Açılım askere de lazım

Sözlüklerin açılım kelimesinin anlam tarifi üzerinde yeniden durması gerekecek. Eleştiri değil, bir ihtiyacın ifadesi olarak söylüyorum.

Sözlüklerin açılım kelimesinin anlam tarifi üzerinde yeniden durması gerekecek. Eleştiri değil, bir ihtiyacın ifadesi olarak söylüyorum.
Kelime bir gökbilim terimi olarak girdi dilimize: «Bir yıldızın gök ekvatorundan uzaklığı. Eski adıyla metabit-i müstakime.» Aynı zamanda bir matematik terimiydi: «Açılmaya elverişli bir yüzeyin ardışık elemanlarını aynı düzlem üzerine aktarmaya yarayan grafik işlem. Eski adıyla inkışaf.» (Meydan Larousse, 1969)
Aradan on yıl geçmiş, bakıyorum Büyük Larousse’ta (ki Ercan Arıklı’nın yayımladığı bir ansiklopedik sözlüktür ve sözlük maddeleri Adnan Benk ile Oya Adalı’nın yönetimindeki bir ekibin eseridir) açılım’ın anlamı genişlemeye başlamış: Geometri terimi olarak, «Açılabilir bir yüzeyin izometriyle elde edilen, düzlemdeki görüntüsü.» / Matematik terimi olarak da anlamları var, benim anlayamadığım. / Ama Edebiyat ve Sanat terimi olarak anlamında, bugün geldiği yeri haber veren bir açılım var: «Genişleme, yeni boyutlar kazanma.»
Bana kalırsa bugün açılım kelimesiyle anlatmaya çalıştığımız «Bir konuyu veya işlemi yeni ve daha geniş boyutlara taşıma»dır.
(Dil Yâresi’nden aldığımız bence gerekli olan bu destekten sonra konumuza dönelim.)
*
Başka şey konuşamaz hale gelişimizin anlaşılmayacak bir yanı yok. Bu çok güç ve katılaşmış lokmayı, ağzımızda iyice ıslatıp uzun uzun çiğnedikten sonra, gene lop diye değil dikkat ve itina ile yutmamız ge-re-ki-yooor!
Bir alegorik not daha.
Ben gazeteleri okurken, bir taraftan da notlar alırım. O gün değerlendirilebilir veya arşive kayıtlarıma geçilmesi gereken haber ve yazılara dair notlardır bunlar.
Dün saydım, bu maksatla 44 not almışım; bunların 23’ü, yani yarıdan bir fazlası Kürt meselesiyle ilgili haber ve yazılar. Biz, gazetecileri de dahil millet olarak pek az hadise ve mesele üzerinde bu kadar devamlı ve ısrarcı oluruz; olabiliriz, demek istiyorum daha doğrusu.
Aynı şeyi çok tekrarlamak, bu fiilin öznesi bir kişiyse zihin sağlığı konusunda endişeye yol açar. Toplum olarak bu son ısrarımız, alınmayın amma bana çok iyi geldi. Vakit israfı değil bu, tam aksine ele aldığımız meseleye hakkı olan ilgiyi ve dikkati gösterir olmanın işaretidir.
Yazı başlığında uyarıda değil, hayır, bir temennide bulundum.
Açmaya çalışayım.
Açılım askere de lazım derken, asıl İlker Paşa’ya sesleniyordum. Eminim, benim yüksek sesle söylersem tılsımı bozulur diye korktuğum gelişmeden, o da memnun ve ümitlidir: Türkiye önemli meselelerini diğerlerinden ayırıp, bunlar üzerinde ısrarla -bizi hedefe ulaştıracak irade ve inatla da diyebilirim- bir eyyamdır durmaya başladı. Hayra alâmet, önemli bir aşamadır bence bu; oraya bir türlü gelemedik diye hep dertlendiğimiz...
İlker Paşa da eminim çoğumuz gibi, Kürt meselemizde açılım konusunda yazılanları okumaktadır. Ne düşündüğünü doğrusu merak ediyorum. Başlıkta dediğimi yüksek sesle ilk söyleyen ben değilim. Notlarıma baktım, bu dileği «TSK açılımı da lazım!» diye ilk dile getiren Ahmet Altan olmuş. (Taraf, 27 ağustos). Ve Paşam, Ahmet yerden göğe kadar haklıdır bu dediğinde.
Çünkü demokratik düzende askerin tam yerinin ve görevinin ne olduğunu, asıl sivil yöneticilere -bizim gücümüz yetmediğine göre- gene kimin öğretmesi gerekiyor bilir misiniz?
– Sizin de takınır göründüğünüzden farklı bir tavrı benimseyerek, gene askerin!
Bunu böyle ve size söyleme durumunda kalmış olmaktan mutluluk duymayacağımı takdir edersiniz ümidindeyim, Sevgili Paşam!  

İki maymun ile akıllı ayı
Bir köşekadısının ömür boyu nelerle uğraştığını en çok sizler, yani dünyaya kafalarını ütülemek için geldiğimizi sandığımız okurlar bilirsiniz.
Ben bu halden hoşnut değilim.
Bunu dün yeniden ve bismillah diye gazeteleri okuma mesaime Radikal’den başlamışken, bir kere daha hissettim.
Biri çıkıp da dün bana:
– Radikal’de okuduklarından en çok hangi haber ve hadiseyle veya ...lerle ilgilenmek isterdin, diye sorsa, cevabım:
– Maymun ve ayı haberleriyle, olurdu. Hatırladınız mı?
İki haber de Radikal’in 22. sayfasındaydı. Bebeğin gelecekte yakalanacağı hastalıkların daha ana karnındayken tedavi edilebilir düzeye erişmiş tıp alanı çalışmaları ile (denekler iki güzel maymundu) kaykay pistine düşüp oradan çıkamayan ayının, kenara dayanan merdivenden tırmanışını gösteren, herhalde gizli kamerayla çekilmiş dört fotoğraf.
Yerim olsa ve dayanabileceğinizi sansam, bugün yalnız bu iki haberi konuşalım isterdim.

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Kaan Aktuğ)
* Televizyonda haber dinlerken (NTV’de) ekranda bir yazı belirdi. Güzelim  kılavuz kelimesinin yerine «klavuz» yazılmıştı. Hata birkaç kere tekrarlandı. Benim bildiğim kılavuz özbeöz Türkçe’dir. Ne yazık ki bazılarınca başka dillerden geldiği sanılıyor.
– Ben de İsmet Zeki Eyuboğlu’nun Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü’ne baktım, sizin mektubunuzu okuyunca. «Yol gösteren, öncü» anlamındaki Eski Türkçe’den geldiğini söylüyor. Aslı kulabuz / kulağuz iken zamanla kılavuz diye söylenir ve yazılır olmuş.
Eyuboğlu daha sonra kelimeyi hecelerine ayırarak neyin nereden geldiğini, anlam ve imla kaymaları da dahil uzun uzun anlatıyor.
Diğer sözlükler de bu bilgiyi kısaltarak vermiş. (TDK’nın Türkçe Sözlük’ü kelimenin soyuna sopuna değinmeyerek kendini emniyete almış gene). Yalnız Ayverdi Sözlüğü’nde bir not var: Eski Türkçe’deki kulabuz / kulavuz kelimelerinin Eski Türkçe’ye gene Eski İran dillerinin birinden geldiğini söylüyor.
Allah için iyi hazırlanmış ve bugüne en yakın tarihli sözlük de odur.