11 Gençten 6'sı hanım kızlar

Gazeteden başımı kaldırarak, «ekrandaki hadise»yi seyretmeye başladım. Bilgi Üniversitesi'nde gençler kürsüdeki hatibi dinliyor, ona sualler soruyorlardı.

Gazeteden başımı kaldırarak, «ekrandaki hadise»yi seyretmeye başladım. Bilgi Üniversitesi’nde gençler kürsüdeki hatibi dinliyor, ona sualler soruyorlardı. Konuşan İMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn’dı. Bir genç, sıralar arasındaki koridorda ilerleyip, bir pabucunu çıkarmış ve misafir konuşmacıya doğru var gücüyle savurmuştu.
Ortalık karıştı birden. Hazır beklediği anlaşılan güvenlik ve koruma elemanları delikanlıyı yakalayıp, ite kaka dışarı çıkardılar. Fırlatılmış pabuç yakınında bir yere düşen Strauss-Kahn, bir an irkilir gibi oldu, ama önemli bir saldırıya uğramadığını anlamakta gecikmedi. Ve hadiseyi önemsemediğini zarafetle belli etti.
Spikerler, Bush’a atılan pabucu hatırlamakta gecikmediler. Güvenlikçiler büyükçe bir bez pankartı açmaya çalışan genç kızı da yakaladılar. Topu topu iki kişiymişler meğer. Delikanlının adı Selçuk Özbek, Birgün’den bir gazeteciymiş. Arkadaşı Zeynep Çatalkaya ise öğrenci.
Mağdur (!) şikâyetçi olmadığı için serbest bırakılmışlar. Rektör Halil Güven, Selçuk’un Anadolu Üniversitesi’nde öğrenci olduğu bilgisini vermiş. İMF temsilcisi üniversiteden ayrılırken, bir grup gencin onun aleyhinde tezahürat yaptığını da öğrendik.
*
Bir başka kanalda Kemal Derviş’i gördüm. CNN Türk’te Esra Tümen Dinçkök ile bir programa başlamışlar. Konu küresel ekonomi. Ben dinlerim, çünkü o anlatınca ekonomiyi de anlar gibi oluyorum. Dün, G-8’lerin yerini G-20’ler alınca nelerin değişeceğine değindi biraz, o kadarını olsun anladım.
Gösteriye kalkan gençlerin serbest bırakılacağı haberini de aldıktan sonra gazeteme döndüm. Bu kadar tesadüf olur, Radikal’deki haberin başlığı şuydu: İMF’deki Türkçe sesler arttı, kritik görevlerde 30 Türk var.
143 ülkenin temsil edildiği İMF’de 2 478 kişi çalışıyormuş. Ve üst görevlerde 30 Türk. Ben bunu önemli bulurum, bu küresel kuruluşlarda çalışıp, karşılaştırmalı bilgi ve tecrübe edinmelerini. Hele dönüşlerinde bu niteliklerini değerlendirip onlardan faydalanmayı da akıl edebilsek.
Bilirsiniz, çok söz etmişimdir: l Biz, Kemal Derviş’in bilgi ve tecrübesinden, zeki-akıllı-basiretli kişiliğinden faydalanmayı da bilemedik, diye çok üzüldüğümden. l Siyaset denilen ve insan tabiatını biraz da olumsuzlaştıran faaliyet alanında gerçekten görgülü, beyefendi bir insanın neleri nasıl değiştirebileceğini yaşayarak görme ve öğrenme imkânından faydalanamadık diye nasıl üzüldüğümden.
Neyse! Dilerim zamanla, sahiden değerli ve faydalı insanları zamanında fark edip onlara sahip çıkmayı, dört elle sarılmayı da öğreniriz.
Radikal iyi etmiş, İMF’de çalışan Türklerden on biri hakkında bize bilgiler de vermişti. Bu on bir değerli çocuktan altısı gencecik hanımlardı. Buna ayrıca sevindim: çok anlamlı bir gelişmenin belirtisiydi onlar.

