Kadının adı olunca ne oluyor?

Amerika'da yapılan araştırmalar gösteriyor ki, adı sanı, hali vakti, işi gücü yerinde olan, eğitimli kadınların büyük çoğunluğu, 'kendinden güçlü' erkeği tercih ediyor ve...

Amerika'da yapılan araştırmalar gösteriyor ki, adı sanı, hali vakti, işi gücü yerinde olan, eğitimli kadınların büyük çoğunluğu, 'kendinden güçlü' erkeği tercih ediyor ve 'yukarı'yla evlenme temayülünden vazgeçmiyor. İçimden bir his, burada da durumun hiç farklı olmadığını söylüyor.
Yani, güçlü kadın gücünü daha güçlüyü bulmaya harcıyor. İşin acısı, kadın güçlendikçe seçim sepeti küçülüyor. Hem de kimlere kadar küçülüyor. (Bakınız: Türkiye'nin en seksi erkekleri). Kadın gücünü yine idrak etmiyor, tam olarak kullanmıyor.
Diyeceksiniz ki, 'Adı olmayan milyonların derdi bitti de, adı olanlara mı sıra geldi?'
İyi de, erkeklerden umudunu kesmiş kadınların umudu bu kadınlar. Bu kadınlar Meclis'e girecek, bu kadınlar şirket yönetecek, bu kadınlar bakan, başbakan olacak.
Ayrıca 'adı olmayan' kadının derdi öyle sarpa sarmış ki, başka 1000 türlü derde öyle karışmış ki, çözdükçe dolanıyor. Oysa 'adı olan' kadının derdi, meselesi, kadınlığı kendinden menkul. Kendinden başka diğer birçok etkenden arındırılmış bir 'kontrol grubu' gibi. Yani, 'kadın meselesi'nin, erkek, toplum, sistem vesaire dışında 'kadının kendinden kaynaklanan' bir nedeni de, bir umudu da varsa, bu gruba bakılarak anlaşılabilir ancak.
Kadınların bu 'daha güçlüden' bir türlü vazgeçememe sorununun bir sürü açıklaması olabilir. Ama içlerinden biri var ki, bu sorunu bir illet haline getirebilir. O da: Kadının 'gücü' erkeğe yakıştırması. Geçen akşam paparazzi programlarından birinde kim olduğunu hatırlamadığım bir kadın, 'Kadını aldatmak erkeğe çok yakışıyor' diyerek memleketi epey meşgul edecek bir vecize patlattı. "'Güç' erkeğe çok yakışıyor" da işte öyle bir şey.
Bir şey gözüne güzel geliyorsa, hoş ve yakışıklı buluyorsan ve o şey sana hiç iyi gelmiyorsa, o zaman geçmiş olsun. Eğer senin erkeğe duyduğun arzuda 'güç habisi' varsa, bu habis elbette büyüyecektir.
O zaman 'ontoloji servisine'* yatacaksın, ruhumda habis var diyip ameliyatla bile olsa aldıracaksın.
İnsanlar estetik ve ahlakı birbirinden ayırmaya bayılır. Çünkü bu onlara büyük bir manevra alanı yaratır. Bu büyük manevra alanıdır mesela Bülent Ersoy'a başkumandan nutukları attıran.
Taassubun çıplağına ya da edepsizliğin örtülü olanına çanak tutan da budur.
İnsanlar bunun adına 'kişisel zaaf' deyip bunu ehemmiyetsizleştirirler. Ya da daha ziyade, insanı insan yapan zaaflarıdır deyip 'romantikleştirmeyi' pek severler. Hepimizin şahit olduğu gibi, şahsi dünyamızın en büyük heyecanlarından biri olan 'sıradan romantizm' alt alta toplanıp toplum muhasebesine intikal ettiğinde maalesef hiç de hoş olmayan sonuçlar doğurabiliyor.
Sinir uçlarına kadar sirayet etmiş bir 'estetiği' söküp atmak kolay mıdır? Zordur. Sıkıcı mıdır?
Sıkıcıdır. Ama, her toplumsal mücadelenin en tahammül edilmez yanı bir sürü 'hoş akşam'dan vazgeçmeye neden olması değil midir?
Bir feminist, 'Kadın özgürlüğü, kadındaki erkeksiliğin, erkekteki kadınsılığın özgürlüğüdür' diyor. Yoksa kadının özgürce 'kadınlığını' katmerlendirmesi değil.
Artık 'adı olmayan' kadınların maruz kaldığı vahşet kadar, 'adı olan' kadının zaafının da ameliyat masasına yatırılması gerekmiyor mu?
Hem böylece, erkekleri de 'güç' gibi astarı yüzünden pahalı bir süsten kurtarmanın biraz olsun önü açılmaz mı?
Meclis'te kadının temsilinin çoğalmasına hangi aklı başında insan karşı çıkabilir?
Yeter ki Meclis'e girebilmek için bıyık takan kadınlar, Meclis'e girdiklerinde bıyıklarını çıkarmayı unutmasınlar.
Yoksa Meclisimizde yavaş yavaş azalan bıyıklı sayısını artırırlar, o kadar.
* 'ontoloji servisi': Seyhan Erözçelik'in bir şiirinden.