Ahmet'in ve Alev'in gazetesi

Tam sayfa ilanda iki yiğit. (Yiğit'in ilk anlamı, «Cesur yürekli, gözü pek, kahraman kimse» demektir.) İkisinin de elleri pantolon ceplerinde. Biz, bir gazete çıkarıyoruz, derler.

Tam sayfa ilanda iki yiğit. (Yiğit'in ilk anlamı, «Cesur yürekli, gözü pek, kahraman kimse» demektir.) İkisinin de elleri pantolon ceplerinde. Biz, bir gazete çıkarıyoruz, derler.
Biri bizim Ahmet Altan. Milliyet gazetesindeki oda komşum. Babası gibi yazı zanaatının birkaç dalında birden çok başarılı olmuş bir meslektaş. Yanındaki Alev Er. Ben tanışamadım, ama sözüne güvendiklerimden gazete imalatı alanında çok vasıflı olduğunu işittiğim biri.
Bu girişimin ardında, kitap yayımcılığında da bir macerayı göze almış olan Alkım'cıların bulunduğu söyleniyordu. Ama ilandaki şu ifade, bu ilk söylentiyi tashih edermiş gibi geldi bana: «Bütün gerçeklerin bilinmesini istiyorlar». Peki de, kim bunlar? Ahmet Altan ve Alev Er, dedik ya!
Bu arada, mülakatçılar arasında benim 1 numaram olan Neşe Düzel'i Radikal'den kapmalarına canım sıkılmadı değil. Ama Neşe ile Ahmet'in eski dostluğunu bilirim; Neşe'nin Ahmet'e çok güvendiğinden ve Ahmet'in Neşe'nin kıymetini bildiğinden ve bileceğinden de eminim.
Bekledikleri sonucu alırlarsa, hiç şüphesiz sevinirim. İyi dileklerimi, ömrüne bereket, kesene bereket, sofranıza bereket tertibinden bir iyi dilek sözüyle ifade etmek isterken, bir bilmece geldi aklıma nedense: Çocuklara eğlence / Fakirlere işkence / Toprağa bereket / Kuşlara hareket, diye «kar»ı tarif eden manzume.
Bugün tanışacağımız Taraf'ı sahiden merak ediyordum. Bakalım, iki arkadaş bir olup, hâlâ bir gazetenin üstesinden gelinebilmekte midir?
*
Bu resimli ilan vesilesiyle üç rahmetliyi hatırladım. Ercan Arıklı, 1970'li yıllardan birinde, Kemal Bisalman'dan, onun başlattığı Politika gazetesini devralmıştı; İsmail Cem ile birlikte günlük gazete işine girdiler.
Duvarlarda böyle fotoğraflı bir afiş. Ercan yok, Cem'in güzel bir fotoğrafı. O da Alain Delon gibi yakışıklıydı ya!.. Ben, Ercan'ın başının etini yedim, o zaman:
– Arkadaş senin ilan ettiğin gazete midir, film mi, diye?
*
Politika adını yazdıktan sonra Hasan Pulur'a teyit ettirdim («doğrulattım» mı demeliydim?) O hatırlattı, bildiğiniz gibi hafızasıyla da meşhurdur. Evet, İslamcı terör örgütü İBDA-C'nin «TARAF» diye bir gazetesi yok muydu? Hani «Tarafsız olan bertaraf olur!» sloganıyla lanse ettikleri?
Allah mahcup etmesin çocuklar, kolay gelsin!
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Ferşat Ballı)

  • Çok dinlememe rağmen yeni fark ettim. Haberlerin meteoroloji bölümünde spiker, «Sıcaklık iki ila dört derece arası azalacak» diyor. Buradaki ila kelimesi Türkçe'deki «ile» anlamında mı, yoksa Arapça'daki yönelme eki ila mıdır?
    – Eski bir kelimedir ila. Evet, Arapça ad ve edat olarak farklı anlamlarda kullanılırdı: l Edat (ilgeç) olarak «...ye kadar», «...ye denk» anlamlarında. Daha çok ilamaşallah, ilanihaye gibi birleşik kelimelerde kullanılırdı. Sayılar arasında da «...den ...e kadar» anlamına gelirdi. l Ad olarak «yükseltme, yukarıya kaldırma, yüceltme» anlamlarına gelen îla var, ki «a» gibi «i» sesi de uzundur. l İki seslisi de uzun söylenen bir îla daha var: «Yemin etme», bir de «Erkeğin bir süre eşiyle cinsel ilişkide bulunmama yemini» anlamındadır. l İle bağlacı eski Türkçe ilmek («takılmak») kelimesinden gelir. İla ile bir ilişkisi yok.
    *
  • Dün okurlarımdan telefon edenler oldu; fark ettin mi, diye sordular. Dünkü Dil Yâresi'nde İş Bankası'nın Atatürk'lü reklamındaki bir hatayı işaret etmiş ve «... ne ... ne ...» tekrarlamalı bağlacının kullanıldığı bazı cümlelerde fiilin olumsuz kullanılmaması gerektiğini hatırlatmıştık. Adeta koro halinde!
    Hata hemen o akşam düzeltildi. Haluk Bilginer'in «... ne eline batan diken, ne de söylenenler umurunda olmayacak» şeklindeki cümleyi dün akşam «olacak» diye düzelterek söylediğini ben de işittim ve sevindim.
    Sevindim çünkü eleştiriler karşısında yaygın olan tavrımız, yazık ki vurdumduymazlıktır. Duyarlı (ve bu kadar hızlı) davrananlara, okurlarım gibi ben de teşekkür ederim.
    İlter Türkmen'in 80'inci yaşı
    Cumartesi günü İlter Türkmen'in yazı başlığı «Seksen yaşında mutluluk» idi. O gün farklı bir ilgiyle okudum yazısını. Fevkaladeliği; bir defa kendinden bahsetmesiydi. Bu köşede, bildiğiniz gibi, bir yerlerinde «ben» zamiri kullanılmamış bir yazı hemen de hiç çıkmaz. İlter Bey her ne kadar köşekadılığı eder durumu kabul etmiş ise de, beyefendi üslubunda arada bir de olsa, söze «ben» diye başlamak caiz değildir.
    İlter Bey yakınlarıyla 80'inci yaş gününü kutlamış. Yıllar önce, o da Hürriyet'in 6'ıncı katına gelince, uğrayıp hoş geldiniz demiştim. Yazık ki daha sonra buluşmak nasip olmadı. Yazılarını, sahiden çok faydalanarak okurum. Bilgiden ibaret değil, sağduyusuyla da yol gösterici bir yazardır.
    Yaş günü için hazırlanan «kişiye özel» gazete, belli ki onu duygulandırmış. Ailesi, eski ve yeni meslektaşları (hariciyeciler ve gazeteciler), 80'inci yaşı hep birlikte kutlamışlar. Ben de buradan kendisine, «Ömrünüze bereket, nice yıllara!» demek istedim.
    *
    İlter Bey, yaşlandım, yazılarıma son vermeyi düşünüyorum, diye yazmıştı. Ertuğrul Özkök özel gazetede, böyle bir dilekçe verirse kabul etmeyeceğini peşinen bildirmiş. Beyefendi dostumuz, devam edeceğim, diyor.
    Hemen de yaşıtız İlter Bey'le. İsmet Berkan onun yazdığını kazara okumadıysa, benimkini okur ümidiyle kaleme davrandım.