Partilere örnek bir Meclis
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ağzıyla kuş tutmasını bekleyenlerden değildim. Bugünün Türkiyesi, meseleleriyle yüz yüze gelme cesaretine (nihayet) erişebilmiş insanların yaşadığı bir ülkedir.
Ziya Paşa, filozof halk şairi üslubuyla Şâirim ammâ ki etmem bihûde lâfügüzaf der. Bihûde «Boş, gereksiz, faydasız, beyhude» demek. Lâfügüzaf’ın anlamı da «Boş lakırdı’dır; yersiz söz»dür.
Bir asra yakındır biz, çeşitli sebeplerin tesiri ve ağırlığıyla, ciddî meselelerimizi anlaşılır kılıp dile getirmektense, lâfügüzaf ile geçiştirmeyi ve unutturmaya çalışmayı ikinci bir meslek («tutum, tarz, üslup») edindik. O kadar ki, siyasette lâfügüzafı hitabet sanatı diye satmaya yeltenen nice kürsü bülbülü türemiş ve bir süre için de olsa adam yerine konulmuştur. (Yaşayanlardan hatırlasam isim de verirdim. Eskilerden çok örnek var zihnimde. Eee son yıllarda miting meydanlarında boy gösteremiyorum, ki yeni laf ebelerimizi de tanıyabileyim.)
Televizyonda çocuklar, muhalif milletvekillerine Cumhurbaşkanı’nın Meclis’i açış konuşmasını nasıl bulduklarını soruyorlar. Dinliyorum. Cevaplar, öfkelenecek, «Hadi canım sen de!» diyecek kadar bile değil. Gazetenizde okuyun bakın, siz de güleceksiniz. Adını hatırımda tutamadığım bir CHP’li mesela:
– Cumhurbaşkanı ben de açılım projesinin bir parçasıyım, demiş bulunmaktadır, diyordu.
Senin «bulunmaktadır»’ını severim ben. Nutku dinlemeden önce, açılıma karşı mı biliyordun AKP’li Cumhurbaşkanını?
Benzer bir cümle daha:
– Cumhurbaşkanımız PKK’nın talepleri ile Kürtçe konuşan vatandaşlarımızın taleplerini yazık ki birbirinden ayıramıyor.
Bu lâfıgüzaf’tan ötesidir; demagoji sanatına girer.
Deniz Baykal’ın, hele hele Devlet Bahçeli’nin, «Cumhurbaşkanı -bakın şimdi eğri oturup doğru konuşalım- ana hatları itibariyle gerçekleri dile getirdi» demesini beklemiyordunuz herhalde.
«Peki sen ne diyorsun?» diye bana sorduğunuzu farz edip, cevap vereyim.
– Gül’ün söylediklerinden hiçbiri (Cumhurbaşkanlığı makamının konuşma özetini dikkatle okudum biraz önce) bana yabancı ve düşündüklerime aykırı gelmedi. Sorabilirdim:
– Değerlendirmeler, ilkeler tamam da, uygulamaya dair düşündükleriniz nedir?
Ama ondan ötesi Cumhurbaşkanı’nın işi değil. Meclis’in ve Başbakan’ın ellerinden öper. Asıl sual şudur bence:
– Millî birlik tavsiye eden Meclis ve siyasî partiler, bu hayatî konuda olsun birlikte hareket örneği verebilecekler mi dersiniz?

Doğrusu budur
Aramızda hatalı hareket edenler ve hiç hata etmeyenler diye kesin bir farklılık daha var zannetmeyin. Kusuru, kabahati, yanlışı az olanlar ile daha çok olanlardan söz edilebilir.
Komutanlar Meclis’in bu açılış toplantısında oradaydılar. Onlar için de bir görev yeridir orası; demokrasinin ibadet mahalli olduğuna göre.
Siyaset konuşmayın, başıbozukları dikkatle takip etseniz de, lâfugüzaf konserlerinde siz sahneye çıkmayın demeye çalışıyoruz. Bu, günlük laf ebeliklerinin dışında ve üstünde kalabilmenin de yoludur.