'Uzlaşmayı' gördüm, aktarıyorum

Bir gün dünyanın son günü gelse, Türkler dünyayı terk etmek için tek bir devasa uzay gemisi yapsalar, 'shopping mall' şeklinde tasarlarlardı. Diye düşündüm.

Bir gün dünyanın son günü gelse, Türkler dünyayı terk etmek için tek bir devasa uzay gemisi yapsalar, 'shopping mall' şeklinde tasarlarlardı. Diye düşündüm.
Bütün mahalleler tek bir gemide uzlaşmışlar. Shopping mall'da uzlaşmışlar. Tasarımda uzlaşmışlar. Sonsuzluğa doğru yola çıkıyorlar.
Havaalanı, shopping mall, yemek zincirleri, bu yerlere 'non places' adı veriliyor.
Yani 'yok yerler'. Her yerdeler. Ama yok yere her yerdeler, çünkü her yerde birbirlerine benzerler.
Orada zaman yoktur. Mekân doludur ama boştur. Senden, benden iz yoktur. Ondan da yoktur.
Bir Atatürk büstü bile yoktur. Bir Atatürk bulvarı. Bin Atatürk caddesi. Yoktur.
Uzayda bir nokta gibi, oranın doğusu batısı da yoktur. Orası koskoca bir 'MERKEZ'dir. Ve üstelik zamansız ve mekânsız bir merkez.
Bir Türk daha ne ister? Koskoca bir merkez ve o merkezde büyük buluşma.
Orası moderndir. Ve tam bize göre moderndir. Modernizmin yüzü vardır, ama vücudu yoktur orada.
Çünkü bir kesime göre modernizmin vücudu çok tehlikeli, bir kesime göre de ahlaksız ve müstehcendir.
Modern bir yüz, ama vücutsuz. Bu, büyük Türk şiarının yüzde yüz idrakıdır. Batı'nın iyi yanlarını alıp kötü yanlarını almama şiarının tam tescilidir. 'Body Shop' ordadır ama 'Body Shop'un arkasında derinlerde bir yerde duran 'hippi felsefesi' ve hippilik kapıdan giremez. Çünkü o Batı'nın kötü yanıdır.
Haute Couture markalar oradadır. Ama o markaların ardındaki 'gay imparatorluğu ve onun acayip kültürü' haşa güvenlikten geçemez. Çünkü Türk kurnazdır. Türk tüccardır.
Neyi alıp neyi almıyacağını bilir. Batı yaratır. Yaratırken, üretirken, telef olur, 'ahlaki çöküntüden çöküntüye' gark olur, dejenere olur, rejenere olur. Türk bulaşmaz. Türk seçer. Bir kısmını alıp bir kısmını almadığı için beş misli fazla bedel öder milletçe, ama olsun. Bu, Türklük vergisidir. Türklüğe değer.
Shopping mall iliklerine kadar tasarlanmış ve önceden düşünülmüştür. Üstünde 'ekstra' bir düşünceye gerek yoktur. Düşünceye gerek yoksa, özgürlüğe de gerek yoktur. Daha doğrusu özgürlük orada mevzuyla alakasızdır. Oraya giren bu yükü yanına almaz. Orada boşlukta salınırken, özgürlüğünü kuyruğuna bağlamaz. Bu yüzden orada kimse kafaya bi şeyi takmaz. Kimse kimseye batmaz. Sivil başbakanım da telaffuz etti geçenlerde, 'Batı'nın yalnızca iyi yanlarını alacağız' diye.
Eskileri de ağzından düşürmezdi. İşin garibi, Batı da öylesini ister zaten.
'Yalnızca yüzümü alsınlar, yüzümü istesinler, vücudumu vermem, gerisini veremem'.
Vücudumu sevmesinler. Vücudumdan tiksinsinler. Batı'nın da işine böylesi gelir. Bu tiksintiye bir de isim koyalım. 'Kültürel farklılık', 'medeniyet çatışması'. Artık mezhebine göre sen beğen.
Koşa koşa girsinler shopping mall'dan içeriye, ama orada dursunlar. Arkasından korksunlar, irkilsinler.
Bu korku kültürel bir haktır. Bu hakkı, bu farklılığı korumak lazım. Di mi?
Bu kültürel farklılık hiç kaybolmasın ki, Batı'ya hep yüzgörümlüğü ödensin. Bizim için hippilik bir dejenerasyon, onlar içinse artık daha ziyade bir endüstriyel sırdır. Gay'ler bizim için sapıklık, onlar içinse artık paylaşılmayacak kadar büyük bir katma değer, büyük bir yatırımdır.
Neden korktuğunu ezbere bilen, ama neyi arzuladığından tek mısra okuyamayanlar için shopping mall, cennetin ta kendisidir. Tarihinde bir kez olsun kendine has bir 'ütopya' karalamayı denememiş bir millet için shopping mall, hayatın başlar başlamaz bittiği yerdir.
Hayatın ölümle, zamanın anla, tarihin gelecekle uzlaştığı yerdir. Bu yok noktada, bütün mahalleler süt kuzusuna dönmez mi? Döner. Dönmüş. Dönüyor.
Ben gördüm. Shoping mall'dan, geleceğimizden, 'illa da merkezi-illa da uzlaşma' noktamızdan, yani gaipten, sizlere aktarıyorum...