AKP'li gözüyle son miting

Parti ileri gelenleri, akıl hocaları, çalışma arkadaşları her bakanı zaman zaman uyarırlar:</br>&#8211; Efendim, bu projede gecikiyoruz. Hemen harekete geçmezsek, seçimlere yetiştiremeyeceğiz sonra...

Parti ileri gelenleri, akıl hocaları, çalışma arkadaşları her bakanı zaman zaman uyarırlar:
– Efendim, bu projede gecikiyoruz. Hemen harekete geçmezsek, seçimlere yetiştiremeyeceğiz sonra...
Bakan bu defa, ne duruyoruz öyleyse, davranın bakalım, diye heyecanlanmayacak. Ya ne yapacak? Onları işitmezden gelecek, arpacı kumrusu gibi düşünecek bir süre.
– Arkadaşlar, diyecek; benim içim o kadar rahat değil. Bize çok parlak görünen bu projeyi halk benimsemeyebilir diye bir endişem var benim. Sevineceğine, alkışlayacağına tepki de gösterebilir yani...
İşte bu duraksama, siyasetçinin demokrasiyi içine sindirmişliğine işarettir. Sırf kendi aklına, danıştıklarının tavsiyelerine dayanarak değil, her adımında durup, «Millet buna ne der? Bu yaptığımızın sağlayacağı faydadan emin miyiz?» sualine inandırıcı bir cevap bulduktan sonra harekete geçmesinin siyasetteki adı basirettir.
Cumartesiden bu yana Tandoğan buluşmasını konuşuyoruz. Miting, başlıbaşına bir olaydı. Bu hamleyi biz hazırladık diyenler var. O gün yol boyu, yüksekçe bir yere çıkıp çığırtkanlık edenler vardı, evet. Üç gündür kime rastlasam bana büyük Ankara buluşmasına dair düşündüklerini söylüyor. Orada bilmem kim de şunu söyledi, diyene rastlamadım. Siz, geçin onları bir kalem!
Ben size iktidar cephesinden gelen örnek sesleri aktarayım. Seçme siyasetçilerimizden olsun. İkisi de aynı mitingden söz etsin, ki kıyaslayalım.

  • Hüseyin Çelik (Millî Eğitim Bakanı). «Birileri Cumhuriyet ruhuna, büyük Atatürk'e vefasını, saygısını, hizmetini, gecesini gündüzüne katarak, Türkiye'nin turizm gelirini 86 milyar dolara çıkarmayı planlayarak yapıyor. Birileri iş üretiyor. Birileri de slogan atarak Cumhuriyet'e sahip çıktığını zannediyor» (Sabah, 17 nisan).
  • Abdüllatif Şener (Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı). «Türkiye demokratik bir ülke. Mitingler de bunu gösterir. Toplantılar, gösteriler ilgililere yığınların ve grupların düşüncelerinin ne olduğunu öğretmede etkili bir yöntemdir.
    «Ankara'daki mitinge Türkiye'nin değişik kentlerinden yüz binlerce insan katılmıştır. Gazeteler Cumhuriyet tarihinin büyük mitinglerinden biri dediler. Gerçekten öyleydi. Bu mitingde de Cumhuriyet'in temel niteliklerine, özellikle laik niteliğine vurgu yapılmıştır. Bu demokratik bir süreçtir, herkesin saygıyla karşılaması ve diye düşünmemiz gereken bir olaydır (Vatan, 17 nisan).
    İşte size iki çok tanınmış siyasetçi. İkisi de AKP'li ve milletvekili. İkisi de Tayyip Erdoğan hükûmetinde bakan. Aynı olaydan söz ediyorlar.
    Gene de, aralarında öyle kapatılmaz bir fark var ki!
    Boğaz'da marina ve mendirek
    Bilmiyordum, Büyükşehir Belediye Başkanı'mız Kadir Topbaş'ın, selefi Başbakan Tayyip Erdoğan gibi Kasımpaşalı olduğunu kendisinden öğrendim. Yaşı benden çok küçük de olsa, İstanbul'un yıllardır kara ve deniz trafiğinden neler çektiğini, hele bu yeni görevi sebebiyle hepimizden daha iyi bilir.
    Boğaz'da köprü sayısı artmasın diyenlerdenim. Boğaziçi iki yakalı ve 17 köprülü Paris'e benzeyecek diye korktuğumdan.
    Yıllar yılı oradan oraya gezmiş memur çocuğu bendeniz, köyüm diye, memleketim diye Boğaz'ı bilirim. Çocukluğum orada geçti diyedir. Arnavutköy'den Bebek'e yürürken, sahil boyu dizilmiş lenduha gibi teknelerin (bazıları resmen lokanta) karşı sahili perdelemesinden nasıl rahatsız olduğumu anlatamam size.
    Son bir habere göre, Boğaz koylarına yüzer marinalar yerleştirilecekmiş. Bu sayede kıyı boyunda teknelerden oluşmuş o tahtaperdeden kurtulacakmışız. Bunların yanında yüzer dalgakıranlar da bulunurmuş. Böylece Boğaz daha temiz olacak, gemi trafiği de engellenmeyecekmiş.
    Bakın ne diyeceğim!
    Antalya, Turgutreis, Fethiye, Marmaris gibi yerlerde yüzer marina da varmış, dalgakıran da... Bir televizyondan rica etsenize, minik bir belgeselle bunların ne mene şeyler olduğunu bize göstersinler de içimiz rahat etsin.
    Kadir Topbaş'a sesleniyorum.
    TELAYNAK
  • Yarışmalardan bir yarışma. Adı Şarkı Söylemek Lazım! (Show Tv) Sunucuları Behzat Uygur ile Zeynep Tokuş. Jürinin çıngarcıbaşı Oray Eğin. Zaman zaman seyrediyorum, ama Oray'ın İnci Çayırlı'nın heyetten ayrılmasına sebep olduğu ve Erol Büyükburç'un krize girerek, elini parçalama pahasına masadaki bardağı un ufak ettiği sahneleri seyredemedim. Ben Türk-Popu'nun bânisi («Kurucusu») Büyükburç'u yıllar önce bir gün TRT'de seyrettiğimi hatırlarım. Ankara'daki bir lisede verdiği konserin sonunda, onu çılgınca alkışlayan öğrencilere:
    – Benden de size kucak dolusu serzenişler, diyordu.
    (Gençti o zaman, kullandığı kelimenin «Başa kakma, takaza» anlamına geldiğini büyüdüğünde mutlaka öğrenmiştir.)
    Pazar, akşam geç saatte uğradım Show Tv'deki programa. Gecenin kaybeden çifti açıklanıyordu: bizim Serap Ezgü ile opera sanatçısı olan koçu Hakan Aysev.
    Oylamada birlikte sona kaldıkları diğer çifti (Helin Avşar-Ferda Anıl Yarkın) ne kadar candan alkışladılar, görmeliydiniz. Ne sona kalmış olmanın burukluğu, ne haksızlığa uğramışlık iddiası, ne de jüri üyelerine çemkirme saygısızlığı...
    Görgü bir meziyet ki, ekranda da insana çok yakışıyor.