İşte sana Amerika!

Değişen Amerikan yönetimlerinin değişmeyen bir oyun sahası vardır. </br>'Korku politikaları' ve onun zalim imkânları.</br>Eski Amerikan korkusu neydi? Komünizm. Amerika komünizmle nerede savaştı?

Değişen Amerikan yönetimlerinin değişmeyen bir oyun sahası vardır.
'Korku politikaları' ve onun zalim imkânları.
Eski Amerikan korkusu neydi? Komünizm. Amerika komünizmle nerede savaştı?
Amerika'nın içinde mi? Belki çok kısa bir süre için. Ama aslen, savaşı Amerika'nın dışında, hatta dünyanın öbür ucunda yürüttü. Dünyanın her yerinde 'komünist' avladı. Bu uğurda, hayatında ilk kez bir Amerikalı gören yüz binlerce insanı öldürdü.
Bu arada biz ne yaptık? Tesadüfe bakın, biz de komünist avladık. Halbuki, Türkiye'de 'şeriatçılığın' da en hızla yükseldiği dönemdi.
Ordumuz kolumuzda, derin devlet koynumuzda,'emir komutayla mutlu Türkler',
komünist diye kendi vatandaşlarımızı öldürdük, astık, kestik, tellerle boğduk. Kendi çocuklarımızı falakaya yatırdık, askıya astık, boka batırdık.
Amerika, nedense başkalarının çocuklarını, biz, nedense kendi çocuklarımızı.
Türkiye'de o zamanlar komünist var mıydı? Tabii vardı.
Komünizm tehlikesi var mıydı? Tabii ki yoktu.
Komünistlerin kökünü kuruttuk mu? Kuruttuk.
Onlarla beraber 'pek de komünist olmayan' bir çoğunluğun ağzını burnunu dağıtıp, kafalarını ezdik mi? Tabii ki ezdik.
Bilanço: Amerika dünyanın anasını belledi. Biz 'mutlu' Türkler kendi anamızı belledik.
Bu arada Amerika'nın anayasası değişmedi. Hatta Amerika 'içeride' biraz daha liberalleşti. Biz, bir Anayasa'yı bir kenara attık, başka bir Anayasa yapıp birbirimizin suratına fırlattık.
Derken Amerika, beklenen 'premiere'ini gerçekleştirdi, yeni 'büyük korku'nun açılışını yaptı. İsmini de şöyle lanse etti:
'Fundamentalist İslam'. Her benzin istasyonuna hatıralık Usame bin Ladin bebekleri dağıttı. Ayakta alkışlar. Yepyeni bir korku filmi başladı.
Bu 'yeni filmin' arkasındaki Wolfowitz, Chaney ve Rumsfeld ekibi tesadüfe bakın ki eski 'büyük komünizm korkusu' filminin de prodüktörleriydiler.
'Prodüktör'ü bir benzetme olarak almayın. Çünkü bunların işi hakikaten senaryo yazmak. Çünkü hocaları onlara öyle vaaz etti. Hocaları kim miydi? 'Büyük filozof' LEO STRAUSS.
Üstad Strauss, toplumlara 'korku' vermek gerektiğini ve dahası, bu korkuyu 'fabrike' etmek gerektiğini söylüyordu. Buna da Eflatun'dan ilhamla 'noble lies' (asil yalanlar) adını veriyordu.
Amerika yeni korkusu 'fundamentalist İslam'la nerede savaşmaya başladı?
Tabii ki Amerika'nın uzağında. Yine yüz binlerce ölü, yine dünyanın öbür bucağında.
Tesadüfe bakın, aynı anda biz de 'fundamentalist İslam'la savaşmaya başladık.
Nerede savaşacağız? Tabii ki 'mutlu Türkler'in yaşadığı 'mutlu Türkiye'de'. Ve tabii ki, orduyla birlikte. Sarılırsak kimin boğazına sarılacağız? Tabii birbirimizin.
Ne zamana kadar birbirimizin ümüğünü sıkacağız? Tabii ki Amerika yeni bir 'korku' 'fabrike' edene kadar.
Türkiye'de 'İslami fundamentalistler' var mı? Tabii var.
'İslami fundamentalizm' tehditi var mı. Tabii ki yok.
'İslami fundamentalistlerin kökünü kurutacak mıyız' Kurutacağız.
Onlarla beraber 'hiç de fundamentalist olmayan Müslümanların' canına okuyacak mıyız?
Tabii ki okuyacağız.
Aynı kuru yaş yakımını, pire için memleket yıkımını komünistler için yapmamış mıydık?
Yapmıştık.
Bilanço: Amerika faşizan korkusunu yine ihraç ediyor. Amerika'nın döktüğü kan yine dışarıda, demokrasisi ise daha da özgürleşerek içeride kalıyor. 'Özgürlükler ülkesi' Amerika, bu arada Avrupa'dan milyonlarca kişilik 'genç beyin göçü' de alıyor.
Türkiye'de asker yine sahneye çıkıyor. Türkiye'nin bir yarısı bayraklara sarınıp, diğer yarısını İzmir'den denize dökmeye hazırlanıyor. Bu arada, bayraklara sarılıp Amerika'nın korkusunun peşine takılanlar, Amerikan emperyalizmine karşı nutuklar da atıyor. (Bu anlamda, bu ikinci filmde Amerika daha başarılı)
Amerika oldum olası korku 'fabrike' ediyor ve ihraç ediyor. Ama güçlü merkez Amerika, bu korkuları Amerika dışında patlatıyor. Bizim gibi 'andavalyalılar' ise korkuların üstüne yatıp, tamamen içeride, tam böğründe patlatıyor. Avrupa gibi 'sağduyulular' ise telaşla dışarıya koşarken, ellerinde gümletiyor.
Çözüm: Amerika'dan ihraç edilen korkuları sınırdan içeri sokmamak. Veya, vicdanın elveriyorsa dışarıda patlatmak. (Bu, Amerikan tarzı milliyetçilik oluyor.) Veya, demokrasi ve özgürlük. Korkuların patlamaya-
cağı alternatif 'bir demokrat merkezi' burada da yaratmak.
Demokrasi artık yalnızca 'humanist' bir tercih değil. Aynı zamanda stratejik bir 'olmak ya da olmamak' meselesi.
Türkiye'nin 'içeriye cumhuriyetçi' 'stratejist'lerine duyurulur.
Dışarıya 'cumhuriyetçi' içeriye 'demokrat' Amerika'ya bakıp artık bir düşünmek gerekmiyor mu?