Terörist mi, değil mi?

İşte bütün mesele bu. Şimdilik tabii.</br>Ahmet Türk'e soruyorlar, 'PKK terörist midir?' </br>Ahmet Türk diyor ki 'Ben terörist demem.' 'Diyemem.'

İşte bütün mesele bu. Şimdilik tabii.
Ahmet Türk'e soruyorlar, 'PKK terörist midir?'
Ahmet Türk diyor ki 'Ben terörist demem.' 'Diyemem.'
Hatta daha da öteye, belki de beriye gidiyor ve diyor ki, 'Bana PKK teröristtir dedirtemezsiniz.'
Elbette bunun siyasi bir nedeni var.
PKK'nın bir tabanı var ve bu taban DTP'ye oy vermiş. Bunu herkes biliyor.
Kimsenin üzerinde durmadığı nokta, bu dil tutulmasının vicdani veçhesi.
Psikolojide vicdanın dereceleri vardır.
Bir adamı karakola getirirler. Adam suç işlemiştir.
Dahası suçüstü yakalanmıştır. Diyelim hırsızlık yapmıştır. Suçüstü yakalanmış olduğundan zaten suçu da sabittir. Adam da direnmez, suçunu kabul eder. Bu vicdanın birinci aşamasıdır.
Ortak kurallara ve yasalara tâbi olduğunu kabul etmek. Suçu bunu bilerek işlediğini ifşa edebilmek. Bu, ortak vicdandır. Tamamıyla ortak olduğu için özgür olmayan bir vicdandır. Vicdanın bu birinci aşaması dünya üzerindeki her hukuk sisteminin işlemesi için yeterlidir. Adam hırsızlık yapmıştır. Bunu kabul etmiştir. Ve kanun ne öngörüyorsa o cezayla cezalandırılacaktır.
Derken vicdanın ikinci aşaması gelir.
O karakolda diyelim canı çok sıkılan bir polis vardır.
Canı sıkılan polis suçludan kanun ve adalet için gerekli bütün ifadeyi almasına rağmen, can sıkıntısından olsa gerek, biraz daha kaşımak ister meseleyi. Aslında kaşımanın birazı yoktur. Çünkü kaşımanın nereye kadarı kaşıntıyı bastırmak, nereden sonrası zevk içindir bunu kimse bilmez.
Neyse, canı sıkılan polis suçluya kaşıntılı soruyu sorar. "Hırsızlık yapmışsın, bunu kabul etmişsin, şimdi soruyorum sana, sen hırsız mısın?"
Adam cevap verir, "Hırsızlık yaptım ama ben hırsız değilim." Polis ısrar eder, "Madem hırsızlık yapmışsın hırsızsın." Adam da diretir "Senin için öyle olabilir, ama benim için öyle değil. Hırsız değilim."
Adam, mesela çocuğu aç kalmasın diye hırsızlık yapmaktadır. Kendi vicdanına göre bu, öncelikle babalık göreviyle ilgili bir şeydir. İşte bu da vicdanın ikinci aşamasıdır. Bu ikinci aşama şahsi vicdandır.
İşte özgür olması gereken vicdan budur.
Hani düşünce, din ve vicdan özgürlüğü diyoruz ya. Hani düşünce ve din korkusundan en sona bıraktığımız vicdan var ya. İşte o cümledeki özgürlük, bu vicdanın da özgürlüğüdür.
Ben Ahmet Türk'ün PKK'lı bir terörist suçüstü yakalandığı zaman ortaya çıkıp 'Onu yargılayıp cezalandıramazsınız, çünkü o bir terörist değildir' dediğini hiç duymadım. Bu anlamda kendisi ortak vicdana karşı değildir. Fark, şahsi vicdandadır. Demokrasilerde siyaset ortak vicdan üzerinden yapılır. Şahsi vicdanları tıpatıp aynı kılarak siyaset yapmak, ayıptır söylemesi totaliterliğin daniskasıdır.
Kişi suçlu olduğunu kabul etse bile kendini öyle hissetmeyebilir. Bu, vicdan özgürlüğü değildir de nedir? Düşünce özgürlüğünden farkı da budur. Her zaman bir düşünce farkı değil, çoğu zaman bir his ve inanç farkıdır. Fark, şahsi vicdandadır.
Yukarıdaki örnekte suç, polis için hırsızlığa yakın durmaktadır, suçunu kabul eden adam için ise babalığa ve babalık görevine. Bir kişinin insani bir durumla arasında duran mesafeyle ilgilidir şahsi vicdan. Ve bu vicdan benim bildiğim kadarıyla demokrasilerde özgür olmalıdır.
Şimdi ince fikirli bir siyasi analizci çıkıp "İşte size işe yaramaz bir 'siyaseten doğruculuk' (political correctness) örneği daha" diyebilir.
Ve sonra ilave edebilir "Bunlar gerçek hayatta hiçbir şeye yaramaz."
Peki yine yaramasın da, şu vicdan özgürlüğü denen nedir? Din, düşünce özgürlüğünden çok bahsettik de, vicdan özgürlüğüne gelmek bir türlü kısmet olmadı. Belki bu vesileyle biri bana vicdan özgürlüğünün ne olduğunu anlatır da, ben de bir yaşıma daha girerim.
Yoksa bizim için vicdan, yalnızca ve yalnızca dini ve resmi inançlar söz konusu olunca mı vicdandır? Bilelim.