Ahmet Yıldız merhuma, hâlâ kimsenin cevaplandıramadığı bir sual sormuştum

Adam şimdi de cenaze ilanlarıyla bozdu diye düşünmeyin. Yazı konularının seçimini bilin ki çoğu zaman tesadüfler belirler.

Adam şimdi de cenaze ilanlarıyla bozdu diye düşünmeyin. Yazı konularının seçimini bilin ki çoğu zaman tesadüfler belirler.
Halkevlerinin eski genel başkanlarından Ahmet Yıldız «yaşamını yitirdi» haberi ile ölüm ilanını ilkin, 2 eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde gördüm.
27 Mayıs askerî müdahalesinin ve Millî Birlik Komitesi’nin adı hatırımızda kalan simalarından biriydi Ahmet Yıldız.
27 Mayıs öncesinde de bir nebze bilgi sahibiydim onun hakkında. 1954-55 kış aylarında ben, Tuzla Uçaksavar  Okulu yedek subay öğrencisi ve Yzb. Vehbi Erarslan’ın bölüğünde Moral Eğitim Çavuşu idim.
Çarşamba akşamları düzenlediğimiz moral eğitim toplantılarına, okul dışından subaylar ve aileleri de gelirdi bazen. Böyle bir vesileydi sanırım, Yüzbaşım beni Ahmet Yüzbaşı’ya tanıttı.
Dönüşlerinde Yıldız Yüzbaşı’nın da içinde olduğu Jeep şarampola yuvarlandı, yaralananlar arasında o da vardı, bu vesileyle onu çok konuştuk. Ve gene yüzbaşı rütbeli hocalarımızdan biri, Yıldız Yüzbaşı’dan övgüyle söz ederken şöyle bir şey de söyledi:
– Sıradan bir asker sanmayın Yüzbaşıyı. Akademideki kurmay adayları arasında onun adı, «Geleceğin Genelkurmay Başkanı» diye geçerdi.
Bu övgü cümlesi hafızama nakşolunmuş. Yıllar boyu çok hatırladım bu sözü ve bu erken şöhretin bana düşündürdüklerini. Herkese de sordum.
*
Ahmet Yıldız 27 Mayıs hareketine kellesini koymuş kurmaylardandı. Başkan Gürsel dahil, Millî Birlik Komitesi’nin 38 üyesinden biri olarak görev yaptı.
Bursa Işıklar Askerî Lisesi’nden mezun, Trabzon-Sürmene doğumlu bir Karadeniz uşağıydı. Konuşurken, uzaktan uzağa hissedilirdi kökeni.
Tabiî Senatör oldu (1961-1980), Halkevlerinde kümelenmiş devrimciler onu başkan seçtiler (1976). Bu görevde 12 Eylül 1980 tarihine kadar kaldı. Çünkü 12 Eylül’cüler de onu, Ahmet Yıldız ve arkadaşlarının DP’lileri gördüğü gözle gördüler. 354 gün cezaevinde kaldı. Arada Kenan Evren’e yazdığı bir mektupta, halkevlerini cezalandırmayın da isterseniz beni idam edin demişti. Hakkında açılan 16 dava da beraatiyle sonuçlandı. Mahkemelerde kendini savunurken faşizme, emperyalizme, kapitalizme, sömürgeciliğe karşı olduğunu söyledi... Bilimci, akılcı bir Atatürkçü ve sosyalist olduğunu dile getirdi.
Yıldız’ın 1988’de yeniden Halkevleri Genel Başkanlığı’na seçildiğini ve eski MBK üyelerinden Mustafa Kaplan’ın «O komitenin idamlara karşı çıkan 11 üyesinden biriydi» dediğini Milliyet’teki haberden öğrendim.
Özetle Ahmet Yıldız da tarihimizin, benim kuşağımdan olanları üzen ve ezen, ama hiç unutulmaması gereken bir döneminin kahramanlarındandı.
Allah rahmet eylesin!
*
Onunla bir kere buluştuk bir yerde. 212 Sayılı Basın Kanunu’nun yol açtığı kargaşa sırasındaydı. Biz Yeni Sabah mensupları o gün, gazete kapılarının yüzlerimize kapandığını görmüştük. İçeride temizlik varmış.
Gazeteciler Cemiyeti’ndeki toplantımıza MGK üyesi Ahmet Yıldız da katıldı. İlk sözü şu oldu:
– Gazetelerinin sahibi durumuna gelecek ilk gazeteciler siz Yeni Sabah’cılar olacaksınız.
Yangına körükle gitmenin keyfini çıkarıyordu.
– Biz o gazete sahipleriyle yarın gene birlikte çalışacağız, dedim. Bizim fikrimizi hiç sormadan çıkardığınız kanun yüzünden bu hale geldik. Arkadaşlarımı yok yere cesaretlendirip kışkırtmayın lütfen, dedim. Bizi yüz yüze bakamaz hale getirmeyin.
Hafiften atıştık. Dostlar gibi konuşmayı da becerdik daha sonra. Konuyu değiştirmek için:
– Size sormak istediğim bir şey var, dedim. Akademi’de kurmaylık stajındayken sizden «Geleceğin Genelkurmay Başkanı» diye söz edildiğini biliyorum. Tuzla’daki kazadan önce sizinle tanışmıştık. İşte o günlerde işittim.
– Birçok insan için söylenmiş sözdür o... Ama hiçbiri sahiden Genelkurmay Başkanı olmadı, diye güldü.
– Onu demiyorum. Ben Hukuk okudum mesela. Bizim fakültede bir Allahın kulu için «Dikkatli bakın!.. Geleceğin Temyiz Mahkemesi Başkanıdır» denildiği hiç işitilmemiştir. Sizce bu fark nereden geliyor?
Gülümsemekle yetindi. Farkı sonradan fark etme durumunda sanıyorum kaldı Ahmet Yıldız. Telefonla olsun arayıp, ne düşündüğünü soracak kadar yakın değildik. Sonradan çok kişiye sordum bu suali. Hâlâ tatminkâr bir cevap alabilmiş değilim.

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Varol Akman)
* «Açılım» kelimesinin anlamına dair benim de bir diyeceğim var. Kanımca kelime İngilizce «opening» veya uluslararası ilişkilerin yaygın terimi «initiative» kelimeleri yerine kullanılmaktadır. Richard Nixon’un yıllar önceki meşhur «Çin açılımı»nı hatırlayalım; Amerikan kaynakları o açılımı «Generous majority favors Nixon’s China initiative» diye değerlendirirler. «Historic Letter about Opening to China» diyen de Nixon’dur.
Bu durumda «açılım» bence «inisiyatif» kelimesinin karşılıklarından biri olarak alınabilir. (TDK’nın «inisiyatif» karşılığı olarak önerileri: « 1. Öncelik, üstünlük. 2. Karar verme yetkisi. 3. Gerekli kararları almayı bilen kişinin niteliği»dir. «Açılım» bunlar arasında değil.)
Sayın Yusuf Çotüksöken’in tanımına ben katılmıyorum.
– Varol Akman Bilkent Ü. Felsefe Bölümü öğrencilerinden. Türkçe (Dil) Akademisi kurulmuş da, bir komisyonunda bunları konuşuyormuşuz gibi geliyor bana.
Benzer görüş alışverişlerini Dil Yâresi’nde yapanlar çoğalıyor diye de seviniyorum. Her gazete ve tele-vizyonda, yayın Türkçe’siyle ilgilenen biri bulunmalı diyorum ya her zaman, bu hizmete aday ve ehil olanlar Dil Yâresi’ne yazanlar arasından da çıkabilir diye ümitleniyorum.