Solun solması üzerine bir deneme

Nedir, sağcı? Nedir, solcu? 1789 Kurucu Meclisi'nin oturuş nizamının ötesinde nedir?</br>Siyasi tarihten bağımsız, bir insan vasfı olarak sağ ve sol mevcut mudur?

Nedir, sağcı? Nedir, solcu? 1789 Kurucu Meclisi'nin oturuş nizamının ötesinde nedir?
Siyasi tarihten bağımsız, bir insan vasfı olarak sağ ve sol mevcut mudur?
Sağcı ve solcu bireyin felsefi çıkış noktasındaki fark nedir?
'Sağ', determinizmden beslenir. 'Sağ'ın din içinde tutunduğu 'yaradılış', din dışında ise 'değişmez tabiat' kavramı vardır. Adalet duygusu da bu varsayımlar üzerinde yükselir. 'Sağ'ın Tanrısı zar atmaz.
Bir sağcı yolda sefil bir dilenciyle karşılaştığında, bunu kendi varoluşuyla ilişkilendirmez. Bunu tabiata ve/veya yaratılışa bağlar. Acıma duygusuna açıktır. Ama adalete gelince, adalet son kertede 'ilahi'dir ve onun işi değildir.
Bir solcu aynı dilenciyle karşı karşıya geldiğinde, şöyle düşünür: 'Onun yerinde ben de olabilirdim'. Kendinin bu dilencinin yerinde olmayışını son tahlilde 'şansa' veya 'tesadüfe' bağlar. Öncelikle bunu yapar. Gördüğü sefalette, ihtimaller ve tesadüfler üzerine kurulmuş bir dünyanın felsefi cılızlığına tekrar şahit olur. Hem karşısındakine acır, hem de karşısında gördüğü sefalette kendine acır. Bir solcu Tanrı'ya inanabilir ya da inanmayabilir.
Ama Tanrı'ya inanıyorsa, o Tanrı daha ziyade Epikür'ün Tanrısı'nı andırmaktadır. O Tanrı dünyayı yaratmıştır ama dünyaya pek karışmamaktadır.
Sağcı için 'temel düzen' zaten mevcuttur. Birtakım iyileştirmeler yapılabilir. İnsan tabiatının elverdiği ölçüde elbette. Solcu için temelde 'düzen' falan yoktur. Bu yüzden 'düzen' tekrar tesis edilmelidir. Solcunun işi zordur ve iddialıdır. Ya olmayan Tanrı'nın boşluğunu dolduracaktır. Ya da dünyayı keyfe keder bırakıp terk etmiş Tanrı'nın işini tamamlayacaktır. Sağcının işi çok daha kolaydır. O, fazlasıyla varolan Tanrı'nın işine yardımcı olacaktır.
Yok eğer ateist bir sağcıysa, tabiatın kendini en 'iyi' şekilde idrakına insan tabiatının erdemiyle destek olacaktır.
Bu yüzden 'mutlak sağcı' veya 'mutlak solcu' bireye neyse ki az rastlanır. Çünkü olursa, 'mutlak sağcı' su katılmamış bir psikopat, 'mutlak solcu' da zırıl zırıl zırlayan 'koşulların ve hayatın saçmalığının' eseri 'kadersizlik kurbanı' bir paranoyak olurdu.
Hayata iddiasız yaklaşan 'sağ', işine geldikçe, insan tabiatının bir ürünü olan 'sol'u az da olsa bünyesine kabul etmiştir. 19. yüzyıl sağcılığıyla
21. yüzyıl sağcılığı arasında bu yüzden dağlar kadar fark vardır. Bir de 19. yüzyıl solculuğuyla 21. yüzyıl solculuğunu karşılaştırın, hiç de öyle
dağlar kadar fark göremeyeceksiniz.
Zenginleşen milletlerin sağcıları zaman içinde 'gelir dağılımı' ve 'refah dağılımı' ile ilgili görüşlerini büyük ölçüde değiştirmişlerdir. Bu bir ölçüde, 'sağ'ın 'zenginliğini yaşadığı bölgeyi' temiz ve emniyetli tutma çabasından gerçekleşmiştir. Yoksa yalnızca solun mücadelesinden değil. Zenginin refahının toplumun asgari refahından geçtiği gerçeğini 'sağ', zaman içinde kabul etmiştir. Yani bir anlamda bir 'çevre düzenlemesi' yapmıştır. Elinden temel ekonomik argümanı alınan sol, yeni ekonomik argümanlar üretme çabasına girmiş, kendini 'dış politikaya', 'emperyalizme' ve şimdi de 'neo-liberalizme' kilitlemiştir. Solculuğunu gittikçe 'mutlak'laştırma yoluna gitmiş, sağın ondan çaldığı 'zenginleşen' kitleyi de neredeyse tamamen gözden çıkarmıştır.
'Sağ' özellikle zengin toplumlarda 'refah' dağıtmakta becerikli hatta istekli olabilir. 'Sol', inandırıcılığını kaybetmek istemiyorsa bu konularda 'sağ'ın her zaman beceriksiz ve isteksiz olduğu varsayımına sığınmaktan kurtulmalıdır. 'Sol', artık siyasetini 'sağ'ın hiçbir zaman veremeyeceklerini vererek veya önererek yapmalıdır. O da, 'özgürlükçü' olmaktır.
'Sol' özgürlükler üzerinden siyaset yapması gerekirken, ekonomi, emperyalizm ve dolayısıyla milliyetçilik üzerinden siyaset yaparak, 'sol'un varabileceği en vahim noktaya, 'şartların
kurbanı olma' noktasına sığınmıştır.
'Sol', 'sağ'ın muhayyilesinin alamayacağı 'özgürlükler' peşinde koşarsa, zaman içinde yavaş yavaş kaybettiğini geri alabilir. Sağın bünyesinin elvermediği noktalara gidebilir. Dünyada bölüşüm yalnızca ekmeğin bölüşümü değil, özgürlüklerin de bölüşümüdür. Zengin veya zenginleşen toplumlar, özgürlükleri ekmeğe tercih edebilirler. Bunda şaşılacak bir şey yoktur.
Ama bir ülkede 'sağ'ın önerdiği özgürlükleri 'sol'un aklı almıyorsa, bunda şaşılacak çok şey vardır.
Bir örnek: 'Sağ', yeni sivil anayasa diyorsa, 'sol' buna karşı çıkmayıp eli artırmalıdır. Üstüne seçim sistemi ve Siyasi Partiler Kanunu değişikiliği ve yüzde 10 barajının kaldırılması diye ter ter tepinmelidir.