80 yıl önceki Kürt talepleri

Aklımdan hiç geçmedi dersem yalan olur. Öyle Açılım Kurultayı'ndan filan da söz etmiyorum. Ne münasebet, estağfurullah! Şaka da değil doğrusu, sahiden ne haddimize!

Aklımdan hiç geçmedi dersem yalan olur. Öyle Açılım Kurultayı’ndan filan da söz etmiyorum. Ne münasebet, estağfurullah! Şaka da değil doğrusu, sahiden ne haddimize!
– Kürt meselemiz malum. Çeşitli endişeler ve sakıncalar da öyle... Efendimizin, ki meselenin aslı ve bilcümle hususatı mâlûm-i âlîleridir, bir hayırlı yol göstererek bizi bu müşkilden halâs eylemelerini rica ve istirhama cür’et ediyoruz. Ne dersüz, ne emredersüz?
Biliyorum, meselenin latifeye tahammülü yok da, hazakat ve nezaketi uzaktan da fark edilen Beşir Atalay Beyin, daha başlarken aşındırdığımız bu konuya nasıl girdiğini tasavvur etmekte güçlük çekiyorum.
Aklımdan geçen, bu mealde bir suale diyelim bir televizyon programında, yani millet huzurunda muhatap olsam ne cevap verirdim suali oluyor.
Söze herhalde:
– Hamleden önce, çözüme taraftar ve aleyhtar olanların zihninde anlaşmaya müsait bir zemin hazırlamakla başlamak daha münasip olmaz mıydı, diye ben de herhalde bir sualle başlardım.
İnsanoğlu bilebildiğimiz asırlar boyunca bin çeşit tecrübe eleğinden süzülerek bir noktaya gelmiş. Bütün bildiklerinin zihninde, harekete hazır kıtalar gibi emre amade beklediğini düşünmezsiniz herhalde.
Böylesine güç, adeta bir ölü noktadan geçme aşamasında, kesin karara hamle etmeden önce, bir hazırlık pozuna, vakfesine ihtiyaç yok mudur, dersiniz?
Buna benzer bir temrin denemesine davranmşıken, pazar günü HaberTürk gazetesinde, Murat Bardakçı’nın sohbetini okudum. Kürtlerin, evet bizim Kürtlerin, bundan 80 yıl kadar önce, Sevr Antlaşması ertesi, maddeler halinde hazırlayıp açıkladıkları bir bildiriydi bu. Bilmiyor idiyse benim gibi, İmralı’daki Abdullah Efendi de eminim dikkatle okumuştur.
İlki 6 fıkralı 4 maddeye sığdırmaya çalışmışlar taleplerini. Orta sütunumuza metni aynen aldık. Siz de bir göz atın lütfen. Sonra şu suale bir cevap vermeyi deneyin:
– İyi düşünülmüş, uygulanma ve başarı sağlama şansı sahiden yüksek şartlardan oluşan bir bildiriymiş, diyebilir misiniz?
Haydi deseler, uygulanma şansı yüksek bir listesiyi biz de beceremeyiz diye düşünürüm.
*
Öyle farz ettik ya, kendimizi biraz daha zora koşup, suale iyi kötü cevap vermeliyiz artık. İnkâr edemeyeceğimiz gerçek şudur: gelmiş bir noktaya dayanmışız bugün. Biraz daha duralım hele, olmaz! Nihayet biraz daha süremiz var, diye düşünebiliriz.
O sürede ne mi yapılır?
Yarın, anlatmayı deneyeceğim.

