'İlkokul siyasetine' dönüş

Yıl 1968. Ardahan. Ben altı yaşındayım. Kâzım Karabekir İlkokulu'nda 1. sınıf öğrencisiyim. Ardahan'da kış çok çok uzun sürer. Kışın o yıllarda, oranın yollarında...

Yıl 1968. Ardahan. Ben altı yaşındayım. Kâzım Karabekir İlkokulu'nda 1. sınıf öğrencisiyim. Ardahan'da kış çok çok uzun sürer. Kışın o yıllarda, oranın yollarında, askeriyenin cipleri, cemseleri ve Ardahan'ın atlı kızaklarından başka bir şey yoktur. Ardahan'ın ötesine yollar genellikle kapalıdır. Uzun kışın ardından hemen yaz gelir ve çok kısa sürer.
Yaz, Ardahan'da çok önemlidir
Yazın en önemli günlerinden, ilk günlerinden birinde, bir hanım öğretmen, benim öğretmenim, ilkokul birinci sınıf öğretmenimiz bize bahçeye çıkmamızı söyledi. Altı-yedi yaşlarında 30-40 çocuk koşarak güneşli bahçeye çıktık.
Bahçede öğretmenimiz sınıftaki çocukları 'tembeller', 'çalışkanlar' ve 'diğerleri' olarak üç gruba ayırdı. Gruplar bahçede kümelendi. Öğretmen sanki bir oyun hazırlığı içindeydi. Ama oyunun ne olduğunu biz çocuklar henüz bilmiyorduk.
Daha sonra öğretmen hanım, 'tembellerin' ortada bir daire oluşturmasını istedi. Oluşturdular. Ortada daire oluşturan küçük 'tembelleri' giderek büyüyen bir sessizlik kapladı. Öğretmen ardından 'çalışkanları' çağırdı, onların da 'tembellerin' etrafında bir daire oluşturmasını istedi. 'Çalışkan' küçükler, isimlerinin 'çalışkan' olmasının verdiği rahatlıkla ortadaki 'tembeller' kadar donuk değildiler, ama yine de şaşkınlık içindeydiler. Öğretmen, daha sonra en kalabalık grubu, yani 'diğerlerini' çağırdı ve onların da herkesin etrafında en büyük çemberi oluşturmasını istedi. 'Diğerleri', bu üç grup arasında en mutlu, en çocuk gözükeniydi.
Onların çemberini oluşturmak, onları yerleştirmek en uzun süreyi aldı.
Bütün çocuklar ne olacak diye beklerken, öğretmen ortadaki 'çalışkanların' her birinin eline birer cetvel verdi ve yerlerinden kıpırdamamalarını söyledi. 'Tembellere' ise yürüyerek oluşturdukları çemberi döndürmelerini söyledi. 'Diğerleri'nden ise 'tembellerin' ters istikametinde dönerek, ellerini çırpmalarını, elerini çırparken 'tembel tembel' diye tempo tutmalarını istedi.
Kuş bakışı görüntü şöyleydi. Üç 'küçük çocuk çemberi' iç içe, en dıştaki çember 'tembel tembel' diye tempo tutarak, bir tarafa dönüyor. Ortadaki 'çalışkan çember' sabit duruyor ve ellerinde cetvel tutuyor. En içteki 'tembel çember' ise, en dışdakinin ters istikametinde dönüyordu.
Ardından öğretmen, 'oyunu' başlatan emri verdi. Sabit duran 'çalışkanlar' ellerindeki cetvelle önlerinden geçen 'tembellerin' kafasına vuracaktı. Öğretmen böyle istiyordu.
'Çalışkanlar', 'tembeller' önlerinden geçtikçe cetvelle vurdu. Bazıları cânı gönülden vurdular, bazıları korkudan, bazıları vurur gibi yaptı. 'Tembeller' önce ağlamaklı oldu, sonra düpedüz ağlayarak ve kafalarına cetvelleri yemeye devam ederek, dönmeyi sürdürdüler.
'Diğerleri' ise, dışarıda neşeyle tempo tutarak, el çırparak dönmeye devam ettiler.
'Tembeller', daha ziyade Ardahan'ın yerlileriydi. 'Çalışkanlar', benim gibi eczacının oğlu ya da avukatın, hâkimin, subayın çocuğuydular.
'Diğerleri' ise, karışık bir ekipti.
Ve 'diğerleri' olmasa bu oyunun hiçbir 'neşesi' yoktu.
Öğretmen ise bir subay eşiydi. Kötü bir insan olduğunu söyleyemem. İyi bir insan olarak tanınırdı.
40 yıl önce Ardahan Kâzım Karabekir İlkokulu'nda güneşli bir yaz sabahı küçük çocuklar ve öğretmenleri tarafından böyle değerlendirildi. Eminim şimdi daha iyi değerlendiriliyordur.
Bundan sonraki 40 yıl boyunca 'iktidarın şiddeti'yle tabii ki yine karşılaştım. Ama bu 'şiddet'in kusursuz mimarisiyle, şölenleşmiş, yaratıcılıkla şekillendirilmiş, içinden çıkılmaz hale getirilmiş çemberiyle karşılaştığımda altı yaşındaydım.
Uzun süredir unuttuğum bu resim, nedense birden bugün aklıma bütün ayrıntılarıyla tekrar düşüverdi.
Ve tekrar ilkokul siyasetine geri dönüverdim.
Cetvelle vurmak zorunda olan mı? Vurulan mı? Yoksa el çırpıp tempo tutan mı en büyük cezayı görüyor?
Bu çemberin dışına çıkmanın bir mümkünü var mı? Nereden olursa olsun.
Varsa, öğretmen izin verir mi?
Verirse, ne taraftan çıkmamıza izin verir?
İzin almadan çıkarsak ne olur?
Ve en önemli soru: Öncelikle bu çemberin dışına çıkmayı başarmadan hakiki ve samimi bir siyasi bakış açısına sahip olmak olabilir bir şey midir?