'Sen benim kim olduğumu biliyo musun!'

'Ehemmiyetsizleştirmek' bu memlekette en sevilen, en tutulan, memleketin meşrebine en yakışan siyasi taktiktir. 'Ehemmiyetsizleştirme' taktiğinin marifeti aynı anda iki yönlü işliyor olmasındadır.

'Ehemmiyetsizleştirmek' bu memlekette en sevilen, en tutulan, memleketin meşrebine en yakışan siyasi taktiktir. 'Ehemmiyetsizleştirme' taktiğinin marifeti aynı anda iki yönlü işliyor olmasındadır. İki yön derken, hem karşı tarafa işler, hem de 'yandaşlarınıza' karşı kullanışlıdır.
Güç politikalarının çok önemli olduğu büyük şirketlerde çalışanlar bu taktiği çok iyi bilirler.
Bu taktik sayesinde hem cephe savaşı verip, hem de aynı anda cephenizdeki diğer insanları marjinalize ederek gücünüze güç katmayı başarabilirsiniz.
Çok çirkindir, ama derdiniz 'güç'se bir o kadar da işe yarar.
Son günlerde olanlara bir bakalım.
Daha önce bir Genelkurmay açıklaması yapılmışken, milyonlarca insan sokaklarda yürümüşken, bütün bunlar üzerine sistem, belki de kendi içinde bir çözüm bulmak için Anayasa Mahkemesi'ne kilitlenmişken, bu askere yetmiyor. Ve asker, o gece ansızın kimsenin hâlâ tam olarak niye veya niçin o zaman verildiğini anlamadığı bir muhtıra veriyor.
Bunu yaparak demokrasi bir yana, askeri epey kabullenmiş bir 'sistemi' de ehemmiyetsizleştiriyor.
Bu arada, Anayasa Mahkemesi'nin karar sürecini etkileyerek, 'çok önemsediği' devleti de ehemmiyetsizleştiriyor. Bir yakını, bir yandaşı daha, 'devlet' de güme gidiyor.
Kendisiyle benzer görüşte olan sokaktaki yandaşlarını, onların 'sivilliğini', 'sivil gücünü' açıkça hiçe sayıyor. Ehemmiyetsizleştiriyor. Askersiz pekâlâ da aynı sonucu verebilecek bir süreç, baştan sona askerin damgasını yiyor.
Bunun adı 'güç gösterisi'dir.
Bir yanlış anlamaya mahal vermemek için bir 'güç hatırlatmasıdır'.
Bu içeriye de dışarıya da 'Patron benim. Benden başka kimseyi muhatap almayın. Buna yandaşlarım da dahil' demektir.
'Askeri bir demokraside' yaşadığını kabullenmiş insanlara 'askeri' tamam ama 'demokrasi'si fazla demektir.
Bu yönüyle belki de tarihe en şımarık askeri müdahale olarak geçecektir. Aslında geçti bile. Economist'in son sayısı bu müdaheleyi şöyle tasvir etti: 'Türkiye'de ortalık günlük güneşlikken, aniden gök gürlemeye, şimşekler çakmaya başladı.'
Zeus'un ortaya çıkıp kendini hatırlatması gibi.
Sanki asker, yarışı kazanacak otomobilin sürücüsünü son anda itekleyip onun yerine geçiyor. Ve kürsüye o çıkıyor.
Bütün bunlardan en çok alınması, gocunması gerekenler askerin 'sivil yandaşlarıdır'.
Ama öyle olmuyor. Onlar da kendilerine daha küçük 'ehemmiyetsizleştirme' alanları buluyorlar.
Deniz Baykal çıkıyor 'çatışma' tehdidiyle Anayasa Mahkemesi'ne açık açık şantaj yapıyor.
Bir 'devrim lideri' edasıyla hukuku, 'sokaktaki halkın kumandanı' tavrıyla da sokaktaki halkı ehemmiyetsizleştiriyor.
Anayasa Mahkemesi beklenen kararı veriyor.
Bu kararla Millet Meclisi'ni ehemmiyetsizleştiriyor.
Hiçbir konuda anlaşamayan Meclis, DTP'nin seçimlerde önünü kesecek 'pusula barajı'nı 429 oyla perşembe günü Meclis'ten şak diye geçiriyor. DTP'ye bu kadarını bile oybirliğiyle çok görüyorlar.
Böylece Meclis, artık tek varlık nedeni olan siyaseti de ehemmiyetsizleştiriyor. Böylece son tutunacak daldan, babadan kalma siyasetten de umut kesiliyor.
Bütün bunlar olurken 'demokrat' birileri de, askere yüksek sesle karşı çıkanlara 'isimler' takarak yandaşı diğer demokratları ehemmiyetsizleştiriyor. Bunu ihmal etmiyor.
Kimsenin kimsenin yanında barınamayacağı, 'Sen benim kim olduğumu biliyo musun!' demokrasisine tam anlamıyla geçmiş bulunuyoruz. Hepimize hayırlı olsun.