbakanım!

Hop hop hop sayın başbakanım, her şeyin bir sınırı var! Bugüne kadar, kimilerinin deyimiyle 'steril demokratlığımız' size çalıştı. Şimdi de biraz kendimize çalışsın, müsaadenizle.

Hop hop hop sayın başbakanım, her şeyin bir sınırı var! Bugüne kadar, kimilerinin deyimiyle 'steril demokratlığımız' size çalıştı. Şimdi de biraz kendimize çalışsın, müsaadenizle.
Diyorsunuz ki, 'Bedeli ne olursa olsun, ödemeye hazırız.' Bir millet adına mı konuşuyorsunuz?
Yoksa köleleriniz adına mı? Benim bildiğim bu millet size bedelsiz bir çek vermedi.
Ayran gönüllü referandumlar yapacağız. Ama mesele 'Bedeli ne olursa olsun!' oldu mu, bunu size bırakacağız. Ayıptır söylemesi 'Başkomutan' değilsiniz, başbakansınız.
Ben kendi adıma konuşayım, 'Bedeli ne olursa olsun hiçbir şeyi ödemeye hazır değilim.' Yeni bir 'mutlak milliyetçilik' çıtası mı koyuyorsunuz?
İsmail Türüt bir gecede besteleyiverir. Güftesi 404 gibi üzerinize yapışır. Dikkat.
Bir dönün miliyetçiliğin şampiyonlarına bakın, sağdan soldan. Onlar bile bu beyanda konuşmazlar. Bilirler ki bu yalnızca filmlerde olur. Ayrıca haddim olmayarak size bir tüyo vereyim. Miliyetçi propaganda felaket öngörüsü üzerinden yapılmaz. Sadece 'büyük zafer' vaadi üzerinden yapılır. 'Bedeli ne olursa olsun'lar felaket gerçekleştikten sonra ilkokul şiirlerine saklanır. Bir müsamere sahneye koyuyorsanız, işi erbabından öğrenin bari.
Oturup bedeli enine boyuna konuşmak lazım değil mi? Ha, belli ki ev sizin. Bizi de kiracı kabul edin. Hadi kendimizi bir kalem geçelim, mesela şu sokakta ya da başka sokakta oynayan 5 yaşında çocuk da mı dahil bu bedele? Ne için dahil?
Ya da bırakın her bedeli ödemeye hazır olmayı, belki savaşa karşıyımdır. Olamaz mı yani? Hakkım yok mudur? Hani 'güzel yüzümüz' cumhurbaşkanımız sözünü ediyor ya, 'Artık alışalım, en marjinal fikirler bile artık söylenebilecek' diye. İşte öyle 'tatlı' bir şey.
'Bedeli ne olursa olsun' ha. Bu sözleri unutamayacağım. Bu sözlerin üstünde kimsenin durmamasını da unutamayacağım. Vicdan dediğimiz, hafızamızdır. Ne bir eksik, ne bir fazla.
Sizden ilk kez korktum. Yok, 'takiye' meselesi değil. Eskiyi 'temizleyeceğim' diyorsunuz, ama bütün yaptığınız eski düzeni ve söylemi 'temize çekmek'. Hem de ziyadesiyle 'büyük harflerle' temize çekmek. Düzeni sizin değiştirmeniz gerekmiyor da, büyük harfleri gereğinden fazla seviyorsunuz. Bundan korktum.
Seçimlerden önce aynı sorunla ilgili konuşmanızı hatırlıyorum. Gandi gibiydiniz. Seçimlerden sonra ne oldu? Seçimlerde kaç fani kazandınız? Sonra kaç şehit gerekti, hepimizin aynı bedelsizliğe ulaşmasına? Bir sayı verebilir misiniz? Belli ki sayılar sizin alanınız.
Son yarattığınız söylemle, Türkiye artık 'sağda' bile durmuyor. Sağın en köşesine doğru devrilmiş bulunuyor. Hem de gümbür gümbür devrilmiş bulunuyor.
PKK'nın peşinden Irak'a 'bedeli ne olursa olsun' girmek yüzde 47'lik merkezin görüşü. 'Bedeli ne olursa olsun' diye bir şey olmaz demeye cüret etmek, benim görüşüm, yani 'marjinal görüş'. Merkezin durduğu yere bakın. Merkez sayenizde artık kaç diyor, ama yine sayenizde artık kimse kaçamıyor.
Bundan sonra Türkiye'nin siyasi tablosu şudur.
Fevri, kabadayı, sahneyi kaptırmayı sevmeyen, uyanık, ama bir o kadar da heveskâr ve acemi AKP milliyetçiliği. Bu milliyetçilik oportünisttir, ne zaman sahne alacağı belli olmaz.
Şaşkın, bir o kadar da ısrarlı, hem rejim hem sınır tehdidi üzerinden çalışan CHP'nin çok zeminli devlet milliyetçiliği. Bu milliyetçilik kumarbazdır. Gözü karartmıştır. Eli artırmayı sever. Voliyi vurana kadar da masadan kalkacağa benzemez. Şimdi gözünü Barzani'ye dikmiştir.
MHP'nin babadan kalma 'bildiğiniz' milliyetçiliği. Ki bu tabloda 'siyaseten' hepsinden ehvendir. Çünkü 'öngörülebilir'. Sürprizler yaratmaz. Ama rakiplerinde bedeli belirsiz heveskârlıklar yaratabilir.
Bir de PKK milliyetçiliği var tabii. Bu milliyetçiliğin büyümek için çok bakıma ihtiyacı yoktur. İklim koşulları büyümesi için yeterlidir. Amacı 'ordulaşmaktır'. Bunun en iyi yolu da Türkiye'nin Irak'a girmesidir. Türkiye Irak'a girip 'vatanını savunan' bir-iki Peşmerge öldürürse. Ondan sonra bedeli ne olursa olsun kimse PKK'yı soydaşı Peşmerge'den ayıklayamaz. PKK da 'Kürt vatanını' savunan bir 'özgürlük ordusu' görünümüne bürünür. Bu da bir günde olur. 40 yılda da tersine çevrilmez.
İşte şu anda Türk siyasetinin seçenekleri bunlardır.
Şu anda tezkere onaylandıktan sonra, AKP'nin itidal sahnesini tekrar kurar gibi yapması sonucu değiştirmez. İtidal bedeli belli olmayan laflar üzerinden kayıp gidebilir.
Faşizm lafla doğar, lafla büyür, bir gün lafla bedeli belli olmayan bir hale gelir. Faşizmin 'kolaylığı' da zaafı da buradadır.
Demokrasi ise 'ağzımızdan çıkanı vicdanımız duyarsa' büyür. Zorluğu da işte buradadır. Kolay bir yanı da yoktur.
'Bedeli ne olursa olsun' diyebilmek ise hiçbir şeyi yönetmek değil, her şey tarafından yönetilmektir.