Korkular süpermarketi

Önce korku mu vardı, yoksa umut mu? Bence önce korku vardı. Umut, biz Türklere 'tek dişi kalmış canavar' diye ulaşan 'medeniyet'in bir buluşu, bir ayrıcalığıdır.

Önce korku mu vardı, yoksa umut mu? Bence önce korku vardı. Umut, biz Türklere 'tek dişi kalmış canavar' diye ulaşan 'medeniyet'in bir buluşu, bir ayrıcalığıdır. Hatta öyle görünüyor ki, artık geçmişte kalan bir lüksüdür.
Medeniyetlerde siyasetçiler önce medeni olana, 'umuda' sarıldılar.
'Özgürlük, kardeşlik, eşitlik' dediler, bütün dünyayı şirazesinden çıkardılar.
'Amerikan rüyası' dediler, bütün bir dünyayı tek bir rüyaya memur ettiler.
Her neyse uzun bir süre, öyle ya da böyle, iyi ya da kötü 'umut' üzerinden siyaset yaptılar.
Ama birdenbire, önce 'sağ'dakiler keşfetti korkuyu. Ya da daha doğrusu hatırladı. Rüyalardan yan çizip kâbuslardan korumaya başladılar vatandaşlarını.
Nixon 1972 yılında Sovyetler'le 'dètente' anlaşması yaptığında belki de Amerikan tarihinin son umut dolu konuşmasını yapıyordu. Bu 'umut' bile, yalnızca korkunun sona erebileceğinin umuduydu.
Nixon "Korku çağı artık bitti" diyordu.
"Korkuyu azalttık, çünkü korkunun nedenlerini azalttık." Sonra Nixon, kendi korkularına takıldı, yuvarlandı gitti. Yerine Amerika'nın süper
yedeği Ford geldi. Ford'la birlikte, geleceğin starları Rumsfeld, Chaney ve Wolfowitz.
Irak için yaptıklarını o zaman da Sovyetler için yaptılar. Bu onlar için vazgeçemedikleri cinsel bir fantezi gibiydi. Tecavüz için salahiyet çıkarmak. Mümkünse hem tecavüz edip, hem de alkışlanmak.
İşi Sovyetler'in 'akustik olmayan', bu yüzden 'varlığı tespit edilemeyen denizaltılarının' varlığından 'emin' olmaya kadar götürdüler. Sovyetler'in çöküşünden sonra, her dediklerinin, ama her dediklerinin mesnetsiz olduğu ortaya çıktı.
Ama bu korkunç yalancıların mumu sönmedi. Dahası, her 'aslan parçası' onlar için bir mum daha yaktı.
Biz, âlâsını yapmaya yeltendik. 'Özköklerimiz'den gelen ateşle çayda çıra bile oynadık.
Sağ, yeni 'global korkusu'nun ismini koydu, 'global terör'. Biz de korkudan kafamızı 'sol'a çevirdik.
Ne görelim? Bir Hollywood filminden dünyanın en pahalı, en iyi tasarlanmış, en iyi çalışılmış prezantasyonlarından biri çıkıyor, üzerimize geliyor.
'Uygunsuz gerçek' diye bir filmden elleri cebinde, esprisi yerinde bir 'demokrat' çıkıyor, yanı başımıza kadar yürüyor, duruyor, gülümsüyor ve kendini tanıtıyor.
"Ben Al Gore, bir zamanlar Amerika'nın neredeyse başkanıydım."
Tamam hocam, biz seni zaten zibidi marjinal bir yeşilci zannetmedik. Başarının büyük, dolayısıyla hüsranının da büyük olduğunu biliyoruz. Sen büyüksün biliyoruz. Sen de bir nevi Amerikan Başkanı'sın
bizim gözümüzde, gönlümüzde. Rahat ol, çekinme.
'Hannah Arendt' diye söze başladı, Al Gore.
Ooo hocam, aynı kitapları okumuşuz, anlaşacağız galiba, öyleye benziyor.
Gore anlatıyor da anlatıyor, arada bir uzayda duran küçücük bir gezegen olan dünyayı eliyle işaret ediyor. Sanki, küçücük bir yer burası, tek bir merkezden pekâlâ idare edilebilir diyor. Yeter ki başında Bush gibi kendini bilmezin biri olmasın.
Neyse, iknayla olmazsa 'baştan çıkmayla', sonunda 'küresel ısınma' korkusu her yanınıza yayılıyor.
Üstelik bu adam tarihte ilk defa bir şeylerden Amerika'yı sorumlu tutuyor. Nihayet vicdanlı bir alternatif.
Ama gelin görün ki, sağım solum, her yanım korku oldu. Eskiden 'sol' yanımda umut vardı. Şimdi, küresel, evrensel, hümanist ve çok büyük bir korku var.
Beş-on yaz arka arkaya cehennem gibi geçsin, çoluğu çocuğu olan herkesin bırakın lideri, peygamberi olur bu adam. 'Neredeyse Amerikan Başkanı, neredeyse dünyanın doğal lideri.'
Nereden nereye geldik.
Bırak şu siyasi korkuları dedim kendi kendime, basit gündelik hayatına geri dön.
Döndüm, döner dönmez gelsin statü korkusu, çocuğuna global eğitim verememe korkusu, 70'inde haftada üç kez seks yapamama korkusu, kolesterol korkusu, tütün korkusu, ekonomik kriz korkusu, Sevr korkusu (artık gündelik bir korku) ve hatta şu meşhur 'asansörde koku' korkusu.
Not: Salı günü İngiltere, karbon emisyonlarını 2050'ye kadar yüzde 60 kısmak için bir kanun tasarısını meclise sundu. Hemen çatlak sesler çıkmaya başladı: "Çin'de her hafta kömür bazlı bir enerji santralı kurulurken, bu karar İngilizlere eziyettir." İster misiniz, Al Gore'un yola getireceği bir Amerika yine Avrupa'yla birlikte, bu kez Çin'e karşı ve demokrat destekli bir 'küresel ısınma' harekâtı başlatsın.