48 saatlik bekleyişin sonu

Yerel seçimler öncesi propaganda yolculuğuna çıkmış bir parti lideri vardı, 48 saat önce düşen helikopterin içinde. Kazazedelerin akıbetini merak edenlerin çokluğuna ve heyecanlı bekleyişin zorlamalarına sebep, helikopter yolcularından birinin Muhsin Yazıcıoğlu olması mıydı, suali hiç gelmedi hatırıma dersem, doğruyu söylememiş olurum.

Yerel seçimler öncesi propaganda yolculuğuna çıkmış bir parti lideri vardı, 48 saat önce düşen helikopterin içinde. Kazazedelerin akıbetini merak edenlerin çokluğuna ve heyecanlı bekleyişin zorlamalarına sebep, helikopter yolcularından birinin Muhsin Yazıcıoğlu olması mıydı, suali hiç gelmedi hatırıma dersem, doğruyu söylememiş olurum.
İlgi sahiden büyüktü. Üzücü hadisenin sevindirici bir yanı da varsa, budur. Yazıcıoğlu halkın sevgilisi bir lider miydi, sualine verecek cevabım yok, bilmiyorum. Sevilsin veya sevilmesin, ulaşım kazalarından ve kurbanlarından geçilmeyen ülkemizde, kazalardan ve kazazedelerden birine günün birinde böylesine bir ilgi gösterilmiş, arama çalışmalarında bu boyutta bir telaş ve heyecan, adeta bir millî birlik yaşanmış olması bir ilkmiş gibi geldi bana.
Yazıyorum, saat 15.40. Haber kanalları enkaza nihayet ulaşabilmiş köylüler kafilesinden Abidin Karataş adlı biriyle telefon bağlantısı kuruyor. Orada buldukları altı kişiden beşinin cesedidir.
– Muhsin Yazıcıoğlu bu beşten biri mi, sualine açık bir cevap alınamıyor. Bilinen, kafiledeki meslektaşımızın ölenler arasında olduğu. Altıncı kişi nerededir, suali de cevapsız kalıyor.
Evet, kazadan tam iki gün sonra alınabilen ilk haber, bu yazdıklarımdan ibaretti.
Her coğrafyada beklenebilir kazalar konusunda bile, gerekli hazırlıklardan ne derece yoksun bulunduğumuz da önümüzdeki günlerde tartışılacaktır.
(SON?DAKİKA deniyor böyle anlara: Son bir habere göre ölenler arasında Muhsin Yazıcıoğlu da teşhis edilmiş. Bu haberi veren köylünün adı Osman Yılmaz. Bir pilot, bir gazeteci ve BBP mensubu dört yolcuya, daha doğrusu cesetlerine ulaşılmış oluyor.)
*
Müessif hadiseleri de, bildiğiniz gibi, milletçe aynı anda, bir arada yaşıyoruz. Basın yoluyla mümkün değildi, hayatımızda bu değişikliği gerçekleştiren iletişim imkânı televizyon haberciliğidir.
48 saattir gece gündüz heyecan içindeydik. Yazık ki şu anda tek yapabileceğimiz ölenlere rahmet ve yakınlarına, partililerine ve hepimize, herkese başsağlığı dilemekten ibaret...
... derken, CNN?Türk muhabiri Fatih Portakal, kötü haberi alan Büyük Birlik Parti’li 50-60 kişilik bir grubun, tv habercilerine (bu arada Doğan Haber Ajansı arabasına) saldırdıklarını bildiriyor. Enkazın bulunduğu yerde değil, boş yere arandığı yanlış adreste bir taşkınlık gösterisi.
Yazıcıoğlu topluluklar nezdinde ilgi ve sevgi kazanmaya çalışagelmiş bir siyasetçi. Türkiye iki gündür onu merak etmekle, sağ ve salim bulunmasını dilemekle meşguldü. Ankara parti merkezinde haber henüz duyulmamıştı. Dilerim Yazıcıoğlu’nun ruhunu taciz edecek hadiseler yaşanmaz.

