AKP'nin belediye adayı hanım

Bir partiden gel seni milletvekili yapalım, ya da belediye başkanı, diye teklif almadım. Beklemedim de galiba. Zihnimde, böyle bir davete nasıl cevap vereceğime dair hiçbir hazırlık da hatırlamıyorum.

Bir partiden gel seni milletvekili yapalım, ya da belediye başkanı, diye teklif almadım. Beklemedim de galiba. Zihnimde, böyle bir davete nasıl cevap vereceğime dair hiçbir hazırlık da hatırlamıyorum.
İki yakın arkadaşım CHP'de önemli görevler aldılar. İl Başkanlığı gibi, Belediye Meclisi Üyeliği gibi. Hükûmete giren olmadı. Kapalı kapılar ardında orada esen havaya dair birinci elden izlenimlerim yok.
Partilerde bu teklifin kimlere ve hangi sebeplerle yapıldığını merak ederim. Ederim, çünkü bizim parlamentomuz bana, yazık ki sinesine sığınan siyasetçilerden devlet adamı yetiştirme yeteneğinden yoksun görünür. Nerede yetişecek «devlet adamı» dediğiniz ve fıkdanından şikâyet edegeldiğimiz o insanlar, diye her fırsatta sorarım. Doğru dürüst bir cevap aldığımı hatırlamam.
Tayyip Erdoğan cumhuriyetimizin 28'inci başbakanıdır, diye biliyorum. (Hükûmet sayısı daha çoktur elbette, birkaç hükûmet kurmuş başbakanlarımız da var.) Sekizi emekli asker, Bayar bankacı, Refik Saydam hekim, bir hekim daha var (Sadi Irmak); dört mülkiyeli, dört hukukçu, dört de iktisatçı var; üç mühendis ve bir tarihçi, bir de gazeteci. (Bülent Ecevit)
Mülkiyelileri de hukukçu sayarsak (aralarında maliyeci de var) sekizi öğrenimleri açısından devlet adamlığına yatkın, diyelim; dört iktisatçıyı da ekleyerek, sayıca hukukçular ile iktisatçılar çoğunlukta, diyebiliriz.
Ne okuduğunun da önemi var. Ama devlet adamlığı daha çok Meclis'te ve hükûmette şekillenir. Peki, partilerde öğrenilen nedir? Bence siyaset! Ama bizde siyasetçinin devlet adamına dönüşmesi süreci pek belirginleşmiş değil. Bunları anlatmaktan maksadım nedir? Söyleyeyim.
Dün Hürriyet'te bir haber gördüm. «Buzda Dans» yarışmasının sivri dilli üyesi Sema Çelebi'nin, AKP'den aldığı belediye başkanlığı teklifi ortaya çıktı. Çelebi, , demiş.
Bence çok eksik bir haber bu. O hanımı jüri rolünde görüyoruz. Aşağı yukarı bir fikrimiz var. Parti hangi niteliklerini beğenerek Sema Hanım'a teklifte bulunmuş, dersiniz? Haberin, asıl merak uyandıran yanı bu değil mi?
Dil Yâresi

  • Yârenliği daha doğrusu. Okurum Hakan Kotan, güzel Türkçe konuşmak ve iyi bir hatip olmak isteyen bir tanıdığı adına soruyor: Bu konuda neler yapması lazım, size sorayım, dedim. Ne tavsiye edersiniz?
    – Kolay sual değil. Gayret edeyim.
    Kelime hazinesi zengin, rahatlıkla yüksek sesle de okunabilen, yani kitabî olmaktan ziyade konuşur gibi yazan ustaların kitaplarını, makalelerini nerede bulursa yüksek sesle okusun. Çok okusun.
    Türkçe kitaplığını tamamlasın. Gerekli sözlükler, kılavuzlar, dilbilgisi kitaplarıyla hemhal olsun.
    Türkçesini beğendiği spikerleri, oyuncuları, hatipleri dinlesin. Bundan ötesi yeteneğine kalır.
    Bale ilahemiz Meriç Sümen
    Bu sanatın klasiğinden çok modernini seven nâçiz («Adı anılmaya değmeyecek kadar değersiz, önemsiz») bir bale seyircisiyim. Ve Meriç Sümen'in hayranıyım.
    – Ne sıfatla, demeyi sakın denemeyin! Bale seçimlerinde oy kullanmama engel olmak istediniz, diye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kadar giderim!
    Bir araya pek az gelmişizdir baleyle. Sahneden çok ekranda desem, yadırgar mısınız? Bu sanat alanındaki kıratımı faş etmek için şunu da ilave edeyim:
    – Fred Astaire'den çok Gene Kelly'ye yakınlık duyanlardanım.
    Mazeret beyanından sonra gelelim, sevgimizle, saygımızla, hayranlığımızla ona olan borcumuzu ödeyemeyeceğimiz büyük sanatçımız Meriç Hanım'a.
    Meriç Sümen Kanan 15 ekim 2007 tarihinde, ailevî sebeplerle ve kendi isteğiyle görevinden ayrıldı. Devlet Opera ve Balesi'nin 46 yıllık mensubu (yüz akı, yıldızı, yöneticisi, hocası) idi. 2005'ten itibaren de Genel Müdür ve Genel Sanat Yönetmeni. Dünya çapındaki kariyerini (Bu kadar yere nasıl sığdıracaksam.) özetlemeye çalışayım.
    Tek devlet sanatçısı balerinimizdir. Meslek çevresindeki adıyla Jan Dark. Elli altı yıldır (1951-2007) BALE'yi yaşadı. [Ne tesadüftür cânım efendim! Ben de mesleğin 56'ncı yılındayım ve bugün -5 ekim pazartesi- Gazeteciler Cemiyeti'nde verilecek «Nasıl dayandın birader!» ödülünü almaya gideceğim.]
    Moskova/Bolşoy'da dans etmiş ilk yabancı Prima Balerin. Bolşoy Dans Akademisi mezunu tek Türk balerini ve bale hocası. 17-47 yaş arası 30 yıl kesintisiz Baş Dansçı. İleri yaşlarında bile sahnelerde görüp alkışladığımız bir dans ilahesi.
    Ankara ve İstanbul'da on yıl Başkoreograf. (Bakın ne diyorum!) 1959-1990 arası Türkiye'de ilk defa oynanan bütün bale eserlerinin baş balerini. Hepsi 35 bale ediyor. Herhalde yurtdışında en çok dans eden ve ödül alan Türk balerini.
    Devlet Opera ve Balesi'nin, bale kökenli tek müdür ve sanat yönetmeni. İlk ve tek Genel Müdürü... Evet efendim, meziyetlerini ve başarılarını saymakla bitiremeyeceğim bir sanat kadını.
    Görevini yerine gelecek arkadaşına devir ve emanet etme tavrı, tarzı bile başlıbaşına bir güzellikti. Kendisi de bir o kadar güzel olan bu Meriç Hanım'ımız var ya bizim! Toplumlar, onların kişiliğinde, onlara duydukları sevgi ve hayranlıkta buluşarak milletleşiyor. (Bunu da benden işitmiş olun.)