AB'ye kafadan girmenin yolu

Mehmet Ali Birand Kanal D'de Olli Rehn'le konuştu, AB'nin genişlemesinden sorumlu komiseri, Yeni Anayasa Taslağını okuma fırsatım olmadı, ama gazetelerin...

Mehmet Ali Birand Kanal D'de Olli Rehn'le konuştu, AB'nin genişlemesinden sorumlu komiseri, Yeni Anayasa Taslağını okuma fırsatım olmadı, ama gazetelerin yazdığı kadarından haberdarım, diyor. Ilımlı İslam iddialarına dair dediği şu:
– Son beş yılda şeriat kanunlarının getirildiğine dair kanıt yok. Buna karşılık AB reformları yapılıyor. Önemli adımlar atıldı, devamını bekliyoruz. Avrupa'da önemli olan «din özgürlüğü»dür. Demokrasiye inanmış insanın dini inançları da olması, Avrupa kültürü ve mirasıyla örtüşür.
Ve şunu ekliyor sözlerine:
– AB süreci, ülkelerin laik demokrasiye ulaşmasında önemli bir çıpadır. AB bu açıdan bir teminattır.
*
Türkiye'nin AB'ye katılma düşüncesinde ağır basan nokta, bana öyle gelir ki Olli Rehn'in işaret ettiği güvencedir.
Düşüncemiz, tercihlerimiz, bu arada oy verdiğimiz parti ne ve hangisi olursa olsun, biz Türklerin yönetici liderlerimize güvendiğimiz pek söylenemez. Biz tercihlerimizi, daha çok, ehvenişer (kötü olan iki şeyden daha az kötü, zararı daha az olanı tercih etme) yöntemiyle belirleriz.
Son seçimi hatırlayın. AKP'ye aklı yatmayıp da CHP'ye oy veren tanıdıklarımın çoğunun aynı bahaneye sığındıklarını gördüm:
– Elim CHP'ye de gitmiyor amma, neylersin, AKP'nin karşısında CHP kadar bile şansı olan bir başka parti yok.
Mazeret beyanı dedikleri de budur işte. Bu mazeret imtihanına girenlerin sayısı, hiç de az değildi son seçimde.
*
Avrupa Birliği'ne katılma, günümüz Türkiye'sinde ciddî çoğunluk için, bizi bekleyen tehlikelere karşı alınması gerekli bir önlemdir, demeye çalışıyorum. Hiç değilse, bu şıkkı tercih sebeplerimizin başta gelenidir.
Bunun altını çizmek mi lazım?
Her şeyden önce, beklentilerdeki dağınıklığı gidirme düşüncesiyle. Belki fazlaca daraltılmış bir kanalda, daha hızlı ve kararlı hareket edebilme ümidiyle.
Kendimize karşı dürüst olmakta fayda var. Avrupa'yla her anlamda bütünleşme, küresel yeni dünyadaki yerimizi kesinleştirme, gerçek gelişme yönünde bütün kapıları ardına kadar açarak ekonomi, siyaset ve kültür alanlarında gelişme şansımızı artırma kararlılığımıza gölge düşmez. Biz AB sürecinde açıkça din bağnazlığından, etnik hayallerden ve asker müdahalesinden sakınma ihtiyacımızı apaçık öne çıkaralım.
Bence zarar etmeyiz.
KOMEDYA

  • Şaziye Duran Hanım (İzmir-Narlıdere'de evinin terasında kitabını okurken, bahçedeki çiçekler arasından gelen sesler işitmiş. Kim olabilir? Ya boşandığı eski kocası Hüseyin Uyar, ya da onun gönderdiği biri!
    Koşup ruhsatlı tüfeğini almış ve terastan gelene «Sen kimsin?» diye sormuş. Cevap alamayınca tüfeğini ateşlemiş.
    Silah sesini işiten polisler gelmiş ve yerde yatan ineği görmüşler (Hürriyet, 19 eylül).
    Kadın «Ya kocamdır, ya onun adamı» diye ateş ettim, diyor. Gazetenin aklına şu sual gelmiyor:
    – Bu durumda Şaziye Hanım'ın işlediği suç, mala zarar verme midir, yoksa cinayet mi?
    Sizlere de soruyorum
    Hane halkı tüketiminde KİRA
    Nihat Sami Banarlı, «Türkler yeni vatana yerleşip ahşaptan ve kerpiçten, yerli meskenler yapmaya başlayınca bunlara da ev dediler» diyor
    Banarlı, dost ve mesai arkadaşı olduğumuz yıllarda Bebek'te oturuyordu. Bir tepenin üzerinde, Sedat Simavi'nin hediyesi olan arsada yaptırdığı, şato yavrusu denebilecek ahşap evde. Çalışma odası bütün bir çatı katıydı. Boğaz'ın göze çok güzel göründüğü yerlerden biridir. Bebek'ten geçerken caddeden bakınca bu güzel evi hâlâ görüyorum.
    *
    Ev konusuna durup dururken girmedim. Dün bir istatistik vardı gazetelerde. TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) hane halkı tüketim harcamalarına dair belirlediği sayıları açıklıyordu. Toplumumuz açısından anlamlı sayılar ve oranlar.
    Harcamalardan «Konut ve gıda giderleri» bahsi beni daha çok ilgilendirdi. Mesken kavramı, güveni, güzelliği, bir ev sahibi olma milletçe bizi oldum olası çok ilgilendirir. Göçebeliğin etkisi midir, bilmiyorum. Necip Fazıl Kısakürek özetler bu sevgiyi:
    Çam kokulu tahtaları, gıcır gıcır silinmiş; / Sular cömert, «temizlik imandandır» bilinmiş... / Evim, evim, vah evim, gönül bucağı evim! / Tadım, rengim, ışığım, anne kucağı evim!
    Memur aileleri hariç, herkesin kendi malı olan evlerde oturduğu bir Anadolu, gene öyle İstanbul semtleri bilmişliğim var benim.
    Geldiğimiz noktada, yönetim giderlerini emekli aylığımın tamamını vererek ödediğim bir apartman dairesinde oturuyoruz. Günümüzün Türkiye'sinde, Amerika'daki iflaslara rağmen, borçlanarak «daire veya villa» sahibi olma tekliflerinden, reklamlarından geçilmiyor. Morkıç gibi yeni bir lafla birlikte. Çok insanı yakın gelecekte morartacağı belli de, neresinin renk değiştireceği tartışılıyor.
    TÜİK'in istatistiğini söylüyordum. Hane halkının Türkiye'deki ödeme gücü ortalama 1 225 liraymış. On iki kalemde toplanan harcamalar arasında birinci, 333 lira ortalamasıyla Konut ve Kira harcamaları. Aylık giderlerin dörtte birini geçiyor, yüzde 27,2. Kiradan bahçeli ev sahipliğine terfi etmiş, apartman dairesine dönmesi gerekmiş bir ailenin mensubu olarak söylüyorum.
    Dağ dağ üstüne olur ev ev üstüne olmaz sözü, mesel olmaktan çıkmış da sanki insanı kışkırtmak için söylenir olmuş bir hayal.
    İstatistikteki harcamaların en sonunda gelen ikisini de söyleyeyim size: Kültür-Eğlence 27 lira, Eğitim Hizmetleri 26.