Okulda dil yâresi! Ne dersin?
Derginin adı Balmumu, sayı 20. Adının altında aidiyet notu: İstek Özel Atanur Oğuz Okulları Dergisi.
Yılın son dergisiymiş. Dil ve Edebiyat Bölüm Başkanı Rüveyde Soner Hanım, geride kalan yılın etkinliklerini anlatıyor: 29 Ekim, 10 Kasım, 18 Mart, 21 Mart (Nevruz), 23 Nisan, 19 Mayıs anma günlerini.
Kültürel etkinlikler dikkatimi çekti. 22 Mayıs günü Tiyatro Kulübü öğrencileri Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası’nı sahnelemişler. 23 ve 24 Mayıs günleri de Türkçem Benim Dil Bayrağım Sempozyumu yapılmış. Türkçeyle ilgili konuların ele alındığı, doğru kullanılmasının konuşulduğu bir toplantı.
12. sayfada bir yazı başlığı: «Kıymetlimiz Türkçemiz». Yazan 11/E’den Lena Naz Bilak.
Lena yazısında soruyor:
– «Ülkemizde kaç kişi dilimizin kaybolmak üzere olduğunun farkında, kaç kişi yaptığı hataların farkında? (...) Daha doğru düzgün Türkçe konuşamazken, içine yabancı kelime katıp konuşmaya çalışan insanlara ne demeli?
«Bu konuda çok duyarlı olmalıyız. Herhangi birinin dilimizle ilgili yanlış bir şey yaptığını gördüğümüzde öylece bakmamalıyız. Düzeltmeliyiz ki karşımızdaki hatasını anlasın. Türkçemizde yapılan yanlışları düzeltmek (...) bir vatandaşlık görevi sayılmalı; çünkü bu kişisel bir mesele değil, tamamen ülkemizle ilgilidir. »
Ve bu güzel yazının altında «Vuslat» diye bir şiir. Şairi 12/B’den M. Yavuz Yağış.
*
Dergide beni en çok bu sayfa ilgilendirdi. Gazetelerin köşeyazarlarını bilirsiniz. (Okurlarımdan özür, okul müdürü Kubilay Genç’ten izin dileyerek, öğrencilere sesleniyorum.) Her telden çalanlar yanında bazı konularda yoğunlaşan ve uzmanlaşan yazarlar da var. Sinema, tiyatro, televizyon, müzik, edebiyattan tutun da denizciliğe, havacılığa, yemeklere, sağlığa, siyasete, ekonomiye, tarihe, günlük meselelere, dertlere, sporlara, modaya, aşka... (saymakla bitmez) yazılarında diğer konulardan daha çok yer ve önem veren gazeteciler.
Bu alanlar arasında dil neden olmasın? Eskiden vardı (Burhan Felek mesela). Bugün de var (Şiar Yalçın mesela. Son yıllarda biraz ihmal etse de. Benim neslimden olanlar bu konuya değinmeden edemez. Tek tük gençler de var.) Bir ihtiyaçtır. Doğruyu ve güzeli korumanın, geliştirmenin yollarından biri de bu.
Lena! Bak sana ne diyeceğim. Bir gün buluşalım, okul dergisinde ve Türkçe konusunda gazeteci gözüyle neler yapılabilir, ben sana anlatayım. Var mısın?

İşte o «Belge»
1. Kürdistan Komitesi, hiçbir devletin âleti değildir. Gayesi, meşru olan ulusal haklarını elde etmektir. O da:
a. Millî sınırlarının ayrılıp belirlenmesi, hizmet ve içişlerinde bağımsız bir merkeze ve bağımsız bir yönetime sahip olması;
b. Ulusal sınırlar içinde Kürtçe’nin resmî dil olarak kabulü;
c. Kendi memurlarının kendilerinden olması;
d. Jandarma teşkilâtının Kürtler’e ait olması;
e. Kürt erlerle subayların müşterek orduda özel kıtalar oluşturması, Kürt dilinde talim ve terbiyeye tabi tutulmaları.
2. Ulusal gayenin husulüne kadar savaşa devam edilecektir. Dış ve iç zararlarla akan kardeş kanlarının maddî ve manevî sorumluluğu, Ankara’ya aittir.
3. Komite, davayı barış yoluyla halle hazırdır.
4. Akıtılacak kan oranında Kürtler’in ileri sürecekleri şartlar ağırlaşacaktır.
Kürdistan Bağımsızlık ve Kurtuluş Komitesi Genel Merkezi.