Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ?un konuşması, ülkenin yarım asırdır beklediği bir aydınlığa çıkış işaretidir." /> Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ?un konuşması, ülkenin yarım asırdır beklediği bir aydınlığa çıkış işaretidir." /> Aklı başında bir konuşmaydı - HAKKI DEVRİM - Radikal

Aklı başında bir konuşmaydı

Sabahları ilk gördüğüm iki gazetedir, Radikal ile Hürriyet. Bu fasıl hayli uzar. Önce haberleri, sonra ilgimi çeken yazıları okumam iki saati buluyor. Ondan ötesinde çaresiz hızlanırım. Sonradan okuyabileceğim uzun yazılara, çok çekici de olsa takılmamaya çalışırım.

Sabahları ilk gördüğüm iki gazetedir, Radikal ile Hürriyet. Bu fasıl hayli uzar. Önce haberleri, sonra ilgimi çeken yazıları okumam iki saati buluyor. Ondan ötesinde çaresiz hızlanırım. Sonradan okuyabileceğim uzun yazılara, çok çekici de olsa takılmamaya çalışırım.
Bu kadar gayretten sonra yazı konusunu hâlâ belirleyememiş bir köşekadısı olursa, ben de ona Mehmet Âkif’in şu beytinde teselli aramasını tavsiye ederim: Bugün ferdî mesainin bütün mahsulü bir hüsran / Birer beyhude yaştır damlayan efradın alnından.
İlk iki gazeteyi masamda yan yana yatırmışım. Dünkü günün Radikal’i ile Hürriyet’i.
Radikal: 1. «Ergenekon şaşırdı: Operasyon eğitim gönüllüsü sivilleri hedefledi.» 2. Ekonomide «Hedefler sil baştan: 3,6 küçülme, 13,5 işsizlik.» 3. «Derbi çok can yakacak: Ağır cezalar bekleniyor.»
Hürriyet: 1. «Ergenekon’da profesör dalgası: 5’i eski ve yeni rektör 29 kişi gözaltında. 18 ilde ÇYDD şubelerinde arama yapıldı.» 2. Futbolda: «Oyuncu sorumsuz, seyirci sorumsuz. Derbide kaleci Volkan’ın bu hareketi (Eli apışında bir fotoğrafı var) Galatasaray seyircisini çıldırttı.»       3. Ekonomide «Küçülme: % 3,6; cari açık 11 milyar $».
Bence de günün üç önemli haberi bunlar. Manşetlere, kısa ifadesiyle Türkan Hatun’un evinin aranması haberinin yerleştirilmiş olmasına da katıldım.
İlle velâkin bana sorulsa «Bu üç haberden hangisini büyütelim?» diye, hiç tereddüt etmeden futbol maçındaki vahşeti derdim. Aslında Prof. Türkan Saylan’a utanılacak bir saygısızlıkla layık görülen muameleden duyduğum utancı ve acıyı kelimelerle ifade etmekte güçlük çekiyorum. Buna rağmen, temeldeki meselemiz daha çok o spor karşılaşmasındaki çirkinlikte, seviyesizlikte ve vahşettedir, düşüncesindeyim.
Dünkü konuşmasında Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, çeşitli araştırmalardan ve anketlerden yola çıkarak, Kürt meselemiz ve terör konusunda şu sonuca vardığını söyledi:
– «Bütün bu değerlendirmeler, Türkiye’de etnik bir çatışmanın hiçbir zaman yaşanmadığını ve yaşanmayacağını da göstermektedir.»
Ben öteden beri aynı düşüncedeyim. Kaç kere tekrarladım bilemem, ama basite indirerek diyegeldiğim şudur:
– Ben kimi arkadaşlarımın, (şimdi derbi adıyla anılan, aynı şehrin büyük takımları, adıyla söyleyeceğim) Fenerbahçe-Galatasaray maçlarından önce veya sonra yumruk yumruğa kavga ettiklerini görmüş, ayırayım derken darbelerden nasibimi de almışımdır. Nitekim lisede gözlüğümün kırılmasıyla sonuçlanan kavgada da taraf değildim ben.
Şunu tekrarlayacağım: Ben ömrüm boyunca bu memlekette «Kürdüm! Türküm!» diye yumruklaşan iki gence hiç, ama hiç rastlamadım. Benzer gerekçeyle dövüşen, hatta ağız dalaşına girişmiş insan da görmedim.
İddiam da şu: Yarın bir gün siyasette gırtlak gırtlağa gelecek insanlarımız var ya, işte onların yetişip, boy attığı zemin sözünü ettiğim futbol tribünleridir.
*
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un dünkü konuşması, yalnız bugünün şartları altında değil, Türkiye’nin yarım asırdır beklediği, bir aydınlığa çıkış işaretidir.
Adların önünde mübalağalı sıfatları hiç sevmeyen İsmet Paşa sağ olsaydı ne derdi, diye düşündüm.
Ben, Hilmi Özkök Paşa’nın konuşmalarını da pek beğenirdim. Dünkü konuşma (Atatürk ile İnönü’nün yerlerine göz dikmeden söylüyorum) askerlerden dinlediğim, bilgiden ve dengeden yana en sağlıklı ve en aklı başında konuşmaydı.
Konuşacağız.

