ABD ve Baykal ve Erdoğan

Yabancıların hakkımızda ne düşündüklerini bilmekte fayda var. Yer etmiş karşılaştırmaları tekrarlamak için değil. Uzaktan bakanların yardımıyla kendi gerçeklerimizi farklı biçimde değerlendirebilmek ümidiyle.

Yabancıların hakkımızda ne düşündüklerini bilmekte fayda var. Yer etmiş karşılaştırmaları tekrarlamak için değil. Uzaktan bakanların yardımıyla kendi gerçeklerimizi farklı biçimde değerlendirebilmek ümidiyle.
ABD'de Kongre Araştırma Servisi (CRS), Yasama organı üyeleri için raporlar hazırlarmış. Parmak kaldırarak çok şeyi değiştirebilecekler için son derece faydalı olabilecek bir hizmet bu. Darısı başımıza diyerek, Hürriyet Vaşington Bürosu'ndan Kasım Cindemir'in son kongre raporlarından birine dair verdiği habere, gelin bir göz atalım (22 haziran).
Amerikan Kongresi üyeleri Türkiye'deki durum hakkında fikir edinsin diye kaleme alınmış raporda bakın neler var:

  • AKP'lilerin içlerinden birini cumhurbaşkanı yapma çabası krizi tırmandırdı. Seçim ertesi bunda ısrar ederlerse ikinci bir gerilim yaşanacaktır.
  • Bazı gözlemcilere göre Başbakan Tayyip Erdoğan -Türk parti ve hükûmet liderliğinin ortak özelliği haline gelen- despot eğilimlere sahip. Gazetecilere karşı tavrı, cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda yeterince danışmada bulunmaması, Anayasa'yı yeterince tartışılmadan değiştirmekte acele edişi, bu eğilimin belirtileri sayılıyor.
  • Şeriat istemediğini söylüyor, ama Sünnî kesimin işine gelecek şekilde davranmaktan da geri durmuyor.
    Böyle devam eden rapor, Türkiye'deki partiler hakkında da çeşitli gözlemlere yer veriyor. Askerin konumu ve tutumu hakkında da...
    Benim üzerinde durduğum, raporun şu paragrafı oldu: «Türkiye demokratikleşmekte, ama henüz önde gelen partilerin hiçbiri tutarlı bir şekilde demokrat değil (...) Baykal ile Erdoğan da otokrat («Siyasî iktidarı bütünüyle elinde tutar») eğilimde liderler.»
    Bu teşhisi aynı açıklıkta bizden birileri de koymuş mudur, bilemem. Bana, yapageldiklerimizden daha aydınlatıcı bir değerlendirmeymiş gibi geldi.
    Biz hayli zamandır gerçek demokrasiye doğru ilerlemeye çalışıyoruz. ABD Kongre uzmanlarının durum tespiti şu:
    – Türkiye toplum halinde evet demokratikleşiyor. Ama iyi belirlenmiş hedefe doğru bu gidişte siyasî partiler (ve liderleri) geri kalmış durumdadır.
    Yargıydı, eğitimdi, iş dünyasıydı, üniversitelerdi, orduydu, siyasî partilerdi... diye tek tek kurumların demokratik boy ölçülerini almak zor olabilir.
    Gelin öncelikle parti genel başkanlarına bir bakalım. Erdoğan ile Baykal'ı ele alalım. Sualimiz şudur:
    – Bu ikili hakkında siz, «Demokrasiyi elhak benimsemiş ve içine sindirmiş liderdir» diyen birine hiç rastladınız mı?
    Bir «Miss Turkey» anatomisi
    Okan sebep oldu galiba. Ben, vaktiyle ihmal ettiğim birileriyle ilgilenmeye başladım. Şikâyet diye söylemiyorum, hayır! «Bre Hakkı Dede, güzellik kraliçelerini merak etmek sana mı kaldı?» demiyesiniz diye girizgâh yapıyorum.
    Baştan sona seyredemediysem de, Star Tv'nin seçtiği güzeli o gece ben de ekranda gördüm... ve beğendim. Bununla kalmadım, Tempo'da onunla yapılmış ilk mülakatlardan birini de okudum.
    Adı Selen Soyder. 21 yaşındaymış. Anneannesi Yunanistan'da yaşayan bir Rum'muş. (Bu bizim dilimizde, kökleri İstanbul demektir.) Ninesi bir Müslüman Türkü sevmiş, takılmış peşine, anavatanına dönmüş.
    Kimbilir kaç Anadolulunun soyunda yeri olan bir hatıradır.
    Bir yıldır modelmiş Selen. Daha önce Miss Model yarışmasında ikinci olmuş, bu sıfatla Çin'de yapılan Miss Bikini yarışmasına da katılmış. Bu tür yarışmalarda derece alanlar daha çok kazanıyordu. 25'ten sonra mümkün değil. Denemek istedim. Kötü bir şey mi, diye soruyor.
    Rol modelleri Deniz Akkaya, Çağla Şikel değil. Mesela Hande Subaşı'ymış. (Bu tercihin ne anlama geldiğini ben çıkaramam, siz herhalde anlarsınız.)
    Deniz Baykal'a sempati duymuyor, ama CHP'ye oy verecek. Okuduğu köşekadıları Emin Çölaşan ile Bekir Coşkun. Beğendiği erkek Duman Grubu'nun solisti Kaan Tangöze. (Onu da siz bileceksiniz.) Daha çok Türk klasiklerini okuyor: Namık Kemal (İntibah) ve Recaizade Mahmut Ekrem (Araba Sevdası) gibi. Yenilerden Cezmi Ersöz.
    Kimdir Selen, eksik gedik de olsa bir fikir sahibi oldum. Yalnız şu dediğine akıl erdiremedim:
    – Politikayı çok severim. Matematiğim iyi olsaydı, siyaset bilimi okumak isterdim.
    Adlar
  • Eski bir Amerikan filminden söz ederken, Türkiye'de ne adla gösterildiğini evcek hatırlayamadık, demiştim. Başta Ülkü Tamer, Tuğrul Eryılmaz, Haluk Günerman gibi meslektaşlarım ve filmi hatırlayan okurlarım (Yalçın Memişoğlu, Uğur Mehmet Efem, Semiha Tanyol, Ahmet Gedikli) hafızamı tazelediler, teşekkür ederim; filmin adı Beklenmeyen Misafir'di.
    Konu, 1960'lar ABD'sinde beyaz kızımızın zenci bir hekimle evlenmesi meselesiydi.
    Tuğrul Eryılmaz, «Zenci yerine siyah ya da onların kendilerini adlandırdığı gibi Afro-Amerikan deseydin daha şık (politically correct) olurdu, diyor.
    Zenci kelimesinden (ki bir sözlük sayfasında, açar açmaz, Ahmet Hamdi Tanpınar'dan, Refik Halit Karay'dan, Faruk Nafiz Çamlıbel'den, Orhan Veli Kanık'tan alınmış zenci'li cümleler, mısralar görüyorum) rahatsız ve şikâyetçi değilim. Siyah veya Afro-Amerikan diyemem; zorlanırsam diyeceğim siyahî'dir, ki bana ağdalı gelir. Çıngırtılı Çingene kelimesini roman lafına kurban etmeye de gönlüm razı değil.
    Beni böylece kabul edeceğinizi umuyorum.