Aday kim? Sözcü de bilmiyor!

Adalet Bakanı, «Danıştay ve Sayıştay üyelikleri için seçim 15 nisanda yapılacak» dedi ve o mesele, gördünüz değil mi, hemen gündemden düştü. </br>Hükûmetin kurulduğu günlerde...

Adalet Bakanı, «Danıştay ve Sayıştay üyelikleri için seçim 15 nisanda yapılacak» dedi ve o mesele, gördünüz değil mi, hemen gündemden düştü.
Hükûmetin kurulduğu günlerde, «Sakın ha, hükûmet sözcüsü olarak Cemil Çiçek'ten şaşmayın» diye yazdığımı hatırlıyorum. Kolay heyecanlanmayan, aklıselim sahibi, muhatabını ikna etmeye önem veren bir siyasetçi oluşunu dikkate almıştım.
Aslında, başbakanları bizimkiler kadar çok konuşan bir memlekette, ayrıca bir hükûmet sözcüsüne lüzum var mı, diye sorulsa yeridir. Başbakanlar, ki genellikle kendilerini, sözcüleriyle kıyaslanamayacak kadar ileri gitmeye mezun sayacak tabiatta siyasetçilerdir, sık sık hükûmet adına yapılmış konuşmalarla çelişkiye de düşebilirler. Yani, bizde sözcü belki de o kadar gerekli değil demek istiyorum.
Nedir hükûmeti adına konuşan sözcüden beklenen?
Mesela, cumhurbaşkanlığı için hâlâ hiçbir adayın açıklanmamış olmasından kamuoyunun duyduğu tedirginliği giderecek bir şeyler söylemesi gereken görevli değil mi?
Ne dedi bu konuda Cemil Çiçek? Bir bilen var mı içinizde?
– Bu hükûmeti değil, partiyi ilgilendiren bir konu. Ancak parti ad verebilir, diyeceksiniz.
– AKP'nin sözcüsü yok mu?
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Umut Yaku)

  • Birkaç sualim var size, zamanınız olursa: 1. Memişhane kelimesi nereden gelir? 2. AKP, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kısaltmasıdır. Ak Parti neyin adıdır? 3. İstanbul eski Valisi mi doğrudur, yoksa Eski İstanbul Valisi mi?
    – 1. Memişhane, Arapça memşa («yürünecek yer, yol») ile Farsça hane («yer, ev») kelimeleriyle yapılmış ve memşehane> memşane> memişane... derken, hela-ayakyolu-apteshane, tuvalet gibi kelimelere, aynı anlamda memişhane de eklenmiş.
    2. Ak Parti, Adalet ve Kalkınma Partisi kurucularının daha anlamlı ve sevimli buldukları üçüncü bir addır; kayıtlı galiba.
    3. Tamlamalarda araya başka kelime girmez. İstanbul Valisi bir tamlamadır. Eski kelimesi arada kullanılamaz. Doğru ifade Eski İstanbul Valisi'dir.
    TELAYNAK
  • Utku Kırdemir'in yönettiği program: Magazin Mahkemesi (Fox Tv).
    Magazin gazetecileri sanık: Bekir Hazar, Suna Üçkarışoğlu. İddia makamında iki manken: Deniz Akkaya, Şenay Akay.
    Bu duruşmada şu davalara bakıldı: Şenay'ın çenesindeki fazla tüyler ve defilede haşarılık eden memesi. Sonra Tamer Karadağlı'nın Erol Köse'nin bulunduğu stüdyoyu basması tartışıldı.
    Daha daha... Arzu Yanardağ'ın gazetecileri azarlaması, Bülent Ersoy'un mücevherlerinden bir kısmının imitasyon olup olmadığı... Hülya Avşar'ın tenis kıyafeti de ihmal edilmedi.
    Çoğu zaman dördü birden konuşuyorlardı. Olacak iş değil yani.
    Çocuklar burnumda tütüyor
    İki fotoğrafı da dün gazetelerde gördüm. Baktım, düşündüm... Niye yazmayayım? Bunlar da dün beni etkilemiş olan haberlerdi.
    Olumsuz etkileyenden başlayayım. Hülya Avşar tenis kortuna bu defa taytsız çıkmış. Hiç de seyretmemiz gerekmeyen bir gösteriydi, bu son sergilediği... Yadırgamakla kalmayarak, doğrusu biraz da ayıpladım. Topluma mal olmuş bir Hülya imgesi var. Bence yaptığı, o imgeyle birlikte seyircisine, dinleyicisine, topluca halka karşı bir saygısızlıktır.
    Burhan Ayeri, Emral Avşar'dan girip Sadettin Saran ile Kaya Çilingiroğlu'ndan çıkarak adamakıllı benzetmiş Hülya Avşar'ı (Akşam, 28 mart). Benim o kadar sahiplendiğim biri değildir. Umursamazlıksa, çok ayıp ettiğini söylemekle yetineyim.
    *
    İçimi açan, beni de mutlu eden resme gelince: Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ile üç yaşındaki torunu Filiz'in bir arada çekilmiş resimleriydi. Paşa üniformalı ve güzel torun kucağında.
    Seni böyle mutlu edecek ne gibi bir fevkaladelik vardı o fotoğrafta, diye sorabilirsiniz. Anlatmaya çalışayım.
    Kayınbabam Prof. Murat Cankat askerî hekimdi; savaşlara katılmış, albaylıktan emekliye ayrılıp hoca olarak yoluna devam etmiş, haysiyetine fazlasıyla düşkün bir Çerkez.
    Yeşilköy'de trenden inmiş evine giderken, biraz ilerisinde yürüyen bir subay dikkatini çekmiş, bir binbaşı. Yanında genç eşi ve kadının kucağında, belli ki güçlükle taşıdığı bir çocuk.
    – Binbaşım, diye seslenmiş. O dönünce görmüş ki, karşısındaki yeğeni Hayri'dir.
    – Efendim amca? Buyrun!
    – Sen kucağına al çocuğu, hemen!
    – Amca, üniformalı olduğum için... diyecek olmuş bizim Hayri Ağabey. (Nur içinde yatsın, çok sevdiğim, içimden gelerek ağabey dediğim bir yakınımdı.)
    – Üniformayla kaba olunur diye bir kaide mi var? Al çocuğu kucağına, sana emrediyorum.
    Amca lafını bırakmış:
    – Emredersiniz albayım, demiş Hayri Ağabey.
    Orgeneralin kucağında dünya şekeri torununu görünce, Murat Baba'nın Hayri Ağabeyi ciddiyetle azarlayışını hatırladım.
    Ev ahalisi o akşam, yerden göğe kadar hak vermiştik rahmetli babamıza.
    Paşaya da ağız dolusu «Allah bağışlasın!» demek gelir içimden. Gözü aydın, ikinci bir torun da yoldaymış. Doğrusu benim de gözümde tütmüyor değil.