Türklüğe giden sanal yol

Türklere ve Türklüğe kötü bir haberim var. Tarih artık bitti. Bizim işimize gelen anlamda bitti. Artık tarih bizimle birlikte yaşıyor. İnternette yaşıyor. Film kasetlerinde yaşıyor.

Türklere ve Türklüğe kötü bir haberim var. Tarih artık bitti. Bizim işimize gelen anlamda bitti. Artık tarih bizimle birlikte yaşıyor. İnternette yaşıyor. Film kasetlerinde yaşıyor.
Orada, burada, her yerde yaşıyor. Tarih artık bizim sözümüzü hiç mi hiç dinlemeyecek.
Git gizlen dediğimiz zaman, tarih artık gizlenmeyecek. Git gizle her şeyi Halaçoğlu dediğin zaman, Halaçoğlu da gizleyemeyecek. Tarihi tarihçilere bırakalım dediğimiz zaman, bize çocuklar bile gülecek. Çünkü bundan böyle çocuklar bile oturdukları yerden, istedikleri anda tarihi görebilecek. Tarih bitti. Bu anlamda bitti. Yeni tarih, şu anda oluşan tarih, artık belgelerde, mezarlarda, çamurun altında kazılmayı beklemeyecek. Ay'dan bile görülecek. Tarihin artık sığınabileceğimiz bir 'siyasi arkeolojisi' kalmayacak. Hatta kalmadı bile.
Girin internete 'Türklüğün' tarihine bakın. Türklüğün yeni tarihine. Çünkü Türklüğün yeni tarihi internette. O saçma İngilizce kelimeyi girin internete. 'Turkishness' kelimesini kastediyorum. Yani Türklüğün garip İngilizce çevirisini. Garip, çünkü aslında yok İngilizcede böyle bir kelime. Ama Türkler dedi, istedi diye var. Türkleri anlatabilmek için var. Çünkü İngilizcede Fransızcada 'İngilizlik', 'Fransızlık' gibi kavramlar yok. İngilizler, Fransızlar var. İngiltere ve Fransa var. Yoldan çevirseniz bir İngiliz gencini, İngilizlik yani 'Englishness' ile ilgili sorsanız fikrini. Suratınıza mel mel bakar. Çünkü yok öyle bir kavramları. Varsa bile sözlüğün derinliklerinde bir yerde gizli. Bunca sene İngilizce tedrisat gördük.
Bir kez bile karşımıza çıkmadı 'Englishness' tabiri. Eğer İngilizcede varsa bile böyle bir tabir, onunla bir ömür karşılaşmadan yaşayabilirsin. Varsa bile, çok uzaktadır, çok kuytudadır.
Halbuki memleketimde çocuklar sünnetlik yaşa gelmeden 'Türklüğün' anlamına hâkim olurlar, o yaştan sonra da Türklüğün anlamsızlığı onların hayatına hâkim olur. Onun için girin internete, yani silinmeyecek olan, isteyen herkesin kaydına alabildiği 'yeni tarihe' girin. 'Turkishness' yazın ve 'Return'e basın. Karşınıza 100 bin kadar sonuç çıkacak.
Orhan Pamuk'a bassanız mesela 2.5 milyon sonuç çıkar. İnternet eğer evrensel bir hafızaysa, söylemesi ayıptır, Türklük, Orhan Pamuk'un 20'de biri kadar yer tutuyor bu hafızada. Aslında 'Türklük' toplam hayatın yeni hafızasında, internette, pek öyle güçlü bir şey değil, pek cılız.
Olsun diyebilirisiniz kendi kendinize. Önemli olan sayı değil, içerik. Hani haklısınızdır da.
Sonra Türklüğün yani 'Turkishness'ın içeriklerine bakın biraz. Görecekseniz ki içeriği çok kuvvetli.
Sıkı bir seri katilin sitesine girdim zannedersiniz kendinizi. 'Türklük' maddesi silinmeyecek, gizlenmeyecek, tarihçilere bırakılamıyacak bir şekilde, cinayet, kan ve dava ve mahkeme dolu. Hatta içinde başka bir şey yok.
Olmayan bir kelime, bir kavram icat etmişiz, yetmemiş bir de kanla vaftiz etmişiz. Bu kan yetmemiş daha da kan istiyoruz. İçi boş bir kelimenin, hiçbir dilin aklının almadığı bir kelimenin içini kanla dolduracağız ki ayakta dursun.
Bütün dünya bugün bunu görüyor, yüzyıl sonra da bugünkü gibi görecek. Türklüğün Türk'le bir davası var. Türklüğün insanlıkla bir davası var. Türklük hep Türk'ten davacı. Türklük hep Türk'ü yok ediyor.
Türklük demek 301 demektir. Yalnızca ve yalnızca bundan ibarettir. Yeni tarih böyle söylüyor ve böyle yazıyor. Yeni tarihe, yeni ortak hafızaya 'Türklük' adına bundan başka bir şey kaydedilmiş değil.
Belki de hükümetimiz bu yüzden ısrar ediyor, hiç tınmıyor. Çünkü görünen ve kayda geçen o ki, 301 olmasa Türklük diye bir şey yok. Türklüğe hakaret olmasa, Türklük yok.
Cinayet olmasa, Türklük yok. 'Turkishness' yok.
Hiç yoktan iyidir mi diyorlar?
Anlamak çok güç. Kabul etmek daha da güç.