İki araştırmacı yarışıyor
Tarhan Erdem’in insanda uyandırdığı ilk izlenim, ona karşı hissedeceğiniz güven duygusudur. Kırk yıllık dostum benim. Araştırma şirketi Konda’yı bir işletme fakültesini bitirdikten hemen sonra veya benzer bir kuruluşta bir süre çalışarak bilgisini tecrübeyle tamamlamasının ardından kurmuş değil.
Mühendistir, hesap kitap adamı. Ben tanıdığımda İstanbul CHP teşkilatının ileri gelenlerindendi; tekrar buluştuğumuzda Doğan Grubu’nun Genel Koordinatörü. Arada Paşabahçe Cam’da geçen şirket yöneticiliği; milletvekilliği, bakanlık, CHP Genel Sekreterliği aşamalarında edinilmiş siyaset ve yöneticilik tecrübesi, hatta Milliyet’in Genel Yayın Müdürlüğü var. Yıllardır Radikal’de, bir «yönetim bilgesi» olarak köşeyazılarını okuyup faydalanıyoruz.
Uyduruk birçok araştırma kurumu vardı, hatırlarsınız. Ben, hiç gözümün tutmadığı iki araştırma şirketi sahibinden ayrıca rahatsızdım. Geçen büyük seçimlerde, profesyoneller kadar kamuoyu da Tarhan Erdem adının ne anlama geldiğini öğrendi. Bakıyorum unutmamışlar.
O kadar ki, zemmetme sanatının ustalarından meslektaşımız Engin Ardıç Bey biraderimiz dahi, bu son seçim öncesi Tarhan Erdem demekte ve başka araştırmacı tanımamaktadır.
Öyle ki Bağdatlı Ruhi meşhur beytini (ki Halka kin eyleme ger varsa mürüvvet sende / Seni zemmeyleyeni medh ile kıl şermende şeklindedir) Engin Ardıç’ın geleceğini bilerek, berây-ı istikbal («karşılama makamında») söylemiştir diyenler de var. (Şermende kılmak deyişinin anlamı «mahçup etmek, utandırmak»tır.
*
Herşeye rağmen (Kazanma şansı farklarına) rağmen yerel seçime birçok parti katılıyor. Buna karşılık seçim anketleri de yapan iki kuruluş var. Biri Tarhan Erdem’in Konda’sı, diğeri Adil Gür’ün A&G’sidir. (Son yıllarda gelişen ve önemli başarılar kazanan.) Bu alanda başa güreşen iki rakip, aslında hoca ile talebesi. Tahminleri arasında 10 puanlık da farklar var.
Size diyeceğim, Adil Gür’ün de güvenilir bir araştırmacı olduğudur. Kaldı ki Tarhan Bey’in bir anlamda çömezidir Adil. Konda’da yıllar yılı birlikte çalıştılar. Tarhan Bey’in CHP damarı yeniden kabarıp da, Deniz Baykal’ın mecburî istirahate çekildiği yıllarda Genel Sekreter seçilmesinden, yani araştırmacılığa bir ara vermesinden sonra Adil Gür işe devam ederek kendi firmasını kurmuş ve geliştirmiştir.
Gelecekte araştırma kurumlarına seçimler dışında da çok ihtiyacımız olacak bizim. Güvenilir kuruluşlarımız da bulunsun!

Köşekadısı
* Ertuğrul Özkök geçende kendisi de yazdı; Hürriyet’in başında yirminci yılını tamamlamak üzereymiş. Bir süre genel yayın yönetmenliği de yapmış bir meslek emektarı olarak ona diyeceğim var.
Ben Hıncal Uluç’a her fırsatta söylerim, olmayacak bir dua gibidir: Gazetem olsa bize gel diyeceğim ilk köşekadısı sansin, diye. O da bana aynıyla iltifat eder.
Ertuğrul Dostum, 25 mart günü İki «zenci» arasında fark başlıklı yazını okurken karar verdim: talip olacağım ikinci köşekadısı da sensin.
Gülüp geçme sakın! Benim gazetemde (çıkmazsa çıkmasın, şayet çıkarabilirsem demek istiyorum) köşekadılığı her kula müyesser bir mevki olmaz.