ABD ile söyleşmeyen kaldı mı?

Birkaç gün önce MHP lideri Devlet Bahçeli, densiz bir suale, bana çok doğru ve tanıdık gelen bir cevap verdi. Ona sorulan şuydu:</br>&#8211; İktidarla olan problemleriniz nelerdir?

Birkaç gün önce MHP lideri Devlet Bahçeli, densiz bir suale, bana çok doğru ve tanıdık gelen bir cevap verdi. Ona sorulan şuydu:
– İktidarla olan problemleriniz nelerdir?
Soran Avustralya Büyükelçisi Peter Doyle. Cevap şu oldu:
– Yabancı bir büyükelçiyle iktidarı konuşmam.
*
Değil devlet işlerini, ben oldum olası, mesela kocasından şikâyetini bir hanım komşusuna anlatan ev kadınından da hoşlanmam. Tıpkı, yıllar yılı hararetle sahiplenerek çalıştığı, yazdığı bir gazeteden (Sebebi ne olursa olsun!) ayrıldıktan sonra, bir önceki patronu ve eski çalışma arkadaşları aleyhinde konuşup yazmaktan hiç utanmayan gazetecileri de günahım kadar sevmediğim gibi...
Ankara'da olup biteni ancak gazetelerden takip edebilir durumdayım. En dikkatle okuduğum köşe yazarı da, bir tarihte İsmet Berkan'dı, şimdi Murat Yetkin. Her ikisinin de, hadiselere, kurumlara ve kişilere, mesleklerinin gerektirdiği ölçüde mesafeli duruşunu çok beğenirim. Tam gönlüme göredir derler ya, öyle!
Ankara'da, ABD Büyükelçisi Ross Wilson'un Amerikan elçiliğinde düzenlediği yemekli toplantıyı da dünkü gazetelerden öğrendim. Bir akşam yemeğiydi bu. Davetlilere bakalım.

  • Dengir Fırat (AKP Genel Başkan Yardımcısı) l Ahmet İyimaya (Adalet Komisyonu Bşk, AKP m.v.) l Burhan Kuzu (Anayasa K. Bşk, AKP) l Prof. Zafer Üskül (İnsan Hakları K. Bşk, AKP) l Prof. Ergun Özbudun (Anayasa değişiklik taslağını hazırlayan bilim kurulunun başkanı) ve AKP'li olmayan biri daha, (Eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk.)
    Yenilenen Anayasa hakkında bilgi vermişler Amerikalı'ya. Değişikliğin nelere yarayacağını anlatmışlar. Daha çok Dengir Bey konuşmuş. Tek farklı ses Hikmet Sami Bey'den gelmiş. O:
    – Tamamiyle yeni bir Anayasa gereksiz, demiş. Ben bu yapılanda bir art niyet arıyorum.
    Profesör Özbudun da haberi doğrulamış:
    – Anayasa konusunda kendilerini bilgilendirdik (Levent İçgen, Vatan, 05 aralık).
    *
    Haberi size aktarmakla yetiniyorum. Ne düşündüğümü de söylemem gerekir miydi? Bilmiyorum ben, yabancı büyükelçiler ile milletvekili parti ileri gelenleri arasında bu tür buluşup halleşmeler mutat mıdır? Yalnız, yadırgadığımı söyleyebilirim.
    Yadırgadığım bir şey daha oldu dün, onu da ekleyeyim.
    Arnavutluk millî günü kabul resminde bu defa Genel Kurmay Başkanımız Büyükanıt Paşa ile Amerikan elçisi Wilson aynı mekânda bir araya gelmişler. Baş başa da olsa, herkesin içinde konuşmaktan tedirgin olmuşlar. Paşa, Büyükelçi'yi kolundan tuttuğu gibi bir duvarın önüne götürmüş. Korumalar hemen etrafını çevirmiş bu ilgi çekici ikilinin. Gazeteciler de konuşulanları işiticek kadar yaklaşamamış bu ikiliye. Elçi de ayrılırken onlara «Dostça bir sohbetti» demiş. (Özgür Ekşi, Merve Erdil ve Volkan Yıldırım, Hürriyet, 5 aralık) Fotoğraflardan benim anladığıma göre daha çok konuşan Yaşar Paşa.
    Sonuç olarak ne diyebiliriz? Demek ki ABD bu yakında Türkiye ile pek yakından ilgilenmektedir.
    Ayak heykeli, hem en çirkini!
    Muzip bir okurum var. Bir hanım. Soyadını bile bilmiyorum, adı Sahire. Dün iki uyarıda bulundu gene.
    – Hanımefendi, dedim; bu dediklerinizi yazacağım artık... Müsaade eder misiniz?
    – Ederim, ama kim diyeceksiniz? Sahi ben kimim size göre.
    Birlikte güldük. Yazacağım.
    – Hakkı Bey dün bütçe müzakerelerini yazdınız. Ve bu arada Erdoğan ile Baykal'ın «Kürsü üsluplarını çekici buluyorum. Selikaları kuvvetlidir», dediniz.
    – Evet, dedim.
    – Selika'dan maksat «Düşündüğünü iyi ifade etmektir» diye bilirim, doğru mu?
    – Evet, efendim.
    – Pekâlâ! Ya birbirleri hakkındaki düşüncelerine ne diyorsunuz? Mesela uzun uzun, Baykal'ın Antalya'daki tarlasının imar değişikliği sayesinde bugün trilyonlar ettiği iddiasına falan...
    – Her dediğine ve yaptığına değil, ama Erdoğan'ın şu dediğine katılıyorum: «30 000 doların hesabını sorup duruyorsunuz. Unakıtan'ın oğlu milletvekili değil. Dokunulmazlığı yok. İddia sahibiyseniz, gereğini yapın!»
    *
    Gelelim ikinci uyarıya:
    – Gazeteler birinci sayfalarının tepesine çıplak resimler koyuyor. Ayak parmaklarının alnıma doğru uzatıldığını görünce sinirleniyorum, diyorsunuz. Hürriyet'te çok eleştirdiğiniz bir şeyi, hem de en okkalı tarafından Radikal yapınca, baktım sesiniz sedanız çıkmadı. Nedendir? («Bakın, kızacağınızı bildiğim için, Nedeni nedir? diye sormadım.»)
    Anladım hangi fotoğraftan söz ettiğini Sahire Hanım'ın. Geçen cuma günü 12x18 santimlik bir fotoğraf vardı (görmüşsünüzdür) gazetemizin birinci sayfasının göbeğine yakın yerinde.
    Contemporary İstanbul Fuarı'nda, Muhsin Akgün çekmiş. Evet, takılı tellerden anlaşılıyor ki, tavandan sarkıtılmış bir ayak heykelidir (Heykeli yapılmadık bir bu mendebur kalmıştı hayatımızda! Sayıca o kadar azdır ki «güzel ayak», onun hatırı hürmetine bütün o şekilsizlikleri görmeye hiç tahammülüm yok benim... Allah affetsin, ne yapayım tahammül edemiyorum.)
    Çinli heykeltıraş Wang Du'nun balmumu heykellerinden biriymiş. (Ölü ayagı renğinde demektir. Çinliler ayaklarını göstermekten hoşlanır. Küçük diye zahir!) Üstelik bu sanat eserini, üç film yıldızının kusurlu ayaklarından esinlenerek yapmış Du efendi.
    İşte yazdım. Artık vebali boynunuza Sahire Hanımcığım!