Türkiye'yi olağanüstü günler bekliyor!

Bir Türk ölmüş, cennete gitmiş. </br>Tanrı ona demiş ki, 'Sen benim sevgili bir kulumsun, dile benden ne dilersen.'

Bir Türk ölmüş, cennete gitmiş.
Tanrı ona demiş ki, 'Sen benim sevgili bir kulumsun, dile benden ne dilersen.'
Türk, hiç sektirmeden hemen cevap vermiş.
"Hava durumunun bile insanı şaşırtamadığı, sıradan, basit, 'olağanüstü olmayan' tek bir gün istiyorum. Ömrümde hiç görmedim de" Tanrı, "Tamam" demiş, "İstediğin bu olsun, sana öyle 'olağan' bir gün vereceğim ki, tek bir ağacın tek bir yaprağı bile zamansız kıpırdamayacak. Burası cennet, sana 'olağanüstü olağanlıkta' bir gün veriyorum, tadını çıkar."
Türk, müthiş bir heyecanla Tanrı'nın huzurundan ayrılmış.
Ertesi gün Tanrı Türk'e sormuş, "Nasıl aradığın huzuru buldun mu? Günün tadını çıkardın mı?"
"Çıkardım efendim" demiş Türk, "Nasıl güzeldi, size anlatamam."
Tanrı sormuş, "Peki ne yaptın bu güzel günde? Söyle, beni bile meraka düşürdün, cennete pek rastlanmayan bir durum bu."
"Uzun süredir 'huzur' bulup yazamadığım bir yazı vardı, onu yazdım" demiş, Türk.
"Nedir bu yazının konusu Allah aşkına?"
diye sormuş, Tanrı.
Türk, yine hiç sektirmeden cevap vermiş.
"'Türkiye'yi olağanüstü günler bekliyor!', yazının başlığı bu efendim."
Herkesin bir kör, bir ebleh noktası vardır. Benimki de fıkra hatırlayamamak. Bir fıkra duyduğumda bir-iki saat içinde birine anlattım anlattım, yoksa hafızamdan ebediyen silinir. Fıkra hafızam, Türkiye'nin siyasi hafızası gibidir. Bu yüzden çok nadiren de olsa fıkra ihtiyacı duyarsam, yukarıda olduğu gibi bunu kendim uydururum. Türk'ün tarihini uydurması gibi. Korkmayın, söz veriyorum, senede bir kereden fazla yapmam. Yaptığım gün de acımın en tepeye vurduğu gündür, ister inanın ister inanmayın.
Ankara'da önceki gün iki bomba patladı. Birincisi, ortalığı kana buladı. Çocuğuna sıkı sıkı sarılıp bir daha hiç bırakamama marazını insana dayadı.
İkincisi ise akıllara öyle bir kara çaldı ki, bu marazi hissi zamana yaydı ve acının tek ilacı olan zamanı da hepimizin elinden aldı.
Bombanın patladığı yerde, artık gündelik hale gelen uyarılarından birini daha ivedilikle yapan Genelkurmay Başkanımız, 'Şimdi bunu her büyük şehirde bekleyebilirsiniz, olur demiyorum ama olabilir diyorum' diye bir açıklama yaptı ve ikinci bombayı patlattı.
Bu sözleri yalnız bir kez duydum. Ama sanırım, kelimesi kelimesine hatırlıyorum. Niye mi? Sanırım korkudan. Korku insana müthiş bir adrenalin, adrenalin de insana insanüstü güçler verir.
Adrenalin yüzünden yediğiniz kurşunu bile hissetmiyebilirsiniz. Bu korku sözcüklerinin bütün vurguları, anlamları, referanslarıyla kafama mıhlanması ve artık zaten küçülmüş beynimde sürekli yankılanması olsa olsa bir adrenalin marifetidir.
Genelkurmay Başkanı'nın bu sözlerini aklımdan bin siyasetçinin bin nutuğu, bin köşe yazarının bin yazısı, bin yılda çıkaramaz.
Askere siyaseten karşı olursun, taraftar olursun, o başka. Ama asker böyle bir şey söylediği zaman ciddiye almamak, trafikte kırmızı ışığı sallamamak gibi bir şeydir. Kırmızı ışık tehlikeyi işaret eder, tehlikenin nedenlerini tartışmaya açmaz.
Yani yoruma pek gelmeyen, hayati bir uyarıdır.
Bu tür bir açıklama, 'özü sözü bir' bir açıklamadır ve felsefeye kapalıdır. Askerin siyasetçiliğini, benim gibi ciddiye almamayı deneyebilirsiniz, ama askerin askerliğini ciddiye almazsanız, sonra pişman olursunuz. Şu veya bu şekilde.
11 Eylül'de bir uçak Pentagon'un üzerinde patladı. Bilmiyorum 11 Eylül'den sonra Amerikan Genelkurmay Başkanı böyle bir açıklama yaptı mı? Yapsaydı, benim bildiğim Amerika şu anda yeraltında yaşıyor olurdu.
Sözün kısası, Genelkurmay 12 Nisan'da bir açıklama yaptı, bana muhtıra gibi geldi, ama korkmadım. Daha sonra bir muhtıra verdi, bana darbe gibi geldi, ama yine korkmadım.
Ama Genelkurmay Başkanı'nın paramparça Ulus'ta paramparça ulusa yaptığı açıklama nihayet beni de korkuttu ve beni de teslim aldı.
Belli ki, Genelkurmay Başkanı benim hiç bilmediğim bilgilere sahip. Üstelik bu bilgiler, siyasi bilimlere dair değil, bizzat benim ve ailemin can emniyetini ilgilendiren bilgiler.
Fıkrayla, mizahla kafamı bir yere kadar dağıtabilirim. En büyük avuntum ise, yine Genelkurmay Başkanı'nın sözleri. Ya, 'Böyle patlamalar olacaktır' deseydi.
Allahtan demedi de, 'olabilir'le yetindi.
Bizim askerimiz düşüncelidir.