Ağır ağır alışmadık mı yani?

Gündemde esaslı bir değişiklik yok. Başbakan ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'ın içinden geçenler Hürriyet'e malum olmuş. Dün açıkladılar.

Gündemde esaslı bir değişiklik yok. Başbakan ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'ın içinden geçenler Hürriyet'e malum olmuş. Dün açıkladılar.
Başbakan seçmenlerden, papatya falı açmak yerine şu suale cevap vermelerini istiyormuş:
– Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanı olmak isterse, acaba bunu niye isteyecek?
– Ve olursa şayet, nasıl bir cumhurbaşkanı olacak?
Yani o makama talip olmasına olacak da, gerekçesini ve yöntemini o söylemeden biz anlayalım istiyor.
Tereddüde gerek yok. Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni'nin vardığı sonuca göre, «Bu sözler, Başbakan'ın bilgisi dahilinde söyleniyor.» (Sözleri söyleyen de Fatih Çekirge.) Yani bize kalan ve düşen, bu noktadan ötesini düşünmek.
Ha, şu da var. Aynı yorumcuya göre, «Erdoğan, yakınlarına böyle bir cumhurbaşkanı profili çizdiğine göre, (Çankaya'ya) kendisi çıkmasa bile, bu profile uygun bir insanı aday göstermeyi planlamaktadır.»
*
Siyasetçi mantığına aşina değilim. Edindiğim izlenimler var.
Vakti zamanında, devrin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil'e akıl satmaya kalktım bir gün.
– Bu Kayseri'dekiler meselesini ha bire kurcalamakla hata etmiyor musunuz? (Adalet Partisi iktidarda, Celal Bayar ve diğer DP'liler Kayseri Cezaevi'ndeydi o tarihte. Ve AP'den onları bir an önce özgürlüklerine kavuşturması bekleniyordu. AP'yi iktidara getiren oylar biraz da bu maksatla verilmiş sayılırdı.)
– O mesele ağır ağır olgunlaşıyor, dedi Çağlayangil. Acele etmek maslahata mugayırdır. («Zararlı olur» demek istiyor.)
Pek inanmadan baktığımı görünce, gitti çalışma odasından (Hariciye Köşkü'ndeydik) kalınca bir klasör getirdi. Ben itiraza devam ediyorum:
– CHP zaten karşınızda. Kayseri konusunda harekete geçmeyerek, size seçim kazandıran DP taraftarlarının da aleyhinize dönmesinden korkmuyor musunuz?
– Tamam ben de sana bu sualin cevabını vermeye çalışıyorum. Gel şu gazete kupürlerine birlikte bakalım.
Baktık. O bir taraftan anlatıyordu. Sonunda beni de ikna etti ki, «Kayseri'dekilere af» haberleri, önce büyük tepkilere yol açmış, ama bu tepki giderek, açıkça görülür şekilde hafiflemiş ve tavsamıştı.
– Arada bir haberi bilhassa körüklüyoruz, diyordu Çağlayangil. Umumî efkârda önce bir alışkanlık, zamanla bıkkınlık yaratmak için. İktidara gelir gelmez açsaydık hapishanenin kapısını, kızılca kıyamet kopardı. Şimdi açsak, çok şiddetli bir itiraz olmaz. Birkaç ay sonra karşı çıkacak pek az kişi kalır. Zamanla en ağır tehditleri bile kanıksamaz mıyız? Senin anlayacağın biz gidişattan memnunuz, diye tamamladı sözünü; ciddî bir endişemiz yok.
Dediği gibi de oldu. Aylar sonra eski DP bakanları, milletvekilleri serbest bırakıldığında karşı çıkan olmadı. Toplum onları görünür bir sevinçle bağrına bastı. Bir ölçüde hatta, kahır çekmiş kahramanlar muamelesi de gördüler.
Şunu sormak istiyorum:
– Tayyip Bey'in cumhurbaşkanı olması ihtimali, şu veya bu şekilde her gün tekrarlanıyor. İlk işittiğiniz gün olduğu kadar yadırgamakta devam ediyor musunuz?
Bıyık diyorsunuz, ya türban?
Tavır ve tarz olarak seviyeli bir tartışma. Nuray Mert, KA-DER'in bıyıklı güzellerine sesleniyor:
– Yeni Şafak'tan bana da sordular, başörtüsü takar mısınız, diye. Siz hepiniz hayır demişsiniz. Ben tabii ki «Evet» cevabını verdim, diyor (Radikal, 29 mart).
Meral Tamer'in dediği şu:
– Yüzlerce kadın derneği var. KA-DER bugünkü yasal çerçevenin öngördüğü kadın adayları destekliyor. Başka bir dernek de çıksın, başörtülü kadınlara TBMM yolunun açılması için kampanya yürütsün. Engel mi var? (Milliyet, 28 mart)
Mert diyor ki:
– Başörtüsüz kadınlar, kendi içlerindeki siyasî farklılıklar bir yana, başka bir kadın grubuna karşı farklı bir eksen oluşturuyorlar. Görüş ayrılıklarını görmezden gelerek «kadın olma»yı öne çıkardığınız sürece, kadın konusunu, daha fazla siyasete sokmak adına siyaset alanının dışına çıkıyorsunuz. Sorun bu.
Meral Hanım'ın cevabı:
– Bu dönemde bence öncelikli mesajı bıyık veriyor, türban değil. Hem türbanlı hemcinslerimizin gönül rahatlığıyla oy verebilecekleri partileri var, bizimse yok.
Tartışmayı yadırgadınız, pek de anlayamadınızsa buna hayret etmeyin. Son zamanlarda alışganlık edindiklerimizden farklı, seviyeli bir tartışma. Ondandır.
Dil Yâresi

  • Türkçe'ye dair ricalarımı karşılıksız bırakmıyorsunuz diye şımardım ya! Bir ricam daha var.
    Burada, yazı dilinde işlenen hataları işaret etmekle kalmıyor, (Okan Bayülgen'in MAKİNA'sında mesela) televizyonlarda kulağa çalınan telaffuz hatalarının da altını çizmeye çalışıyorum.
    Her gün 20 küsur gazeteyi, dergileri gözden geçirmek mümkün.
    Televizyonlar öyle mi ya!
    Aynı anda kaç televizyon birden yayımdadır, sayısını bile bilmiyorum. Ve sizden rica ediyorum:
    – Televizyon kanallarında kulağınızı tırmalayan Türkçe kelime, cümle ve telaffuz hatalarını hemen bir kağıda not edip, e-posta yoluyla lütfen bana bildirin. Tarihini, kanalın ve hatayı yapanın adını (spiker, şu kişi veya adını bilmediğiniz bir konuk da olabilir), bir de yayım saatini (mümkünse 21.50 diye ayrıntısıyla) yazmayı unutmadan.
    Peşin teşekkürlerimle efendim!