Türkiye anayalanları

Yeni anayasa 'anayalanlar' üzerine mi kurulacak? 'Anagerçekler' üzerine mi?

Yeni anayasa 'anayalanlar' üzerine mi kurulacak? 'Anagerçekler' üzerine mi?
Bütün mesele bu. Bundan ötesi acıklı bir hikâye. Bundan ötesi bir 'miras' davası. Devlet kime kalacak kavgası.
Yalana karşı olduğumuz yalanı, bütün insanlığın en büyük ortak yalanıdır. Mesele, yalana hangi nedenle karşı olduğumuzdur. Ve hangi yalanlara karşı olduğumuzdur. Ben kendi adıma 'anayalanlara' karşıyım. Kitaplarda insanı cenneten kovduran yılan, bu yalan olmalı. Omurgasız yalan yani. Önce 'hakiki, doğru dürüst bir omurgan' olur, önce onunla bir dik durursun, sonra çok istersen, yine de yalan söylersin. Ama insan gibi yalan söylersin.
Buna da halk arasında zaten 'siyaset' derler. Ama omurgan beyninden kıçına kadar uzayan bir yalansa, cenetten ebediyen kovulursun. Hatta cehenneme bile almazlar seni. Çünkü sonsuza kadar onun kapısında dikilir durursun.
Bir 'anayalan' üzerinde kıvrılarak doğrulup istediğin kadar doğru ve samimi konuş, yalnızca 'anayalanı' emzirirsin. O yalan da büyür, sarmaşık gibi her yanı sarar. Ve sen kendi kendine hayıflanırsın, 'Niye böyle oldu? Halbuki ben iyi niyetli bir insandım?' diye. Ve her yanı saran bu sarmaşık, hem 'anagerçekleri' örter hem de sanki kendi de bir 'gerçekmiş' gibi arzı endam eder.
'Cehenneme uzanan kaldırım 'iyi niyet' taşlarıyla döşelidir' diye buyuran ecnebilerin ataları, belki de buna işaret etmişlerdir.
Yalana karşı olmak kimileri için bir 'mertlik' meselesidir. Erkekliktendir yani. Memleketimde yalana 'ana muhalefet' ziyadesiyle bundan müteşekkildir. Mertlikten. Onun için 'erkek gibi karılara' bayılırız. Erkeklerin yanına alırız onları. Oysa tam burada müthiş bir 'anayalan' kurarız. Bu yalan, adı 'karşı' olan cinsin, kadının, karşımızda durmaması gerektiği yalanıdır.
Hep yanımızda olmalıdır kadın. İşte Akdeniz maçoluğu denen, sonu kimilerine göre 'latan homoseksüelliğe' varan seksi macera burada başlar. Bir türlü kadınlıktan haz etmemek, kadınlığı hazmedememek. Kadından haz etmedikçe de, erkekliğini tescil için kadından daha çok haz almak mecburiyetine düşmek, bir türlü bir haz alamayınca da, alabildiği tek hazzı sonsuza kadar tekrar takrar yaşamak. Ve onun bitmez arzusu. Ve onun getirdiği büyük vakit kaybı, hayat kaybı. Türkiye'de bunun bütünüyle dışında durduğunu söyleyen bir erkek varsa, o da yalandır.
His hayatını 'mertlik'ten kazanan bu meşrep bir gün mutlaka burnunu bir yerlere sürter. Ama bir de, yalana hayatı fakirleştirdiği ve tıkadığı için karşı olmak vardır. Çünkü dünyadaki 'anayalanların' hepsini toplasanız bir elin parmaklarını geçmez. Bu yalanların temelinde hep aynı şey vardır: 'Her şey mükemmel. Nema problema'. Tam istediğiniz gibi bir kocayım, karıyım, vatandaşım, işadamıyım, erkeğim, kadınım, arkadaşım, çalışanım, milletim.
Bu yalanlar gerçek olsa, dünya mükemmelikten patlar. Dahası, dünyada anlatacak hikâye, yapacak siyaset, gidecek yer kalmaz. 'Anayalanın' zaafı kötülüğünde değil, sığlığındadır. 'Anayalanlar' dünyayı fakirleştirir, biteviyeleştirir, küçültür. Her şeyin önünü tıkar. 'Anagerçekler' ise hayatı zenginleştirir, çünkü derindir. Hayatın önünü açar, çünkü geniştir.
Bu düşüncelere neden mi gark oldum? Bir baktım ki, Anayasa'da tartışılacak şeylerden biri, Anayasa'nın 3. maddesindeki "Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir" cümlesi. Yeni anayasa ise, "Resmi dili Türkçe'dir"i öneriyor ve biz, bu 'ikilemi' tartışacağız. Yani, Yeni anayasada eski 'anayalan' sürsün mü, sürmesin mi bunu tartışacağız.
TÜRKİYE'NİN DİLİ TÜRKÇE DEĞİLDİR. RESMİ DİLİ TÜRKÇE'DİR.
Bunu artık çocuklar bile biliyor. Çocukların bile bildiği 'anagerçekleri' tartışıp pespayelik etmeyin. İlerleyin. Ayrıca şu anki Anayasa'da bile Türkçe 'devletin dili' olarak anlaşılıyor.
Yani 'resmi dil' olarak. Bunu yeni anayasada açık açık yazalım ki, Anayasa'nın en küçük açıklarını bile halka karşı yorumlamayı âdet edinmiş bazı devletli yargıç ve savcılarımız işsiz kalsın.
Ben böyle yapacağım, bir yeni anayasaya bakacağım, bir de başımı kaldırıp kaldırıp hayattaki hakikâte. Çünkü hayatın ve insanların Anayasa'ya uyması için, önce Anayasa'nın insanlara ve hayata biat etmesi gerekir. 2007 yılındaki hayata, demek zorunluluğunda da hissediyorum kendimi, burada, kaçınılmaz olarak, nedense.
Bir de n'olur siz siz olun, 'Kurucu Meclis' anayılanının uzattığı kızıl elmaya kanmayın. Kimse yeni bir şey kurmuyor. Hayat devam ediyor. İnkılapçı abiler. Hayat devam ediyor.
Siz her gün Türkiye'yi baştan başa, tekrar tekrar kuruyorsanız, valla, bu sizin kuruntunuz. Sizinkisi egoysa, bizimki de ego, lego değil hani.