Dünkü de DTP operasyonuydu
Aldığımız ilk önemli haber, Diyarbakır başta olmak üzere, Güneydoğu’daki 14 ilde yapılan baskın ve aramalardı. DTP ve Belediye Başkan Yardımcıları da vardı gözaltına alınanlar arasında. Sayıları 50 civarında.
DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk’ü gördüm; müeddep bir ifadeyle, ama ateş püskürüyordu.
Bir parti ileri geleni (Selahattin Demirtaş) «Operasyonun gerekçesine dair resmî bir açıklama yapılmadı» dedi. DTP’lilerin dedikleri şöyle özetlenebilir: l Kaygı verici bir operasyon. Çok tehlikeli bir yaklaşım. l T. Erdoğan’ın «Vatandaş tehdit edildi» iftirasının devamıdır. l AKP iktidarının bu bölgede seçim sonuçlarına tahammülsüzlüğünün neticesidir. l Ama bu bizi, demokrasi ve barış mücadelesinden alıkoyamayacaktır.      l DTP’yi siyaset dışına itme gayretindeler. Ama biz demokrasiden vazgeçmeyeceğiz. Ve hiçbir güç DTP’yi çökertemeyecek. l DTP’yi kriminalize etmek («Ağır ceza gerektirir suç işlemiş duruma düşürmek») istiyorlar. Oysa DTP’nin gizli kapaklı hiçbir çalışması yoktur. l Unutmayın ki DTP yasal bir partidir. l Bu operasyonun     zamanlaması çok yanlıştı. l Tekrar hatırlatalım ki DTP’yi yönlendiren PKK değildir. Onlar da şahin politikaları bıraktılar zaten.
Konuşan DTP’liler, l Operasyonların derhal durdurulmasını ve l Gözaltına alınanların derhal serbest bırakılmasını istemeyi de unutmadılar.
Operasyonların gerekçesi de açıklandı daha sonra: l Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nde toplanan bilgilere göre, aralarında DTP’lilerin de yer aldığı kişiler PKK’nın Türkiye’deki yasa dışı faaliyetlerini yönetmekte ve terör operasyonlarını düzenlemektedir; Ankara ve İstanbul dahil 13 ilimizde. l Bu amaçla 8 kişiden oluşan Türkiye Koordinasyon Birimi oluşturulmuştur. Çeşitli yerlerde gerçekleştirilen operasyonlar Diyarbakır merkezlidir. l Gözaltına alınanlar arasında Öcalan’ın avukatı Seracettin Irmak, Osman Baydemir’in danışmanı Ahmet Zirek ve Gün TV’nin Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Birsin de var.
*
Benim aktardıklarımı ve bu konudaki diğer haberleri okurken aklınızdan geçenleri tahmin edebildiğimi sanıyorum. Ayrıca sessiz eleştirinize de katılıyorum.
Geldiğimiz ve daha ileri de götürebileceğimiz Türk-Kürt kardeşliği ve işbirliği halini, aynı zamanda bu iki unsurdan birini tedirgin ve diğerini teşvik etmeyi marifet sayan (Mahatma Gandhi’nin barışçıl zorlama yöntemine benzer bir davranış biçimini hayal ediyor değilim, haayır!) PKK anlayışı ve hoyratlığıyla oluşturamayacağımızı ve sürdüremeyeceğimizi DTP’li dostlara nasıl anlatabiliriz, bilmem ki!