Ordu ve 'postmodernizm'

'Unutmamak gerekir ki... Dürüst olmak gerekirse' </br>Cümle nasıl başlarsa başlasın, devamı gelir. </br>'28 Şubat olmasaydı, AKP olmazdı.'

'Unutmamak gerekir ki... Dürüst olmak gerekirse'
Cümle nasıl başlarsa başlasın, devamı gelir.
'28 Şubat olmasaydı, AKP olmazdı.'
Bu makamdan önermeler bu memleketin iliklerine işlemiştir. Bu ilik nakledilmeden, gerçekten bir şeylerin değişeceğini düşünmek belli ki saflığın daniskasıdır.
Şu anda Türkiye'de kaç kişi yukarıdaki önermeye açık açık veya zımnen katılıyor?
Böyle bir araştırmanın sonucu gerçekten aydınlatıcı olurdu. Çünkü böyle bir önermeye inanan AKP'li, hakikaten 'takiyeci', yine aynı önermeye inanan 'AKP karşıtı' ise 'cuntacıdır.'
Bir baba düşünün. Oğlunu dövüyor, sövüyor, kıçına cop sokuyor, odasına hapsediyor, kitaplarını yakıyor.
Sonra bu oğlan büyüyor, hani eni konu beklenenden daha 'başarılı' bir insan oluyor.
Demek ki, 'dürüst olmak gerekirse', 'bu baba olmasaydı, bu çocuk başarılı olamazdı.'
Halbuki gerçekten dürüst olmak gerekirse sosyal bilmlerin en büyük felsefi zaafı 'nedenselliktir.'
Bir şey gerçekleştikten sonra bir başka şeyin gerçekleşmesi ilk gerçekleşenin ikincisinin nedeni olduğu anlamına gelmez. Böyle bir nedensellik kurmak mümkündür. Ama ancak bir 'teori' çerçevesinde mümkündür. Ama bir teoriyi 'dürüst olmak gerekirse' diye ortaya koymak kalpazanlığın dik âlâsıdır.
İşte 'derin Türkiye' bu çok yaygın 'derin dürüst düşünceden' beslenmektedir.
Teorileri, bakış açılarını 'dürüst hakikatler' gibi sunma derinliğinden.
Bu zihniyetle 'kralcı' bir rejimde yaşasanız, krallığı siyaseten devirip 'cumhuriyete' ulaşmanız imkânsızdır. Çünkü bütün tarihinizde bir 'kral' vardır. Sahip olduğunuz her 'iyi şeyi' de 'dürüst olmak gerekirse' biraz olsun 'krala' yormak gerekir. Dolayısıyla kral, geleceğinizde de hep var olacaktır. Çok basit bir nedenle. Çünkü geçmişinizde hep var olmuştur.
İşte bu zihniyet, bu bitmeyen biteviye 'teorisyenlik', özgürlük, demokrasi, hukukun üstünlüğü gibi basit siyasi ilkeleri sürekli hor görür ya da nahif bulur. Bunun siyasi temellerini dört koldan, sağdan soldan tekrar tekrar kurar. Arzuları (özgürlük, demokrasi gibi) siyasetten uzak tutar.
Bu arzuların yerine 'siyasi analizleri' ikâme eder. Böylece vatandaşın yerine de akademisyeni ya da 'akademisyenimsiyi' atar. İşte böyle toplumlarda her mahalle kendine fellik fellik bir 'hoca' arar. 'Hoca'sız bir vatandaş, kocasız bir kadın gibi bir özgürlükten ziyade bir başıboşluğu temsil eder.
Bence ordumuz Türkiye'nin bu zaafını herkesten iyi anlamıştır. Ordunun bundan böyle siyaseti, kapalı kapılar ardında varlığını sürdürüp zaman zaman darbe yapmak yerine, sürekli olarak siyaset sahnesinde görünür olmak olacaktır. Türk siyasetinde ordunun günbegün varlığı, sürekli varlığının teminatı olacaktır.
Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, hangi konularda siyasi taraf olduğunu belirtmeye dikkate şayan bir süreklilikle devam etmektedir.
Ordu AB konusunda taraftır. (Müktesebatın 15. maddesi Türkiye'yi bölmektedir.)
Ordu anayasa konusunda taraftır. (Nelere dokunulamayacağı konusunda.)
Ordu borsa ve ekonomi konusunda taraftır.
(Bkz. Karanlık savaş teorisi.)
Ordu türban meselesi, dolayısıyla kadın meselesi konusunda taraftır.
Ordu cumhurbaşkanlığı konusunda taraftır.
Ordu Kürt meselesi konusunda taraftır.
Ordu Irak konusunda taraftır.
Ordu gayet tabii askerle ilgili düzenlemeler konusunda taraftır.
Ordu yer yer ve zaman zaman ifade ve düşünce özgürlüğü konusunda fena halde taraftır.
Ordu devlet birey ilişkisi konusunda taraftır.
Bunlar son altı ayda ilan edilen taraftarlıklardır. Görünen o ki zaman içinde bunlara eklemeler olacaktır.
Ordu, diğer siyaset erbabından farklı olarak dün söylediğinden bugün vazgeçemediğine göre, Genelkurmay Başkanımız her konuştuğunda bu liste uzayacaktır. Şimdilik bu konuları kapsamayan 'diğer konular', ordunun karışmadığı, taraf olmadığı 'sivil' konulardır.
Dört tarafı ordu tarafından belirlenen Türk siyaseti kendine öngörülen 'ince çizgi' üzerinde ilerlerse, ki artık ilerleyecek gibi görünüyor. Yarın bu 'ilerleme'nin sonu tam felaket olmazsa, varılan 'herhangi bir nokta' bir 'selamet' noktası telakki edilecektir. Ve bu 'selamet noktasını' orduya borçlu olacağız. 'Dürüst olmak gerekirse', bunu şimdiden söylemekte fayda var.
Ordu artık bizzat siyasetin içine girmiştir.
Siyasetin üstünde ya da dışında değil, artık gündelik siyasetin içinde bir güçtür.
Çünkü ordumuz anladı, darbenin 'postmodern'i falan olmaz.
İlla postmodern olacaksa, 'POSTMODERN ASKERİ DEMOKRASİ' olur.
'Askeri' ve 'demokrasi' yan yana. Bal gibi olur.
Ordu bildiğiniz ordudur, ama post-modernlik işte böyle acayip bir durumdur.