Kürt meselesi ve PKK'yla ilgili acı gerçek

Yavaş, gönülsüz ve sahipsiz bir demokratikleşme, bir 'iyileşme' gibi gözükse bile, beklenenin aksine PKK'yı zayıflatmayabilir. Hatta güçlendirebilir bile.

Yavaş, hantal, gönülsüz ve sahipsiz bir demokratikleşme, bir 'ilerleme', bir 'iyileşme' gibi gözükse bile, beklenin aksine PKK'yı zayıflatmayabilir. Hatta büyük ihtimalle güçlendirebilir bile.
Halbuki ani, atak, hızlı, radikal, kapsamlı ve kaynağı belli bir demokratikleşme PKK'yı çok hızla küçültür.
Bundan 30 yıl önce, Kürt diye ayrı bir halkın varlığını kabul etmiyorduk. Bugün Kürt varlığını kabul ediyor muyuz? Ediyoruz. Kürtçenin apayrı bir dil olduğunu, hatta bir Hint-Avrupa dili olduğunu kabul ediyor muyuz? Ediyoruz. Meclis'ten toplayıp senelerce içeri attığımız kişileri tekrar siyasette görmeyi kaldırabiliyor muyuz?
Şimdilik kör topal kaldırıyoruz. Af Yasası'ndan, hatta bir paşa gönül isterse, Kürtçe devlet hizmetinden, eyalet sisteminden bahsedebiliyor muyuz? Bahsediyoruz.
Son 30 yılda Kürt meselesinde çok hayati olmasa bile önemli değişiklikler olmadı mı bu memlekette? Oldu.
En azından zihniyet açısından oldu.
Şimdi en önemli soruyu soralım. Nedense hiç sorulmayan soruyu.
Peki bu değişim nasıl gerçekleşti? Vicdanlıysak bu basit soruyu soralım artık. Bu nasıl gerçekleşti?
Büyük siyasi partilerimizin iradesiyle mi oldu? Ben böyle bir irade görmedim. Gördüğüm, büyük bir dirençti. Yukarıdaki zihniyet dönüşümü, açıklanmış, net, belli bir siyasi proje çerçevesinde gerçekleşmedi.
Sanki her şeye rağmen zamanın çarkında kendiliğinden gerçekleşti.
Bu dönüşüm insanlık için küçük bir adım olabilir ama Kürtler için büyük bir adımdı.
Bu dönüşümün öznesi kimdi? Ordu mu? Olmadıklarını, 'kart kurt kürt' masalına senelerce takıldıklarını daha yeni ifşa etmediler mi? CHP mi? Ecevit mi? Demirel mi? AKP mi? Birileri belki Özal diyebilir ama yine de bu dönüşümün net bir öznesini Türkiye'de hiç kimse işaret edemez. Öznesi belli olmayınca bu dönüşüm pasif bir dönüşüm haline gelir. Ve birileri çıkar bu 'sahipsiz dönüşümün' öznesinin PKK olduğunu iddia eder.
Burada mesele bu iddianın doğru ya da yanlış olması değildir. Böyle bir inancın zemininin olup olmamasıdır.
Böyle bir inancın zemini var mıdır?
Eğer bu dönüşümün öznesi dev bir abide gibi her yerden görülmüyorsa, evet, bu inancın bir zemini vardır.
Burada PKK'nın terörist bir örgüt olup olmaması hiçbir şeyi değiştirmez. Terörle siyasete karşı olabilirsiniz. Ama sen karşısın ben karşıyım diye terörle siyaset yapılamıyor değil. Silahla yapılan siyaset etkili olabilir. Karşı olmak başka, yüzde 100 etkisiz olduğunu iddia etmek başka.
Emekli komutanlar Kürt sorununda yanlış yaptık diyebiliyorlar. Teröre karşı savaşın en zor yanı, siyasi yanlışa açık olmamasıdır. Yaptığın her yanlış onların hanesine zafer olarak geçer. Terör, siyasi yanlışları ne kadar karşı tarafa yükleyebilir, kendiyle ilgili yanlışları ise ne kadar 'terörle' sınırlamayı başarırsa, o kadar kazanır. O kadar 'gerilla' olur. Çünkü silahla propaganda yapanlar terör örgütü olmayı, terörist olarak damgalanmayı göze almıştır.
Ama bu demek değildir ki siyaseten bir hiç olmayı göze almışlardır. Onun siyasi 'kazancı' bütünüyle senin yanlışlarına bağlıdır.
20-30 sene sonra memleketinde 'ister istemez' gerçekleşecek olan demokratik açılımları aldığın milli eğitim tedrisatına rağmen bugünden öngörebileceksin. Öngördüğün kaçınılmazı, hemen şimdi, hiç bekletmeden, bütün kapsamıyla gerçekleştireceksin. Teröre vicdani zemin kaybettireceksin. Onu dağda değil, 'zamanda' sıkıştıracaksın. Kuytularla dolu alacakaranlık bir geniş zamanı onun siyasetinin altından ANİDEN çekeceksin. Direneceksen, 'hakiki siyasetin sınırında' direneceksin. 'Kart kurt kürt' gibi siyasetin sınır ötesinde değil. Yoksa her siyasi ilerleme, her hantal demokratikleşme, bir geri çekilme gibi tezahür eder ve bu ilerlemenin öznesi PKK oluverir.
Öyle olmasa bile öyle telakki edilebilir.
Buradaki en önemli nokta 'demokratik geri çekilmeyle' 'demokratik atak' arasındaki farktır. Güneydoğu'nun demokratikleşmesi ittire kaktıra, gönülsüz ve yavaş olursa, bu cüzi ve hantal demokratik gelişme, bir teslimiyet olarak görülür ve siyasi başarısı PKK'nın hanesine yazılabilir. 'İyileşmeye' rağmen PKK'yı güçlendirdikçe güçlendirebilir. Yok, bir anda, radikal, kapsamlı anlamlı ve sahipli bir demokratikleşme gerçekleştirilirse, bu demokrat atağın öznesi bütün Türkiye
olur ve PKK aniden bütün siyasi zeminini kaybeder.
Yani, demokratikleşme var, demokratikleşme var. Biri PKK'nın hesabına yatar, biri bütün milletin hesabına. İşte bence gerçek bu. Bu gerçeğin niye acı olduğuna gelince. Niye acı olduğunu zaten hepiniz biliyorsunuz.