Seçim üstü üç kıssa

1.</br>&quot;Anarşist partilerde düzenciler, düzen partilerinde ise anarşistler var olabiliyor. Yeter artık, herkes kendi kabiliyetine göre partiye geçsin.&quot;

1.
"Anarşist partilerde düzenciler, düzen partilerinde ise anarşistler var olabiliyor. Yeter artık, herkes kendi kabiliyetine göre partiye geçsin."
Paul Valery'nin bu sözleriyle karşılaştığımda, uzun süredir geliyorum diyen deprem birden bünyemde patlak vermiş ve siyasi duruşum aniden değişmişti.
Hani, 'Bir kitap okudum hayatım değişti' gibi. İşin fenası bana iki cümlecik bile yetmişti.
Siyaset bir fikir meselesi midir? Yoksa bir meşrep meselesi mi? Bu soru felesefi olarak neredeyse metafizik bir sorudur. Tabiat mı, toplum mu? (Nature-nurture) gibi.
Buna benzer birçok ikilemi daha önce duymuştum ama siyasetle ilgili böyle bir ikilem duymamıştım ve kendim de bu basitlikte hayal etmeyi becerememiştim. Mesele bu açıklıkta ortaya konunca, ister istemez düşünüyor insan: "Fikrim ne olursa olsun, ama acaba kabiliyetim neye?"
Mesela anlıyor ki insan, bir paranoyak asla demokrat olamaz.
Bunun önünde kimyasal engeller vardır. Beyin kimyasını ilgilendiren şeyler.
Ama gelin görün ki bunun tersi pekâlâ mümkün. Çünkü çok iyi biliyoruz ki bazı yerlerde demokratları paranoyaklaştırabiliyorlar. Bunun önünde, mesela memleketimizde, pek bir engel yok. (Anayasamız olsa bile bir engel teşkil edemiyor.) Paranoyaklaşan demokratlara sonra ne oluyor? Bir bilen var mı?
Bugünkü seçimlerin büyük önemi biraz da Türkiye'nin ilk 'meşrep seçimi' olmasından kaynaklanıyor. 'Şeffaf ve demokrat toplumlar' yalnızca sırça polis karakolları diyarı değil, insanların meşreplerinin de şeffaflaştığı yerlerdir diye düşünmekten kendimi alamıyorum bir sakıncası yoksa.
2.
Kült yazar Perihan Mağden, ki kendisi tek başına dört başı mamur bir kültürdür. Onun ruhunu kavramak için bir psikolog değil, bir antropolog gerekir.
Onu 'özgür bir ruh' olarak tanımlamak fevkalade yanlıştır, kendisi daha ziyade 'tam bağımsızdır'. Kendine has bir Türk lehçesiyle yazması da bundandır. Bağımsızlığını aşağı yukarı KKTC'yle aynı yıllarda ilan etmiş olup onun bağımsızlığı da henüz hiçbir ülke tarafından tanınmamıştır. İçimden bir his, Perihan Mağden'in bağımsızlığını bir gün ilk tanıyan ülkenin Gürcistan olacağını ve bunun KKTC'nin tanınmasından önce gerçekleşeceğini söylüyor.
Neyse Perihan Mağden geçen günkü yazısında, benim köpek sahiplerine psikopat dediğime işaret etmiştir. Öncelikle bunun kesinlikle böyle olmadığını belirtmek istiyorum. Sınırlı sayıdaki okuyucularımın 'köpek seven' yarısını kaybetmek istemem.
Ama şu muammaya da değinmeden geçemeyeceğim: İnsanların en çok köpeklerin sadakatine hayran olduğuna şahit oldum. Hatta şu sözleri çok işittim: "Köpekleri insandan daha insan yapan sadakatleridir." Bu tespiti kabul edebilirim ancak şunu da ilave etsem, "Aşırı sadakat düşkünlüğü de insanı köpekleştiriyor" desem, fazla mı ileri gitmiş olurum?
Köpek kadar muhabbetle sevilen bir hayvanın yerine konmaktan insanların niye bu kadar gocunduğunu ve de buna rağmen niye hâlâ sevmekte ısrar ettiklerini anlamakta gerçekten güçlük çekmişimdir. İnsanların kedi dışındaki bütün evcil hayvanlarla ilişkisi böyledir. At, eşek, inek, koyun hatta kuş. Bir kedi hariç.
Biri diğerine kedi dese kimse alınmaz.
Unutmadan bir de balık var. Balık olmakla da kimsenin bir problemi yoktur.
Ve sanırım balık olabiliyor olmamızın sırrı hepsinden ilginçtir.
3.
Yine P. Mağden, yine bir başka yazısında, benim Gürcü köylerinde her evin yanında bir de kulesi bulunduğunu söylediğimi belirtmiş ve/fakat kendisine has çok imkânlı diliyle bu gerçeği 'sanki benim bir hayal ürünümmüş' makamından nakletmeyi de ihmal etmemiştir.
Bu yüzden açıklama gereği duyuyorum. Evet, bu kuleler mevcuttur. Ve bunlara 'Svan kuleleri' adı verilir. Bunlar dağlık yörelerde yaşayan Svan Gürcülerine ait yapılardır. Her köy evinin yanında yükselen, küçümsenmeyecek yükseklikte, taştan yapılmış muhteşem kulelerdir bunlar.
İşin garibi, her köy evinin yanına 'dış düşmana karşı savunma' amacıyla kurulan bu kuleler, önceleri hakikaten bu amaçla kullanılırken, daha sonraları Svanlar arasında güdülen kan davalarının 'aile kaleleri' haline gelmiştir.
Bu kıssadan beni bulan hisse: Bir diyarda herkesi 'müdafaaya memur' edersen, sonunda herkes birbirini boğazlamaya başlar. Hissemi arzu eden herkesle paylaşmaya hazırım.
Son olarak. Evet, bende de Gürcü kanı var.
Seçiminiz hayırlı olsun.
Oyunuz ne olursa olsun, Ertuğrul Özkök'ün 'siyasi parti analizleri serisi'ne ihtiyaç duyulmadan kararlaştırılabilmiş olsun.
Allah aşkına o kadarı da artık olsun.