Size 'vücudu olmayan' korkular verelim. Alır mısınız?

Korku istiyorsunuz madem. Size yeni korkular verelim: Ellerini ayaklarını bağlayıp, boğazını kesemeyeceğiniz korkular. Bedenlerini delik deşik edemeyeceğiniz korkular.

Korku istiyorsunuz madem. Size yeni korkular verelim: Ellerini ayaklarını bağlayıp, boğazını kesemeyeceğiniz korkular. Bedenlerini delik deşik edemeyeceğiniz korkular. Sokağın köşesinde üç çocuğu ve karısıyla oturmayan korkular. Cephesi, faili haritada gözükmeyen korkular. Askerlerin dehasına nail olamamış korkular.
Allah aşkına size yeni korkular verelim de eskilerini bırakın. Merak etmeyin yine ruhunuz beslenecek, bu sayede yine korkuyla yaşayacaksınız.
Çocuklarınızın devrinde olmazsa torunlarınızın devrinde, böyle giderse bu memleketin 'içinin boşalacağından' korkun mesela. Büyük bir göçten korkun. En çok yatırım yaptığı insanları başından def etmiş, kabuğu sağlam içi boş çürük bir ceviz, bir 'Cevizoğlu Memleket'ten korkun. Her Türk'ün doğuştan askerlikten, çavuşluğa, 'jitemliğe' terfi ettiği sınır karakolu bir memleketten.
Üstelik bu insanlar bu memleketten göç ettiklerinde, köylerinden Berlin'e konmuş Almancılar gibi yanlarında camilerini, türkülerini, 'made in Turkey' korkularını da alıp götüremeyecekler. Belki dillerini bile alamayacaklar yanlarına. Bu 'Türk diasporasını' davet edecek kadar 'uyanık' birileri var bu yeni dünyada. Büyük davet başladı bile. Yakında büyük göç de başlar. Günaydın.
Ama siz bundan korkmazsınız, çünkü bu korkunun delik deşik edebileceğiniz bir vücudu, akıttıktan sonra alnınıza sürebileceğiniz kanı, işi bitirdikten sonra polislere çektirebileceğiniz bir hatıra fotoğrafı yok.
Siz üniversitelerinizde 'gay, lezbiyen' kulüplerinden korkarsınız.
Ömrü odasında volta atarak geçen, sizin pek de okumak istemediğiniz kitaplar yazan adamlardan korkarsınız.
Köyümde Rumca konuşuluyor. Acaba kökenimde bir Rumluk olabilir mi diye araştıranlardan korkarsınız.
Korkunuzun söküp alınacak bir kalbi, kopartılacak bir boynu olsun size yeter.
Sizin 'terörist başı', 'kanlı katil' hatta 'Ermeni dölü' mü diye hitap edelim diye tereddüt içinde kaldığınız kişinin isminin, soydaşlarının birçoğunun zihnine 'APO' diye büyük harflerle çoktan kazındığı ve bu hakikatin 'askeri' herhangi bir tedbirle değiştirilmesi için artık çok geç olduğu gerçeğinden, Meclis'te yüzde 10 barajından, seçim sisteminden korkun mesela.
Üç-beş oy daha fazla almak için yıllarca 'töre cinayeti' kisvesi altında Kürtleri diğer Türk vatandaşlarından hukuken ayırıp onlara 'cinayet ayrıcalığı' tanıyarak, açıkça 'çifte hukuk' yaratarak, bu memleketi kültürel olarak kendi ellerinizle bölmeye başladığınızdan korkun mesela.
Bu mide bulandırıcı derecede oportünist, bölücü 'çifte hukuk' uygulamanızdan vazgeçebilmek için sizi 'bölmek isteyen' AB'nin dayatmalarına ihtiyacınız olduğu gerçeğinden korkun mesela.
Ama siz gerçeklerden korkmazsınız, insanlardan korkarsınız.
Bundan 30-40 yıl sonra Kıbrıs meselesini çözmek için tekrar masaya oturduğunuzda masada oturanların hepsinin cebinde (Rauf Denktaş'ın torunu misali) Güney Kıbrıs pasaportu olabilir. Bu 'acıklı komediden' korkun mesela.
Ama siz olan bitenden korkmazsınız. Onu gören gözlerden korkarsınız. Çünkü gözler oyulabilir ve gülünecek, ağlanacak hiçbir şey kalmayabilir.
'Çok tehlikeli misyonerler tehdidinin' hem 'iflah olmaz İslamcılar' hem de 'bu İslamı' en büyük tehlike olarak gören 'laik şeyhülislamlar' tarafından aynı anda, aynı tarzda hatta aynı yerlerde vaaz edilmiş olması garabetinden korkun mesela.
Ama siz garabetlerden korkmazsınız, meczup garibanlardan korkarsınız.
Öldürülen Alman misyonerin karısının 'Allahım onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar, onları affet' dediği zaman bin misyonerin bin yılda yapamayacağını bir cümlede yapmasından korkun mesela.
Ama siz sözcükleri dillendirip, güçlendiren 'hadise'lerden korkmazsınız. İnsanların ağzı dili olmasından korkarsınız.
'Vücudu olmayan' bir sürü korku var bizde.
Alır mıydınız?
Vücudunuzda korkularınızla baş edebilmek için ellerinizden başka bir uzuv varsa tabii.