Adlî hata olsa düzeltilirdi

Baktım Cihannüma'lar klasörüne, geçen cumartesi günü yazmışım. Güler Zere'nin kaderiydi söz konusu olan. Bütün Türkiye'yi ilgilendiren bir facia yaşanıyordu, cezaevlerimizden birinin mahkûmlar koğuşunda.

Baktım Cihannüma’lar klasörüne, geçen cumartesi günü yazmışım. Güler Zere’nin kaderiydi söz konusu olan. Bütün Türkiye’yi ilgilendiren bir facia yaşanıyordu, cezaevlerimizden birinin mahkûmlar koğuşunda.
Ağız kanserinden *muzdarip, ikinci ameliyatında damak bölgesi alınmış, üçüncü defa 12 ekim 2009 günü ameliyat edilmiş, 37 yaşında bir genç kadın Güler Zere. Okumuşsunuzdur, Mesut Hasan Benli’nin dünkü haberini (Radikal). Lütfen bir kere daha okuyun. Yargı ile tıbbın işbirliğiyle Güler’e nasıl eziyet edegeldiğimizi hafızalarınıza iyice yerleştirmek için.
Güler’in kanser hastası olduğu, Balcalı Devlet Hastanesi’nde 5 kasım 2008 günü anlaşılmıştı. Tam bir yıldır çektiği, akla ve insafa sığmaz çileyi konuşuyoruz. Ben de tekrar etmeyeyim, sahiden okuyun Mesut’un yazdıklarını, Güler’in bir yıl boyu nelere katlandığını; kimseyi suçlamadan söylüyorum, insanların hep birlikte içlerinden birine neler yapabildiğini. Kendimizi onun yerine koymadan da (koyamayız zaten lafta kalır, mümkün değildir) Güler’in bu son yılını algılayabiliriz. Kendimizi *tembih için bunu yapmalıyız.
*
Hiçbir şey yapmadığımız söylenemez. Hamdolsun gelişip güçleniyor diye sevindiğimiz kamuoyu var ya bu ülkenin! Gecikerek de olsa (bunda da kusurun çoğu biz gazetecilerindir) son günlerde o el koydu bu meseleye. Hadisenin kendi halinde nasıl *seyrettiğini, bir zamandır biliyoruz. Kamuoyu sahip çıkınca düğüm çözüldü. Ne yazık ki onun hayatına mal olacağı anlaşılan gecikme için kahrolsak da, belki Güler’i de biraz mutlu edecek bir yanı var hadisenin: benzer hallerde bundan böyle daha erken harekete geçilecektir. (Bu konuda şikâyeti olanlar, tıp ve yargı yanında ve aynı zamanda basın-yayını da durumdan haberdar etmelidirler.)
Güler kızım! İçimden, üzüntümü ve utanç duygumu da sesime yükleyerek, adını birbiri ardınca binlerce defa tekrarlamak geliyor. Başkaca söyleyecek bir şey bulamadığım için. Her «Güler!», acılı duygularımdan bir nebzeyi sana iletebilse, diyerek.
Sen, nasıl duysan ve düşünsen de, kendini ve arkadaşlarını  ne kadar haklı bulsan ve yaptıklarını daima savunsan da, benim gözümde suç işlemiş çocuklarımızdan birisin. Suç, haklı davalar için işlendiğinde de suçtur.
Meselleşmiş bir sözde, Atatürk’ün «Vatan mevzubahis olduğunda her şey teferruattır» özdeyişinde, ben vatan yerine insan kelimesini koymayı yeğ tutarım.
Aramızda senin başına geleni ve hukukumuza göre de suç sayılan bu büyük ihmali hoş görmeye kalkanlar da olabilir. Onlara, hak ve hukuk duygusunu üniversite yıllarında teneffüs etmiş, eskiii bir hukuk talebesi olarak diyeceğim şudur.
Hâkim sıfatıyla kürsüdeyken size, karşınızdaki sanığın tıbben ölüme mahkûm olduğu bildirilirse, o andan itibaren karşınızdaki insan hakkında, hangi maddenin hangi fıkrasınca hükûm vereceğinizi, hayır düşünemezsiniz! Çünkü söz konusu, insanın hayatı olduğu zaman, kalan herşey ayrıntıdan ibarettir.
Hak ve hukuk sınavımız sona ermiş değil. Geçer notu, bu hadisenin bir adlî hata olduğunu algılayabildiğimiz zaman hak edeceğiz. (Adlî hata bile iade-i muhakeme yoluyla düzeltilebilir. Bizim yaptığımızın düzeltilebilme imkânı yok!)
*
Cumhurbaşkanı, diğer üç hasta-hükümlüyle birlikte, Güler’i de dün affetti. Belki tahliye de edildiler.
Giderek pekişen bir izlenimdir sanıyorum: En hassas kamuoyu rasathanesi Çankaya Tepesi’nde.

