Lütfen artık kabul ediniz

Bir görüşe göre 'Kabul etmek takdir etmekten çok daha zordur.' Hatta zaman zaman kabul etmek o kadar güçleşir ki, takdir ettiğiniz şeyi bir türlü kabul edemezsiniz.

Bir görüşe göre 'Kabul etmek takdir etmekten çok daha zordur.' Hatta zaman zaman kabul etmek o kadar güçleşir ki, takdir ettiğiniz şeyi bir türlü kabul edemezsiniz. Aynı kişiyi bir yandan 40 altınla ödüllendirip bir yandan 40 sopayla cezalandırmak kıssasında olduğu gibi.
Ben kendi adıma kabulü takdire tercih ederim. Kabul bir alandır. Size içinde yaşama imkânı verir.
Halbuki takdir, bir noktadır, üzerinde dikilip durursunuz. Takdirin kabulü eksikse, bir sabah kalktığınızda bir bakarsınız takdir aniden tekdire dönüşmüştür.
Baba figürünün etrafında dans eden toplumlar, takdir toplumlardır. Babanın takdirinin ince çizgisinde yürürler. Babanın takdiri bittiği zaman geriye yalnızca tekdiri kalır. Çünkü bu babanın başka bir alanı yoktur. Bu babanın kabulü yoktur.
Ve sonra gelir sosyopatlık. Babayı öldürüp kendi içine hapsetme hali. Kendi kendinin babası olmuştur bu kişi. Tekdir riskinden tümüyle kurtulmuştur. Baştan sona bir 'takdir' haline gelmiştir. Bir iç tutarlılığa ihtiyacı yoktur. Bir ahlaka ihtiyacı yoktur. Çünkü kendi içine hapsedip esir aldığı babası, o ne yaparsa yapsın, mutlaka takdir etmektedir. Kendine âşık olmuştur. Biteviye aşkla hareketsizleşen ruhu,
zamanla iyice ağırlaşacak, bir karadelik gibi önce kendini, sonra etrafındaki her şeyi yutacaktır.
Ama o, bunun bile farkına varmayacaktır.
Ya da 'manik depresif' arzı endam eder. Bu kişi takdir kadar tekdirin de müptelası olmuştur.
Babasına âşık olmuştur. Babasının yokluğunda bile, takdirden tekdire, tekdirden takdire geçerek, babasının varlığını 'simüle' edecektir. Kâh çıkarak gökyüzüne, kâh inerek yerin dibine. Kendini yerin dibinde hissettiği zamanların bile ayrı bir tadı vardır. Takdiri damardan alacağı o müthiş anın heyecanıyla direnmektedir dibe vurmanın karanlığına.
Böyle toplumlarda ün (statü) ve başarı aynı şeydir. Ün eşittir takdir. Ama ünlülerin tabii ki sorumlulukları vardır, topluma karşı, yani babalarına karşı. Bu sorumlulukları yerine getirmezlerse, takdir aniden bir sabah tekdire dönüşecektir.
Buyurun işte Orhan Pamuk. Dört kelime ve iki sayı içeren bir cümle telaffuz ettiği için, bir günde takdirden tekdire hatta tehditlere düşmüştür.
'Akıllı ol Orhan, akıllııı' cümlesi, Yasin diye empatiye muhtaç bir çocuğun marjinal cümlesi değildir. Yasin'den evvel 10 köşe yazarından dokuzu üç aşağı beş yukarı aynı cümleyi telaffuz etmekten imtina etmemişlerdir. Bir tek farkla, Yasin'in cümlesinin sonundaki 'ı' biraz uzamaktadır.
Yasin'e göre küçük bir fark, geriye kalan millet içinse nedense çok büyük bir fark.
Cümlenin sonunda 'ı'yı uzatmayan bazı düşünürler, Yasinlere empati sepetiyle koşuşturmuşlardır. 'Entonasyon farkı empatisi'. Hâşâ sempati değil.
İşte böyle bir memlekette marjinal Yasin'le, 'merkezin müdürleri' arasındaki büyük fark, bir 'entonasyon' farkıdır. İdare edin.
Böyle bir memleket zaten sanatçıyı hiçbir zaman 'kabul' etmemiştir.
Ünlü bir yönetmene televizyonda bir soru sorulmuştu. "Sizce sanatçı kimdir?"
Ünlü yönetmenin cevabı. "Benim için mesela Sakıp Sabancı büyük sanatçıdır,
işte benim sanatçı anlayışım budur."
Bu iklimde sanatçı 'eser'den ibarettir. Ayrı bir varoluş biçimi değildir. Eseri ünlüyse sanatçıdır.
Yoksa hiçbir şeydir. Halbuki sanatçının başarılısı başarısızı olabilir. Tutunanı tutunamayanı olabilir.
İyisi kötüsü olabilir. Ama KABUL edilmelidir ki, hepsi sanatçıdır.
Hepsi kendini ifade etmek için maddi manevi büyük riskler almışlardır. Büyük bir belirsizliğe yatırım yapmışlardır. Hem de 'fizibilite' yapmadan. Bu büyük cesaretin takdirden çok kabule ihtiyacı vardır.
Bir sanatçıyı takdir etmediğin için ona 'sanatçı' değildir demek, bir üçüncü lig oyuncusuna 'Madem üçüncü ligdesin, futbolcu değilsin' demek kadar gaddarca abesle iştigal etmektir.
Kendinden başka varoluşlara saygı duymak. Bu kişileri son ürünleriyle ve ağızlarından çıkan sözlerle değil, varoluşlarıyla takdir edebilmek, kabul etmektir.
Biz Avrupa'yı takdir ederiz, ama bir türlü kabul edemeyiz.
Demokrasiyi takdir ederiz, ama kabul edemeyiz.
Özgürlüğü takdir ederiz, ama kabul edemeyiz.
Kadınları takdir ederiz, ama kabul edemeyiz.
Muasır medeniyetleri takdir ederiz, ama kabul edemeyiz.
Ve nihayetinde kendimizi sürekli takdir eder, ama hiçbir zaman kabul edemeyiz.
Kolunda babası hocası kocası olmadan ortalıkta başıboş salınan bu düşüncelerimi takdir etmeniz gerekmiyor. Ama bu bayram günü elinizden geliyorsa lütfen kabul buyurunuz.