Ahmet Türk'le konuşsanıza!

Benim televizyon seyirciliğim akşam yemeğinde başlar, geceyarısını da aşarak dayanabildiğim kadar devam eder. Günboyu televizyondan daha çok haber kaynağı olarak faydalanıyorum.

Benim televizyon seyirciliğim akşam yemeğinde başlar, geceyarısını da aşarak dayanabildiğim kadar devam eder. Günboyu televizyondan daha çok haber kaynağı olarak faydalanıyorum. Enis Berberoğlu ile Bilal Çetin'e kulak vererek başlar günüm (Parametre, CNN Türk).
Onları dinlerim, çünkü ilgi alanları ekonomiden ibaret değil. Dün sabah mesela, Altan Öymen'in, bence de çok akıl verici bir yazı olan makalesinden söz ediyorlardı: «Kürt sorununun da anahtarı aynıdır: yüzde 10'un indirilmesi...» (Radikal, 18 ocak).
Okumadıysanız kazara, perşembe gününün Radikal'ini bulup okuyun lütfen! Siyasetçilerimizin de, başta milletvekilleri, çok faydalanacaklarına inandığım bir gerçeği dile getirmiş Altan o yazısında.
Yüzde 10 barajının bize ne ettiğini, şu tespit apaçık gözler önüne sermiyor mu? Bakın size ben aktarayım:
«2002 genel seçiminde Diyarbakır ili içinde kullanılan oyun yüzde 56,1'ini, bölgenin o zamanki birinci partisi DEHAP alıyor; ondan sonraki sırada, 15,9 oy oranıyla AKP geliyor. Sonuç şu oluyor: DEHAP, yüzde 56,1 oyla hiç milletvekili çıkaramıyor. Diyarbakır'ın 10 milletvekilinden 8'ini AKP çıkarıyor, ikisini de yüzde 5,9 oy almış olan CHP.» (Yani, yüzde 15,9 oy alana yüzde 80 temsilci, yüzde 56,1 oy alana sıfır temsilci.)
Ülkemizde sözünü ettiğimiz sorunla en çok ilgili olan Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) Genel Başkanı Ahmet Türk, Başbakan'dan talep ettiği halde randevu alamıyor. Meclis Başkanı'nın huzuruna varmak istiyor, kabul edilmiyor. DEHAP'a da oy vermiş olanların partisidir DTP, bundan şüphemiz yok.
Eeee?
Ülkemiz, mutluluğumuz, geleceğimiz açısından çok önemli bir meseleyi aramızda konuşmak istiyoruz. Bu konuda çok farklı düşünenlerden oluşan en az iki taraf var. Her konuşma da zaten en az iki taraf ister. Barış taraflar arasında kurulur.
Peki nerede çözüm bekleyen, geleceğimiz açısından çok önemli olan bu meselenin tarafları?
Taraflardan biri Irak dağlarına mevzilenmiş eli silahlı güruh mudur ki, bir araya gelemiyoruz?
Ve biz ne sıfatla, hangi mantıkla Ahmet Türk'e randevu vermeme hakkını kendimizde görüyoruz, söyleyebilir misiniz?
Altan, benzer bir suali her zamanki müeddep tavrıyla soruyor. Ben dangıl dungul sordum, kusura bakmayın!
Bir cevap almak lazım.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (İnci Suna)

  • Milliyet'in internet sitesinde «Çok Proğramlı Lise» ifadesine rastladım. Bu yaygın hataya dikkati çekerseniz sevinirim. Yazık ki devlet adamlarımız bile bu hataya düşüyor.
    TDK yazım kılavuzuna «proğram» yazıp ararsanız sonuç vermiyor. Ancak «program» yazarsanız, program kelimesinin 7 anlamı veriliyor.
    Ben, lise 1. sınıf öğrencisi olarak bu hatayı gördüm. Türkiye'nin «en çok ziyaret edilen sitesi»nin editörlerinin gözünden bu imla hatası nasıl kaçtı anlayamadım. Dalgınlık mı?
    – Haklı şikâyetini yazdım. Hata düzeltilirse bana bilgi verir misin lütfen İnci. Ben internet dünyasının dışındayım.
    Bankadan hamile kalmak
    Ateş Çelik'in haberinden anlaşıldığına göre, sperm bankası deposundan hamile kalan Leyla Kömürcü ile yüz yüze konuşmuşlar. Fotoğrafı da vardı gazetede. (Vatan, 18 ocak).
    Ben henüz, bu tür bir hamile ile tanışmadım. Ama anne olduktan sonra karşılaştıkları meselelere ve güçlüklere dair çok haber okudum gazetelerde, dergilerde.
    Dediğine göre, erkeklere güvenmiyor ve evlenmeyi düşünmüyormuş. Çevremde huzursuz insanlar görüyorum, sahiplenilmeyen çocuklar... (Babasız büyüyen çocuklara rastlamamış demek ki...) Bu yolu denedim ve ABD'deki bir «sperm bankasına gidip hamile kaldım» demiş.
    Üç aylık hamileymiş. Spermi, Leyla Hanım'ın isteklerini dikkate alarak seçmişler. Bu kararını yalnız annesiyle konuşmuş.
    Beni en çok rahatsız eden, aklıma çok kötü şeyler getiren:
    – Amerikan yasalarına göre çocuğum 18'ine geldiğinde sperm bankasına başvurursa babasının kim olduğunu öğrenebilecekmiş, demesi oldu.
    Ne rahatlık değil mi?
    Ya spermin sahibi bankaya kimliğinin asla açıklanmaması talimatı verdiyse?
    O kadar çok sual geliyor ki aklıma; cevabını ancak, «Kördüğüm» dizisinin oyuncularından olduğunu öğrendiğim Leyla Hanım'dan alabileceğim...
    En iyisi ben Okan'a danışayım. Bakalım bu hanımı programında ağırlamak ister mi? Uygun görürse, orada konuşuruz.
    Müzeyyen Senar iyi maşallah!
  • Hürriyet gazetesine çok teşekkür ederim. Elbette haberi veren genç arkadaşım Dilek Dallıdağ'a da; bizi Müzeyyen Senar'ın sağlık durumundan haberdar ederek sevindirdikleri için.
    Olmayacak insanların sağlık bültenlerini yayımlamaya pek meraklı olan gazetelerimiz, televizyonlarımız, gerçekten bilmek istediklerimiz konusunda ne kadar ihmalkâr olabiliyor, değil mi?
    Tansiyonu yükselmiş ve kısmî bir felç geçirmişti hepimizin sevgilisi, eylül sonuna doğru. «Ben iyiyim artık, ama evimi çok özledim» demiş. O özlem de sağlık işaretidir.
    Fotoğrafı vardı, sağlıklı ve pek güzel. Kızı Feraye de yanı başında.
    Geçmiş olsun canım efendim! Sağlığınıza milletçe duacı olduğumuzu da bilin.