Ne mene haberdir bunlar?
Sahiplenmediğim ve saklamadığım bir kusurum var. Sofrada çekilmez biri oluyorum. Bunu Gülseren Hanım’a da söylerdim. Kendimden şikâyetime onun eklediğini de söyleyeyim:
– Birlikte çalıştık. Sen iş hayatında da «fazla» talepkârsındır.
Gazetelerdeki takım çalışmalarında, talepkâr olmak lâzım, diye de düşünürüm.
İki haberi kesip ayırmışım:
* İngiltere’de hanım avukat Lizzie Wiseman, Hint asıllı meslektaşı Aisha Bijlani’nin açtığı ve 33 milyon sterlin manevî tazminat istediği «ırk ayrımcılığı» davasından, ceza almadan kurtulabilmek için yargıçlarla «birlikte olduğunu» (Anlaşıldı, değil mi?) söyledi. Bijlani, «Hint asıllıyım diye, bana dava vermiyorlar» iddiasındaymış. Dört çocuk annesi Lizzie, adlarını da vererek «Evet şu, şu hâkimlerle kararlarını etkilemek için yattım» diyordu (Hürriyet, 31 ekim).
– Eee? Suçlanmaktan kurtulmuş mu? Bu açıklaması yüzünden ailesinde ve meslek çevresinde ayıplanmamış mı? Kamuoyu ve Hintli avukat ne demişler?
* ABD’de bir radyonun «su içme yarışması»’nda hayatını kaybeden kadının ailesi, 16,5 milyon dolarlık tazminat davasını kazanmış. Ölen 3 çocuklu hanım, «Çişinizi Bir Wii İçin Tutun» adlı programdan sonra, «su zehirlenmesi» yüzünden ölmüş. Kısa sürede aşırı su içme, zehir etkisi gösterir ve bu durum felç, koma ve ölüm sebebi olabilirmiş. (Gene Hürriyet, aynı gün.)
– Hekimler sıkı sıkı tembih ederler: «Her gün en az şu kadar su için!» diye. Peki, suyun ne kadarı faydalı, kaç litreden ötesi zararlı, hatta tehlikelidir? Çok su içenin çişi çok gelir, diye biliriz? Ölüm sebebi olması nedendir?
Akla getirdiğiniz sualleri cevapsız bırakmak da gazetecilik midir?

Dil Yâresi
Eskimişliğimizi telafiye çalışıyoruz ya! Gerektikçe devam edelim. Gerek yok diyorsanız, söyleyin lütfen bana.
* MUZDARİP. «Maddî, manevî bir sıkıntısı, üzüntüsü veya rahatsızlığı olan, acı çeken, ızdırap içinde kıvranan.»
* SEYRETMEK. «1. Gözü ile takip etmek, bakmak. 2. İzlemek. 3. Uzaktan bakmak, karışmamak. 4. (Bu yazıda kullandığımız anlamı) Bir yöne doğru gitmek, yol almak.  5. esk. Gezip dolaşmak. 6. (Hastalık için şu veya bu şekilde) Devam etmek, sürmek.»
* TEMBİH ETMEK. «1. Bir şeyin yapılmasını veya yapılmamasını söylemek, sıkı sıkıya ısmarlamak. 2. (Bugün kullandığımız anlamı.) Uyarmak.»