28 Şubat meddahları zil taksın

Başbakan ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 28 Şubat'ın onuncu yılı münasebetiyle dile gelen çok sayıda yorumcuya gülümseyerek cevap verdi:</br>&#8211; Dün dünde kaldı cancağızım. Yarın için yeni şeyler söylemek lazım!

Başbakan ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 28 Şubat'ın onuncu yılı münasebetiyle dile gelen çok sayıda yorumcuya gülümseyerek cevap verdi:
– Dün dünde kaldı cancağızım. Yarın için yeni şeyler söylemek lazım!
Mevlana'yı hatırlayanlar yanında, Süleyman Demirel'in kulağını çınlatanlar da olmuştur. «Dün dündür, bugün bugündür» özdeyişini biz ondan öğrenmiş ve pek yadırgamıştık. O zaman bize aykırı gelmiş olsa da, sonradan Demirel'e hak vermek zorunda kaldık. Hadiseler bize öğretti ki, «Nuh deyip Peygamber demeyen» siyasetçinin ringde kalma şansı azdır.
Bunu, «Yıllar Arabistan kısrağı gibi kaçıyor; bugün düne, yarın bugüne benzemiyor. İyisi mi yaşadığınız zamana ayak uydurmaya bakın!» diye açıklamaya çalışanlar da olur. Değişenin, yeni konumuna bir mazeret bulması gerekiyor.
Örnekleri pek çok, bakın biraz çevrenize, göreceksiniz. Hayret edecek bir şey yok, evet, gördüklerinizden bir kısmı da siyasetçi yanı ağır basmaya başlamış gazetecilerdir.
*
Genelkurmay Başkanı, İktidarın tutumuna ters bir tavır takınarak, PKK'ya destek vermiş Irak Kürtleri'yle «kendisinin» görüşmeye razı olmayacağını açıkladı. Başbakan Erdoğan, nereden bakılsa hemen göze çarpacak bir tezadı (ki bir sivil-asker anlaşmazlığı da sanılabilirdi) gidermeye çalıştı:
– Kişiler, kişisel düşüncelerini açıklayabilir, dedi. Ama bu hiçbir zaman kurumun açıklaması olamaz. Kurumsal bir açıklama yaptığınızda o, özellikle demokratik, laik hukuk devleti içeriside kaos meydana getirir. Son sözü kurumsal olarak hükûmet söyler.
Dediği doğruydu, verecek cevap yok demeye kalmadan Genelkurmay Başkanlığı ses verdi:
– Sayın Genelkurmay Başkanı'nın ifade ettiği görüşler, tabiî olarak kişisel olmayıp, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kurumsal görüşüdür.
Bunları yeniden okumak içinizi sıkıyor, bilmez değilim. Ama toplumumuzun kötü kaderi halini aldı, bu tür ilişkiler. Görmezden, işitmezden gelerek geçiştirilecek gibi değil.
Erdoğan da cevap verdi:
– Bir çok şeyi görmezden geliyoruz, duymazdan geliyoruz. Bir çok şeyi de baldıran zehiri olarak içiyoruz. Niye? Çünkü ülkenin huzura ihtiyacı var, mutluluğa ihtiyacı var.
Beride 28 Şubat meddahlarının goygoyu devam ediyor. Genelkurmay açıklamasından sonra zil de takabilirler.
Dil Yâresi

  • Bir performans lafıdır gidiyor. Farkındasınız değil mi? Şarkılar, danslar, buzda kaymalar... hepsi performans oldu çıktı.
    – Şimdi Ahmet'in performansını izleyeceksiniz.
    – Bu akşam Ayşe'nin performansı Fatma'dan daha iyiydi.
    Türkçe Sözlük, kelimenin Fransızca'dan geldiğini söylüyor. O dildeki anlamı, mesela «Bir atletin veya yarış atının müsabakada o gün eriştiği derece, kazandığı başarı» demektir. «Daha iyi bir sporcuya karşı (teniste mesela) elde edilen zafer. Bir işi ustaca yapmak, umulan, beklenen, hatta ondan da üstün bir sonuca ulaşmak.»
    Türkçe Sözlüklerde kelimeyi «Başarım ( ve demekmiş), verim gücü» diye tarif edenler de var.
    Televizyondaki yarışma programlarının sunucuları, bu konuda, futbol maçı anlatan spikerlere döndüler. Onların da «Gole imzasını attı», «Smaçın adı Tevfik» gibi tekerlemeleri vardır ya! Buzda Dans programında mesela, saymak lazım performans kelimesi bir akşam acaba kaç kere tekrarlanıyor? Behzat'ın zannedersiniz ki babası Nejat Uygur da performans'tan başka laf etmezdi.
    Sonunda İngilizce-Türkçe Redhouse'a baktım ve o zaman anladım Vehbi'nin kerrâkesi'ni: İngilizce'de performans'ın başta gelen anlamı «Gösteri, temsil, eğlence programı» imiş. Devamında «İş, fiil, edim, sonuç» anlamı da var.
    Fransızca'da «Bir yarışta başarı, iyi sonuç», İngilizce'de daha çok «Gösteri, eğlenceli seyir».
    Aşırı ısınma arıları da vurdu
    Yok olma fikri, o kadar da yabancımız sayılmaz. Küresel ısınma tehlikesinden eş dost meclislerinde de söz ediliyor.
    – Allah Allah! Dedikleri kadar var mı?.. gibisinden hayret nidalarından sonra, başka konulara geçiliyor, her zamanki söyleşmeler, gülüşmeler devam ediyor.
    Dün herhalde hepinizi değil, ama beni çok ilgilendiren bir haber okudum. Küresel ısınma arılara da zarar vermeye başlamış (Zaman, 1 mart). Mesela Hatay'da 28 000 kovanın arı kolonileri telef olmuş. Türkiye'nin 4 milyon kovanı aşar sayıda arı nüfusu varmış. (Nüfus diyorum ya, işçi arıların normal ömrü 45 gün civarındadır. Kış aylarını kovanda geçirdikleri için, dört-beş aya kadar uzar arıların ömrü.)
    Arada lafını ederim ya, tavukçuluk, inekçilik yanında arıcılığım da var benim. Gün ortasında sıcaklık ortalaması 14 derecenin altına düşünce, arı ailesi (dediğim de kovan başına 10 ila 60 bin arasında değişen sayıda arı anlamına gelir) kapısını da içeriden kapatıp, kış aylarını hiç dışarı çıkmadan kovanında geçirir.
    Bu sebepledir ki büyük arıcılar, kovanlarını, sıcak yaz aylarında dağlara, tepelere çıkarıp, hava serinler gibi olunca ovalara iner, bu arada sıcak güney kıyılarımızı tercih ederler. Kovanlar bir iklimden öbürüne kamyonlarla taşınır. Arıcı kış ayları dışında bir tür zoraki göçebedir.
    Bugünlerde belli bir ırktan gelip gelmediği bile tartışma konusu olan Türkler, Asya'yı, kuraklık yüzünden terk edip asırlar boyunca göçmek zorunda kaldılar.
    Bu defa, yeni bir kta değil, gezegen bulmak gerekecek, unutmayın.