Muhtar Kent, Orhan Pamuk'a karşı

Ve Türkiye'nin üzerine erin sular serpildi. </br>Nihayet üzerinde 'uzlaştığımız' Nobel'i aldık. Coca Cola Nobel'i bizim. Türklüğün hak ettiği Nobel işte bu Nobel. İşte Türklüğün gerçek tadı.

Ve Türkiye'nin üzerine erin sular serpildi.
Nihayet üzerinde 'uzlaştığımız' Nobel'i aldık. Coca Cola Nobel'i bizim. Türklüğün hak ettiği Nobel işte bu Nobel. İşte Türklüğün gerçek tadı. Türklük Coca Cola'yla daha iyi gider.
Süpermen Kent hain Pamuk Adama'a örnek olsun. İşte bir millet böyle kurtarılır. Yılda 35 milyon dolar Kent'e helal olsun. O ruhu pamuk gibi şekilsiz Orhan Pamuk, binbir küçük hesapla kaptığı 1 milyon avrosunu nerede yiyor acaba? Niye Mehmetçik Vakfı'na bağışlamadı mesela?
Kent çalıştı, kazandı. Kasa kasa Cola taşıdı. Pamuk Adam'a gelince, 20'li yaşlarında başladı odasında volta atarak hain planını kurmaya. Romanlar yazacaktı. Odasından hiç çıkmadan romanlar yazacaktı.
Yani keyif kıyak. O esnada Kent, Coca Cola kamyonunun arkasında ufka bakıyor ve elinin tersiyle alnından terini siliyordu. Kent'in tek lüksü Atlanta'nın ılıman iklimiydi. Hadi yine dönelim İstanbul'a, Pamuk Adam'ın loş odasına. Hesaplıyor da hesaplıyor. O gencecik oryantalist kafasında binbir tilki, 40 sene sonra Nobel'i nasıl alacağını hesaplıyor.
Kara kaplı bir harekât defteri bile var. Orada gelecek 40 yıl boyunca yazacağı romanları bile planlamış.
Ve ilginç bir de not düşmüş harekât defterine.
Bütün bu romanları yazdıktan sonra bir de bir cümlecik söyleyeceksin yabancı bir gazeteciye. Sonra, 'Uppdraget slutfört'. Bu kelimeleri de İsveççe yazmış hain. İsveççe 'görev tamamlandı' anlamına geliyor. Sonra gelsin Nobel. Gelsin koruma polisleri.
Plan yapma Pamuk Adam. İşte planını çözdü Türk'ün aklı. Öyle araştırmaya soruşturmaya gerek kalmadı. En başta meslektaşların, diğer yazarlar çözdü bu ince planı. 55 yaşında Nobel, bu işin içinde bir iş var. Türklüğü çok küçümsemişti Pamuk Adam. Planını gizleyeceğini sanmıştı. Gizleyemedi.
Şimdi Kent'le aynı memlekette bir garip üniversitede ders veriyor. Kimseye görünmeden İstanbul'a gelip gidiyor. Uçakta Ertuğrul Özkök'ün yanına düşmüyor. Özümüzün yanıbaşına düşen Süpermen Kent ise eriyor muradına, biz de çıkıyoruz kerevetine.
İşte dememiz buydu bizim. Orhan Pamuk'u bir kutlayıp bin nasihat verirken. Yüzünü bir okşayıp hayalarına bin tekme çakarken. Dememiz buydu. Bak Orhan, akıllı olsaydın, sen de bir Kent olurdun.
Kötü niyetli sandılar bizi. Tabii ki Nobel'i tebrik etmemezlik etmek istemeyiz. Medeni insanlarız biz. Bu bizim görevimiz. En ılımanımız bile bir eliyle elini sıkarken, diğer eliyle Pamuk'un kulağını kopartırcasına çekmeyi unutmadı. Hiç ummadıklarımız bile bu görevden kaçmadı allah için.
Bu resim benim hayal ürünüm değil. Neredeyse herkesin imecesiyle 'merkez' medyamızın en küçük ayrıntısına kadar çizdiği resim, bire bir yukarıdaki resimdir. Ben yine sadece hatırlıyorum ve aktarıyorum, o kadar.
Kimse kolaya kaçmasın ve sanmasın ki Muhtar Kent'in başarısını hor görecek, bir fiskelik canı kalmış bir 'solcuyuz'. Ama, Kent için peri masalı yazanların, Pamuk söz konusu olunca aba altından hiç durmadan salladıkları şimşir sopaları da unutmayacak kadar hayattayız.
Nihayetinde durum nedir? Türkiye'nin bir Muhtar Kent'i vardır. Ama gelin görün ki Kent, Amerika'da yetişmiştir. Zaten Amerikan pasaportu da vardır. Ve Türkiye'de Kent'i istihdam edebilecek kadar büyük ve sofistike bir marka yoktur. Yani Kent, zaten çoktan 20'sinde göç etmiş bir beyindir.
Türkiye'nin bir de Orhan Pamuk'u vardır. İstanbul'da yetişmiştir. Kitaplarını İstanbul'da yazmıştır. Dünyayı İstanbul'la tanıştırmıştır. İstanbul, Orhan Pamuk'u Türkiye'nin koynunda barındırabilecek kadar yüce gönüllü bir şehirdir. Adını ister oryantalist koyun ister kolejli, Orhan Pamuk bütünüyle buranın mahsulüdür. Ama bırakın takdiri, Pamuk'u kabullenecek ruhun zerresi bile bu topraklarda yoktur. Pamuk, 55'inde zorla göç ettirilmiş bir beyindir.
Ve dikkat! Şimdi geliyor Karaman'ın koyunu. Gariptir ama gerçektir. Pamuk gibi beyinlerin terk etmek zorunda kaldığı diyarlar hiçbir zaman ama hiçbir zaman Kent gibi beyinleri istihdam edebilecek 'muasır' markalar yaratamazlar.
Bundan kim kazanır? Fikir değil de korkuyla donanmış beyinciklerini, beynin kalmadığı yerde beyin diye satanlar.
Muhtar Kent çapında birinin yeri zaten her zaman Amerika'dır. Orhan Pamuk gibi birinin yeri de asla Türkiye değildir. Böylece bizim köy de bizim beyinciklere kalır.
İşte globalizmin en büyük hilesi budur. Taşralaştırmak. Globalizme karşı savaşmak istiyorsanız, bu taşranın kerameti kendinden menkul kaymakamlarına karşı savaşın. Kim olduklarını biliyorsunuz.
Bu taşra kaymakamları kendilerini bir türlü saklayamazlar. Saklarlarsa kaymakamlıklarını yaşayamazlar.